
Edebiyatta bazı metaforlar vardır ki yalnızca bir imge olarak kalmaz, metnin bütün düşünsel yapısını taşır. Ağaç da bu metaforlardan biridir. Mitolojilerden kutsal metinlere, halk anlatılarından modern romana kadar uzanan geniş bir kültürel hafızada ağaç; kökleri, gövdesi ve dallarıyla insan varoluşunun bir karşılığı olarak okunur. Toprağa gömülü kökleri geçmişi, göğe doğru uzanan dalları ise geleceği simgeler. Gövde ise şimdiki zamanın ağırlığını taşır. Filiz Ünalan’ın İnsan Ağacına Benzer adlı kitabı da bu kadim metaforu merkezine alarak insan hayatını, hafızayı ve varoluşu yeniden düşünmeye çağıran bir anlatı kurar.
Kitap ilk bakışta bireysel hikâyeler anlatan bir öykü kitabı gibi görünür. Ancak sayfalar ilerledikçe metnin asıl meselesinin yalnızca karakterlerin yaşadıkları olaylar olmadığı anlaşılır. Ünalan’ın anlatısında insanın geçmişiyle kurduğu ilişki, kökleriyle olan bağı ve zamanın insan üzerinde bıraktığı izler temel bir düşünsel alan oluşturur. Bu nedenle metin, yalnızca hikâyeler anlatan bir kitap olmaktan çok insanın kendi varoluşuna dair sorular sormasına neden olan bir anlatı dünyası kurar.
Ağaç metaforu bu dünyanın merkezinde yer alır. İnsan da tıpkı bir ağaç gibi büyür, değişir, yaralanır ve bazen kırılır. Ama aynı zamanda yeniden filiz verme ihtimali taşır. Bu nedenle kitap boyunca karşılaşılan karakterlerin her biri, görünmeyen kökleri olan varlıklar gibi görünür. Okur, onların bugün yaşadıkları duyguların ardında geçmişten gelen izleri sezmek zorunda kalır. Çünkü Ünalan’ın anlatısında geçmiş hiçbir zaman gerçekten geçmişte kalmış değildir. Geçmiş, tıpkı ağacın toprağın altında uzanan kökleri gibi görünmez ama bütün varlığı belirleyen bir güç olarak varlığını sürdürür.
Yazarın kurduğu anlatı dünyasında zaman doğrusal bir çizgi halinde ilerlemez. Anılar, şimdiki zamanın içine sızar ve anlatının ritmini belirler. Bir karakterin hatırladığı küçük bir ayrıntı, bir mekânın kokusu ya da doğadaki bir görüntü geçmişin kapılarını açabilir. Bu noktada metnin en güçlü yönlerinden biri, belleğin çalışma biçimini oldukça doğal bir şekilde yansıtmasıdır. İnsan zihni geçmişi kronolojik bir düzen içinde hatırlamaz; hatıralar çoğu zaman parçalar halinde ve duygular aracılığıyla ortaya çıkar. Ünalan’ın öykülerinde de tam olarak böyle bir hatırlama biçimi vardır.
Kitapta dikkat çeken bir diğer unsur yalnızlık duygusudur. Ancak bu yalnızlık dramatik bir yoğunlukla değil, daha çok sessiz ve içe dönük bir atmosfer içinde hissedilir. Ünalan’ın karakterleri çoğu zaman kalabalıkların içinde bile yalnızdır. Modern hayatın yarattığı kopuş duygusu metnin alt katmanlarında sürekli olarak hissedilir. İnsanların birbirine yakın olduğu ama yine de birbirine ulaşamadığı bir dünya vardır burada. Bu yalnızlık, doğadaki imgeler aracılığıyla daha da görünür hale gelir. Tek başına duran bir ağaç, rüzgârın ortasında dimdik duran ama aynı zamanda kırılma ihtimali taşıyan bir varlık gibi betimlenir. Bu görüntü, karakterlerin iç dünyasını anlatan güçlü bir metafora dönüşür.
