https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/06/hakkimizda.jpg

Bir öykünün olaylarını unuttuğumuz hâlde onun havasını yıllarca hatırladığımız olur. Bir evin içindeki boğuntu, yağmurdan önceki ağır gökyüzü, sabaha karşı boş bir sokağın tekinsizliği, çocukluğa ait bir odanın sıcaklığı ya da kalabalığın ortasında duyulan yalnızlık bellekte kalır. Çünkü öykü yalnızca ne olduğuyla değil, okura nasıl bir dünya içinde bulunduğunu hissettirmesiyle de yaşar. Atmosfer tam olarak bu noktada ortaya çıkar. Atmosfer, bir öykünün duygusal ve duyusal iklimidir. Mekândan beslenir ama yalnızca mekân değildir. Karakterin algısı, anlatıcının sesi, sözcük seçimi, cümlelerin ritmi, ışık, ses, koku, zaman ve nesneler birlikte çalışarak okurun metinle kurduğu duygusal ilişkiyi biçimlendirir. Bu nedenle atmosfer, öykünün süsü değildir. İyi kurulduğunda anlatının kendisine dönüşebilir.

Atmosfer ile Mekân Aynı Şey Değildir

Atmosfer üzerine düşünürken yapılan en yaygın yanlışlardan biri onu doğrudan mekânla eşitlemektir. Mekân, olayın geçtiği fiziksel çevredir. Atmosfer ise o çevrenin okurda ve karakterde yarattığı etkidir. Aynı mutfak iki farklı öyküde birbirinden tamamen ayrı atmosferler yaratabilir. Birinde masanın üzerinde yeni demlenmiş çay vardır. Pencere açıktır. Sokaktan çocukların sesi gelir. Ocakta yemek kaynamaktadır. Diğerinde aynı masada soğumuş bir tabak durur. Perde yarı kapalıdır. Musluktan düzenli aralıklarla su damlar. Bir sandalye çekilmiş ama kimse oturmamıştır.

Mekân değişmemiştir. Fakat seçilen ayrıntılar değiştiği için atmosfer de değişmiştir. Bu nedenle öykü yazarken yalnızca “Bu sahne nerede geçiyor?” sorusunu sormak yetmez. Şunu da sormak gerekir: Bu mekânda bulunmak karakter için nasıl bir deneyim? Atmosferin gerçek başlangıç noktası çoğu zaman burada bulunur.

Atmosfer Her Zaman Duygudan Başlamak Zorunda Değildir

Bir yazar öyküye belirli bir duyguyla başlayabilir. “Bu sahnede tedirginlik hissi yaratmak istiyorum,” diyebilir. Ama atmosfer yalnızca önceden belirlenmiş duyguların uygulanması değildir. Bazen atmosfer bir görüntüden doğar. Boş bir lunapark. Bir apartmanın gece boyunca yanıp sönen merdiven lambası.

Kıyıya vurmuş tek bir ayakkabı. Bazen bir sesten doğar. Gece boyunca çalışan bir makinenin uğultusu. Üst kattan gelen düzenli ayak sesleri. Bir çocuğun aynı şarkıyı tekrar tekrar söylemesi.

Bazen de yalnızca bir cümleden doğabilir. Yazar, metnin ilk birkaç cümlesindeki ritimle bile öykünün havasını belirleyebilir. Bu nedenle atmosferi mekanik bir formüle dönüştürmemek gerekir. Atmosfer, öykünün başka unsurlarıyla birlikte gelişebilir. Kimi zaman karakter atmosferi yaratır, kimi zaman mekân karakteri biçimlendirir, kimi zaman da dil ikisini birden dönüştürür.

Atmosfer Ayrıntının Çokluğundan Değil, Seçiminden Doğar

Betimleme ile atmosfer aynı şey değildir. Bir odadaki her ayrıntıyı anlatmak atmosfer yaratmaz. Hatta fazla ayrıntı okurun dikkatini dağıtabilir. İyi atmosfer çoğu zaman birkaç doğru ayrıntının seçilmesiyle kurulur. Örneğin yıllar sonra çocukluk evine dönen bir karakteri düşünelim. Yazar odadaki bütün mobilyaları tek tek anlatabilir. Fakat bunun yerine duvarda eskiden bir resmin asılı olduğu soluk dikdörtgeni göstermesi çok daha güçlü olabilir.

