Kulağımda ki ağrı değil. Bir uğultu çınlama gibi hakim bey. O gün bu gündür durmadı meret. Bazen kafamı ranzalara vurasım geliyor. Yok hakim bey vurmuyorum. Gittim çaldım kapılarını öyle yani hiçbir şey yokmuş gibi yaptım.

Kafeye gelen adam boş bir yer bulma umuduyla çevresine bakınırken, garson köşedeki masayı işaret etti. Orada oturan hesabı ödüyor. İyi bir tesadüf oldu. Herkes kahvaltıya ne kadar da meraklıymış.

18. yüzyılın Müzisyenler Kentinde -Viyana’da-, varlığını bestelerine adayan Wolfgang’a, hastalıklı bir takıntıyla yaklaşan Antonio Salieri’nin kendi içindeki yolculuğu, filmde yoğun bir şekilde karşımıza çıkmakta.

Bir cam ustası gibi, bir şair ustalığıyla kurgulamış Ceviz Hırsızları: O denli kırılgan ve zengin metaforlarla dolu. Ama sadece bir yakın tarih romanı değil Ceviz Hırsızları. Her biri ötekinden çarpıcı, sürprizlerle dolu nice öykü bekliyor sizi.”