https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/06/hakkimizda.jpg

Günter Grass’ın 1959 yılında yayımlanan ve yazara 1999 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandırarak dünya edebiyatındaki yerini perçinleyen Teneke Trampet (Die Blechtrommel), savaş sonrası Alman edebiyatının en sarsıcı ve kurucu metinlerinden biri kabul edilir. Eser; II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından Almanya’da belirginleşen toplumsal suskunluğu, kolektif suçluluk duygusunu ve yaşanan derin ahlaki çözülmeyi doğrudan merkezine alır. Grass, savaşın yalnızca cephelerdeki yıkımına ve yönetimsel sonuçlarına odaklanma kalmaz; bu büyük acının kişinin ruhunda açtığı derin yaraları, gündelik yaşama sızan korku ortamını ve unutturulmak istenen geçmişin bellekte değişik kılıklarda nasıl belirdiğini titizlikle gözler önüne serer.

Romanın yayımlandığı dönem, Nazi geçmişine dair toplumsal sessizliğin ve kolektif inkarın egemen olduğu bir tarihsel dönemece denk düşer. 1950’li yılların Batı Almanyası’nda hızla yükselen ekonomik yeniden yapılanma ve ekonomik mucize söylemi kamusal alanı bütünüyle kuşatırken, yaşanan tarihsel suçlar ve Nazi rejimiyle kurulan suç ortaklığı çoğu zaman bastırılarak tabuya dönüştürülmüştür. İşte bu tarihsel iklimde Teneke Trampet, kurmaca bir edebi anlatı olmanın ötesine geçerek ortak hafızayı acımasızca sorgulayan, bastırılanı yüzeye çıkaran ve dönemin Almanya’sını ciddi bir vicdan muhasebesine zorlayan güçlü bir itiraz metni hâline gelmiştir. Bu nedenle yapıt bir kesim tarafından Alman toplumuna yönelik haksız ve sert bir itham olarak görülürken, diğer bir kesim tarafından savaş sonrası dönemin en dürüst ve cesur edebi yüzleşmesi olarak değerlendirilmiştir.

Anlatının merkez üssü konumundaki Danzig (Gdańsk), Alman ve Polonya kültürlerinin iç içe geçtiği, çatıştığı ve kimlik gerilimlerinin en üst düzeyde yaşandığı sembolik sınır kentidir. Versailles Antlaşması sonrasında değişen sınırlar ve adım adım yükselen saldırgan milliyetçilik, II. Dünya Savaşı’nın ideolojik altyapısını kurarken Danzig’i de kaçınılmaz olarak tarihsel çatışmaların odağına yerleştirir. Grass yapıtında, tarihi ders kitaplarının resmî diliyle aktarmak yerine, onun sıradan insanların yaşamında yol açtığı baskıyı, aidiyet krizlerini ve parçalanmayı doğrudan gündelik yaşamın içinden görünür kılar.

Romanın merkezinde yer alan Oskar Matzerath, henüz üçüncü yaş gününde yetişkinler dünyasının ikiyüzlülüğünü ve çürümüşlüğünü fark ederek büyümeyi reddeder. Kendini merdiven boşluğuna bırakıp bedensel gelişimini kasten durdurması, metnin gerçeklikle kurduğu bağı baştan aşağı sarsan grotesk bir kırılma yaratır. Oskar’ın bu kararı, kurulu ahlak düzenine, faşizme ve güvenilmez yetişkinler dünyasına karşı geliştirilmiş son derece radikal ve simgesel bir direniştir. Çevresindeki dünya, siyasal rejimler ve sınırlar sürekli değişirken Oskar’ın bedeninin çocuk kalıbında sabit kalması, romanın temel dramatik ve felsefi gerilimlerinden birini doğurur.

Oskar, olayların tanığı ve kahramanı olmasının yanı sıra çağdaş edebiyatın en yetkin “güvenilmez anlatıcı” örneklerinden biridir. Yaşananları doğrudan ve nesnel bir gerçeklikle aktarmak yerine, kendi öznel belleğinin, takıntılarının ve algısının süzgecinden geçirerek yeniden inşa eder. Bu durum romanı tek merkezli ve mutlak gerçeklik iddiasından kurtarır. Geçmiş ile şimdiki zaman arasında sürekli gidip gelen anlatım ritmi, insan hafızasının eksik, dağınık ve hatırlama anında yeniden kurgulanan parçalı yapısıyla birebir örtüşür. Grass’ın bilinç akışı tekniğinden ve grotesk anlatım biçiminden beslenen üslubu, 20. yüzyılın parçalanmış tarih deneyimini metnin biçimsel düzeyine taşır; böylece tarihsel süreklilik bilinçli olarak kesintiye uğratılır.

Oskar’ın elinden hiçbir koşulda düşürmediği teneke trampet, eserin en katmanlı simgesidir. Trampet, salt bir çocuk oyuncağı olmaktan çıkıp; bastırılmak istenen bireysel ve toplumsal hafızanın, unutturulmaya çalışılan geçmişin ritmik sesi hâline gelmiştir. Oskar huzursuzluk ve tehdit anlarında trampetine sığınır. Çaldığı ritimlerle üstü örtülmeye çalışılan gerçekleri yeniden görünür kılar. Bununla birlikte, rahatsızlık duyduğu anlarda camları tuzla buz eden yüksek frekanslı çığlığı da bireyin maruz kaldığı baskıya karşı geliştirdiği yıkıcı tepkinin doğrudan karşılığıdır.

Roman boyunca mikroskobik düzeydeki kişisel yaşamlar ile makro ölçekteki tarihsel olaylar sürekli birbirine eklemlenir. Nazi mitingleri, aile içindeki küçük ikiyüzlülükler, dinî çatışmalar ve savaşın yıkıcı atmosferi aynı anlatı zemininde harmanlanır. Grass, kötülüğün, sıradan insanların suskunluğu, konfor alanlarını koruma arzusu ve sorgulamadan düzene biat etmesiyle yayıldığını etkileyici bir biçimde gösterir. Bu yaklaşım, Hannah Arendt’in kavramsallaştırdığı “kötülüğün sıradanlığı” düşüncesiyle açık paralellik taşır. Nitekim sıradan bir esnaf olan baba Alfred Matzerath figürü, faşizme ayak uyduran ve düşünmeden itaat eden kitlelerin tarihsel suç mekanizmasındaki payını gözler önüne serer.

1899’dan 1950’li yılların ortalarına uzanan geniş bir tarihsel dönemi kapsayan Teneke Trampet, bir ailenin kuşaklar boyu süren hikâyesinin çok ötesine geçerek 20. yüzyıl Avrupa’sının kültürel ve siyasal kırılmalarını panoramik biçimde yansıtır. Grass’ın anlatısındaki çok seslilik ve bilinçli dağınıklık, yaşanan büyük çöküşün insan zihninde bıraktığı çelişkilerle doğrudan örtüşür.

Tüm bu özellikleriyle Teneke Trampet, savaşın getirdiği fiziksel yıkımdan ziyade, ardında bıraktığı ahlaki boşluğu, kolektif dilsizliği ve suç ortaklığını sorgulayan sarsıcı geçmişle yüzleşme metnidir. Yapıt; geçmişin büsbütün unutulamayacağını, sessiz kalmanın suça ortak olmak anlamına geldiğini ve ortak belleğin üstü örtülse bile sanat ve vicdan yoluyla hep diri kalacağını ortaya koyar.