Çünkü bu ayrıntı yalnızca duvar hakkında bilgi vermez. Geçmişi çağırır. Bir şeyin orada bulunduğunu ve artık bulunmadığını düşündürür. Atmosfer burada betimlemeden değil, eksiklikten doğar. Ayrıntı seçerken yararlı sorulardan biri şudur:

Karakter neden tam da bu ayrıntıyı fark ediyor? Bir insan çevresindeki her şeyi aynı yoğunlukta görmez. Korkan biri kapıyı, çıkışları ve sesleri fark edebilir. Özleyen biri eskiden bildiği nesnelerin değişmiş hâline dikkat edebilir. Öfkeli biri başka insanların küçük hareketlerini büyüterek algılayabilir.

Bu nedenle atmosfer, çevrenin kendisinden çok çevrenin nasıl görüldüğüyle ilgilidir.

Karakterin Bakışı Atmosferi Değiştirir

Bir parkı üç farklı karakterin gözünden anlatalım. Çocuk için park büyük ve keşfedilecek bir yer olabilir. Yaşlı biri için eski günleri hatırlatan tanıdık bir alan olabilir. Gece yalnız yürüyen bir karakter için aynı park tehditkâr görünebilir. Ağaçlar, banklar, yollar aynıdır.

Değişen karakterdir. Bu nedenle güçlü atmosfer nesnel bir kamera görüntüsüne benzemez. Karakterin geçmişi, korkuları, beklentileri ve arzuları çevrenin nasıl anlatıldığını etkiler. Öykünün bakış açısı ne kadar karaktere yakınsa atmosfer de o kadar kişisel hâle gelir. Karakter bir odaya baktığında aslında yalnızca odayı görmez. Kendi geçmişini de görür.

Duyular Atmosferin En Güçlü Araçlarından Biridir

Öykülerde betimleme çoğunlukla görme duyusuna dayanır. Duvarlar anlatılır. Sokakların görünüşü anlatılır. Gökyüzünün rengi anlatılır. Oysa insan dünyayı yalnızca gözleriyle algılamaz.

Ses, koku, dokunma ve tat atmosferi çok daha hızlı kurabilir. Bir hastanenin kokusu. Eski bir dolabın içindeki naftalin. Sıcak bir yaz gecesinde çarşafın ten üzerinde bıraktığı yapışkanlık. Ağızda kalan metalik tat.

Duvarın arkasından gelen anlaşılmayan konuşmalar. Bu ayrıntılar okurun sahneyi yalnızca görmesini değil, bedensel olarak hissetmesini sağlar. Ancak burada önemli bir ayrım vardır. Her sahnede beş duyunun tamamını kullanmak gerekmez. Bu mekanikleşir.

Önemli olan sahnenin duygusunu taşıyan duyusal ayrıntıyı seçmektir. Örneğin boş bir evde yalnızca buzdolabının çalışması bile bütün atmosferi taşıyabilir.

Ses, Sessizlik ve Tekrar

Atmosfer oluşturmak için en etkili araçlardan biri sestir. Çünkü ses görünmeyeni hissettirebilir. Koridordan gelen bir gıcırtı, uzaktan geçen tren, duvarın arkasındaki televizyon sesi, sokakta bağıran bir satıcı… Bunların her biri sahneye yaşam verir. Sessizlik de aynı ölçüde güçlüdür.

Fakat edebiyatta sessizlik “hiç ses olmaması” anlamına gelmez. Bazen sessizliği küçük sesler görünür kılar. Saatin tik takı. Kalorifer borusunun tıkırtısı. Birinin nefesi.

Bir bardağın masaya bırakılması. Öykü boyunca tekrar eden bir ses de atmosferin parçasına dönüşebilir. Başlangıçta sıradan görünen bir tren sesi, anlatının ilerleyen bölümlerinde karakter için başka bir anlam kazanabilir. Tekrarın gücü burada ortaya çıkar. Aynı şey tekrar edilir ama aynı anlamla dönmez.

Sözcüklerin Atmosferi

Atmosfer yalnızca anlatılan nesnelerde değildir. Sözcüklerin kendisi de atmosfer yaratır. Bir ev için: “Eski ev.” demek başka,

“Çökmeye yüz tutmuş ev.” demek başka, “Yıllardır kimsenin terk etmeye cesaret edemediği ev.” demek başka bir etki yaratır. Sözcüklerin sözlük anlamı kadar çağrışımları da önemlidir.

