https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/06/hakkimizda.jpg

Bazı kitapları anlatmak için kitabın ne anlattığını bilmek yetmez. Nerede durduğunu da bilmek gerekir. Rıdvan Hatun’un Cehennem İlahi’si böyle bir yerde duruyor: Gerçekliğin hemen yanı başında ama ona hiçbir zaman bütünüyle teslim olmadan. Yedi öykü boyunca insanın kendisiyle arasına giren o görünmez mesafeyi okuyoruz. Hatun, karakterlerini açıklamıyor; onları bize bırakıyor. Bazıları bir insandan çok insanın içinde taşıdığı bir yaraya benziyor. Yalnızlık, ölüm, arayış, baba, geçmiş, birbirine ulaşamama… Hepsini barındırıyor. Fakat hiçbirinin üzerine parmak basmıyor. Metin, okurun kendi parmağını uzatmasını bekliyor. Hatun’un dili, gösterişli olmaya çalışmadan yoğun. Bazen tek bir cümleye bakıyorsunuz ve bütün öykünün ağırlığını taşıdığını hissediyorsunuz.

‘‘Karanlık bizi yutmuş, yalnızlığın ihanete benzemiş’’ cümlesi mesela. Yalnızlığı yalnızca bir hal olarak bırakmıyor; onu ihanete dönüştürüyor. Çünkü insanı her zaman yalnız kalmak yaralamıyor, bazen yalnızlığın artık kendi içimizde büyüyen, bize ait bir şeye dönüşmesi yaralıyor.

 

‘‘Çatallanan her yolda, dönüştüğümüz her hikayede birbirimizi bulalım.’’

Kitabın bütün karanlığı içinde bu cümle bambaşka bir yerde duruyor. Cehennemde İlahi sadece kaybolmanın değil, kaybolurken bir başkasına ulaşma çabasının da kitabı. İnsan değişiyor, dağılıyor, başka birine dönüşüyor; yollar ayrılıyor, hikayeler çatallanıyor ama bütün bunların arasında yine de birbirimizi bulabileceğimize dair bir inat kalıyor. Belki de kitabın en insani tarafı tam olarak bu: Ne kadar kaybolursak kaybolalım bir yerlerde birbirimize varmanın yolunu aramaya devam ediyoruz. Kitabın adı da biraz bununla ilgili. Cehennemde bile bir ilahi söylemeye duyulan ihtiyaç.

 

Hatun’un öykülerinde karakterler kesinlikten uzak. Nerede başladıkları, nereye vardıkları, bazen gerçekten var olup olmadıkları bile ikinci planda. Önemli olan onların zihninde bıraktıkları iz. ‘‘Obruk’’ta açılan boşluk, ‘‘Papağan’’da yer değiştiren gerçeklik, ‘‘Ortanca’’nın kendine has atmosferi. Bunların her biri kitabın aynı yaraya başka yerlerden dokunan parçaları gibi. Bir de yazarın karanlığın içerisinde mizahı kaybetmemesi var. ‘‘İntihar etmek isteyen böcek ne yapar Rıjit  Başkan?’’ sorusuna verilen ‘‘Ortaya çıkar,’’ cevabı kitabın bütün ağırlığını bir anda başka bir yere taşıyor. Kısa, tuhaf ve neredeyse absürt. Ama tam da bu yüzden akılda kalıyor.

Evet, Cehennemde İlahi her okura kendisini hemen açacak bir kitap özelliği taşımıyor. Fakat ben bunu bir sorun olarak görmüyorum. Bazı metinlerin bütün kapılarını okura açması gerekmiyor. Bazı kapıların kapalı kalması, içeride ne olduğunu daha uzun süre düşündürüyor.

Yazarın yaptığı da biraz bu. Okurun zihninden tamamlanması için her şeyi söylemek yerine bazı şeyleri metnin dışında bırakıyor. Kitap bittiğinde insanın elinde bütün cevaplar kalmıyor. Daha iyisi kalıyor: Sorular.

Cehennemde İlahi, işte bu yüzden benim için güçlü bir kitap. Rıdvan Hatun’un öykülerinde insan bazen kayboluyor, bazen bir başkasını arıyor, bazen kendisinden bile saklanıyor.

Ama en sonunda hep aynı yere dönüyor: Kendisine.

Ve belki de cehennemin ortasında söylenen o ilahi, tam olarak bunun sesi.

 

Künye

Kitap: Cehennemde İlahi

Yazar: Rıdvan Hatun

Yayınevi: Yapı Kredi Yayıları

Sayfa Sayısı: 104