Bazı sözcükler serttir. Bazıları yumuşak. Bazıları mesafe yaratır. Bazıları yakınlık. Bu nedenle atmosfer kurarken sürekli sıfat kullanmak yerine doğru fiili bulmak çoğu zaman daha etkilidir.

“Perde hareket ediyordu.” yerine “Perde nefes alır gibi kabarıyordu.” denildiğinde yalnızca görüntü değil, sahnenin hissi de değişir. Fakat atmosfer kurmak şiirsel yazmak anlamına gelmez.

Bazen çok sade bir cümle daha güçlüdür: “Annesinin ayakkabıları hâlâ kapının önündeydi.” Cümle duygunun adını söylemez. Ama bağlam doğru kurulmuşsa okur o yokluğu hisseder.

Cümle Ritmi de Atmosfer Yaratır

Yazarlar atmosfer kurarken çoğu zaman yalnızca neyi betimlediklerine odaklanır. Oysa cümlelerin uzunluğu ve ritmi de atmosferin önemli parçalarıdır. Kısa cümleler hız yaratabilir. Sertlik yaratabilir. Panik duygusunu artırabilir.

Uzun, birbirine bağlanan cümleler ise düşünsel, düşsel ya da ağır bir atmosfer oluşturabilir. Örneğin gerilimli bir sahnede: Kapıyı açtı. Koridor boştu. Ses yeniden geldi.

Bu ritim okuru ileri iter. Fakat geçmişin hatırlandığı bir sahnede daha uzun ve kıvrımlı cümleler kullanılabilir. Dolayısıyla atmosfer yalnızca kelimelerin anlamında değil, cümlelerin hareketinde de bulunur.

Mekân Bazen Öykünün Karakterlerinden Biri Gibi Çalışır

Bazı öykülerde mekân yalnızca karakterlerin bulunduğu yer değildir. Olayların gelişimini belirler. Karakterlerin davranışlarını sınırlar. Hatta öykünün anlamını oluşturur. Bir ada öyküsüyle büyük şehir öyküsünün aynı biçimde gelişmesi mümkün değildir.

Bir sınır kasabası, bodrum katı, otel odası, hastane koridoru ya da köy meydanı karakterlerin hareket alanını değiştirir. Bu nedenle mekân seçimi yalnızca görsel değildir. Mekân şu soruları da belirleyebilir: Karakter buradan çıkabilir mi? Burada kimlerle karşılaşabilir?

Neleri görebilir? Neleri saklayabilir? Nelerden kaçamaz? Mekân anlatının olanaklarını belirlediğinde atmosfer de doğal biçimde güçlenir.

Zaman Atmosferin Görünmeyen Katmanıdır

Bir mekânın atmosferi günün saatine göre değişebilir. Sabah sekizde kalabalık olan bir tren istasyonu gece üçte başka bir yere dönüşür. Bir okul koridoru ders saatinde başka, yaz tatilinde başka hissedilir. Bir eğlence mekânı gece başka, sabah temizlik yapılırken başka görünür. Mevsim de atmosferi değiştirir.

Fakat bu yalnızca yağmur, kar ya da güneş meselesi değildir. Mevsim insanların davranışlarını, kıyafetlerini, sokakların sesini ve ışığın biçimini değiştirir. Dolayısıyla zaman yalnızca takvim bilgisi değil, öykünün duyusal yapısının parçasıdır.

Hava Durumunu Klişeye Dönüştürmemek

Yağmur, sis, fırtına ve kar atmosfer yaratmak için güçlü araçlardır. Ama kolayca klişeye dönüşebilirler. Üzgün karakter eşittir yağmur. Korku eşittir fırtına. Mutluluk eşittir güneş.

Bu tür doğrudan eşleşmeler öykünün etkisini zayıflatabilir. Hava karakterin duygusunu destekleyebilir. Ama ona karşıt da olabilir. Bir cenaze gününün çok güzel olması güçlü bir karşıtlık yaratabilir. Bir ayrılık konuşmasının yazın en parlak öğle saatinde yapılması sahneyi daha acı hâle getirebilir.

Çünkü dünya karakterlerin yaşadığı acıya kayıtsızdır. Atmosfer bazen bu uyumsuzluktan doğar.

Nesneler Atmosfer Taşıyabilir

Öyküde bazı nesneler zamanla sıradan eşya olmaktan çıkar. Bir anahtar. Bir fincan. Eski bir radyo. Kırık bir oyuncak.

Bir palto. Bir fotoğraf. Bu nesneler öykü boyunca tekrarlandığında yeni anlamlar kazanabilir. Önemli olan nesnenin anlamını açıklamamak, anlatı içinde oluşmasına izin vermektir. “Bu anahtar onun geçmişini simgeliyordu.”

demek yerine anahtarın farklı sahnelerde tekrar ortaya çıkması daha etkilidir. Okur bağlantıyı kendisi kurduğunda nesne atmosferin doğal parçasına dönüşür.

Söylenmeyen Şeylerin Atmosferi

Atmosfer her zaman anlatılan şeyden doğmaz. Bazen anlatılmayan şey daha güçlüdür. Bir aile sofrasında herkes konuşuyor olabilir ama kimsenin belirli bir kişiden söz etmemesi bütün sahnenin atmosferini oluşturabilir. Bir odanın neden boş olduğu açıklanmayabilir. Bir karakterin neden eve dönmediği hemen söylenmeyebilir.

Bu tür boşluklar okurun zihninde gerilim oluşturur. Ancak belirsizlik ile anlaşılmazlık aynı şey değildir. Yazarın neyi sakladığını bilmesi gerekir. Okur bilmese bile metin bunu bilmelidir.

Atmosfer Öykü Boyunca Değişebilir

Atmosferi tek bir duygu olarak düşünmek başka bir hatadır. Öykünün başında sıcak ve güvenli görünen bir ev ilerleyen bölümlerde boğucu hâle gelebilir. Başlangıçta yabancı görünen bir şehir zamanla karakterin sığınağına dönüşebilir. Atmosferin değişmesi, karakterin değişimini de gösterebilir. Bu nedenle öykünün sonunda aynı mekâna yeniden dönmek güçlü bir yöntem olabilir.

Mekân aynıdır. Ama karakter artık aynı değildir. Bu yüzden okurun gördüğü yer de değişmiştir.

Atmosfer Kurarken Yapılan En Yaygın Hatalar

İlk hata aşırı betimlemedir. Atmosfer yaratmak için her ayrıntının anlatılması gerekmez. İkinci hata duygunun adını sürekli söylemektir. “Kasvetliydi.” “Gerilim vardı.”

“Ürkütücüydü.” Bu sözcükler tamamen yasak değildir. Ancak sürekli kullanıldığında okurun hissetmesi gereken şeyi açıklamaya dönüşür. Üçüncü hata, atmosferi yalnızca doğa ve hava üzerinden kurmaktır. Oysa bir mutfak, toplu taşıma aracı, hastane odası ya da alışveriş merkezi de çok güçlü atmosferler yaratabilir. Dördüncü hata ise karakterin bakışını unutmaktır.

Atmosfer tarafsız değildir. Bir mekân, onu gören kişinin geçmişinden ve ruh hâlinden etkilenir.

Küçük Bir Yazma Çalışması

Aynı sahneyi üç kez yazmayı deneyin. Bir karakter yıllar sonra çocukluk evine dönüyor. Birinci metinde eve dönmek ona huzur versin. İkinci metinde korku yaratsın. Üçüncü metinde hiçbir şey hissetmemesi, yani yabancılaşması esas olsun.

Olayı değiştirmeyin. Evi değiştirmeyin. Yalnızca karakterin dikkat ettiği ayrıntıları, sesleri, kokuları, ışığı, sözcükleri ve cümle ritmini değiştirin. Bu çalışma atmosferin aslında büyük ölçüde seçim sanatı olduğunu gösterir.

Sonuç

Atmosfer, öykünün okur tarafından hissedilen yüzüdür. Mekân, zaman, duyular, karakterin bakışı, sözcük seçimi, ritim, nesneler ve sessizlik birlikte çalışır. Güçlü atmosfer çok betimlemekle kurulmaz. Doğru şeyi göstermekle kurulur. Öykü yazarken bu yüzden yalnızca şu soruyu sormamak gerekir:

Burada ne oluyor? Bir soru daha gerekir: Burada bulunmak nasıl bir şey? İyi atmosfer, bu soruya doğrudan cevap vermez. Okura cevabı hissettirir.