Ünalan’ın anlatı dünyasında doğa yalnızca bir arka plan değildir. Ağaçlar, rüzgâr, gölgeler ve toprak metnin duygusal atmosferini kuran temel unsurlardır. Doğa ile insan arasında sürekli bir ilişki vardır. Bu ilişki bazen açıkça dile getirilir, bazen de yalnızca sezdirilir. Ancak her durumda doğa metnin içinde yaşayan bir unsur olarak varlığını sürdürür. Bu yönüyle İnsan Ağacına Benzer, insanın doğadan kopmuş modern hayatını sorgulayan bir anlatı olarak da okunabilir.
Yazarın diline bakıldığında dikkat çeken ilk özellik sadelik ve ölçülülük olur. Ünalan gereksiz süslemelerden kaçınan, kontrollü bir dil kullanır. Cümleler çoğu zaman kısa ve doğrudandır. Ancak bu sadelik metnin etkisini azaltmaz; aksine duygusal yoğunluğu artırır. Çünkü yazar birçok şeyi doğrudan anlatmak yerine ima eder. Okur, anlatının boşluklarını doldurmak zorunda kalır. Bu durum modern öykünün önemli estetiklerinden biri olan eksiltme tekniğinin başarılı bir örneği olarak görülebilir.
Metnin dikkat çekici yönlerinden biri de metaforik dilin güçlü kullanımıdır. Ağaç metaforu kitabın merkezinde yer alsa da bunun yanında rüzgâr, gölge, toprak gibi doğa unsurları da sembolik anlamlar taşır. Bu imgeler yalnızca estetik bir süs değil, karakterlerin iç dünyasını anlamaya yardımcı olan anlatı araçlarıdır. Örneğin bir ağacın gölgesi bazen koruyucu bir alanı simgelerken bazen de geçmişin karanlık taraflarını hatırlatan bir metafora dönüşebilir.
Bu noktada kitap yalnızca bireysel hikâyeler anlatan bir metin olmaktan çıkar ve insanın varoluşuna dair daha geniş bir düşünsel alan açar. İnsan gerçekten geçmişinden kopabilir mi? Köklerimizden uzaklaşmak mümkün müdür? Zaman insanı dönüştürür mü yoksa yalnızca üzerimizde yeni katmanlar mı oluşturur? Ünalan’ın metni bu soruların kesin cevaplarını vermez. Bunun yerine okuru bu soruların gölgesinde düşünmeye davet eder.
Çağdaş Türk öykücülüğüne bakıldığında son yıllarda atmosfer ve psikoloji odaklı anlatıların güçlendiği görülür. Büyük olay örgülerinden ziyade içsel dünyalara yönelen bu anlatı biçimi, insanın gündelik hayat içindeki kırılganlığını ve yalnızlığını ortaya koymayı amaçlar. İnsan Ağacına Benzer de bu damar içinde değerlendirilebilecek bir kitap olarak öne çıkar. Ünalan’ın anlatısı yüksek dramatik gerilimden çok içsel yoğunluğa dayanır. Bu nedenle metnin etkisi büyük olaylardan değil, küçük anların yarattığı duygusal derinlikten doğar.
Kitap boyunca hissedilen en güçlü düşünce belki de insanın zaman içindeki dönüşümüdür. Ağaçlar mevsimlerle değişir. Yaprak döker, yeniden yeşerir, bazen kurur ama çoğu zaman yeniden filiz verir. İnsan hayatı da benzer bir döngüye sahiptir. Ünalan’ın karakterleri bu döngünün içinde yaşayan varlıklardır. Onlar da zamanla değişir, yaralanır ve bazen yeniden güç bulurlar.
Bu nedenle İnsan Ağacına Benzer yalnızca doğa metaforlarıyla kurulan şiirsel bir anlatı değildir. Aynı zamanda insanın kırılganlığını ve direncini anlatan bir kitap olarak da okunabilir. Ünalan’ın metni okura şunu hatırlatır: İnsan hayatı çoğu zaman görünmeyen köklerin üzerinde yükselir. Bu kökler geçmişin hatıraları, yaşanmışlıklar ve unutulmak istenen duygulardır. Ama her ne kadar görünmez olsalar da insanın bugünkü varlığını belirleyen en güçlü unsurlar onlardır.
Filiz Ünalan’ın kitabı tam da bu noktada güçlü bir edebi deneyim sunar. Çünkü metin yalnızca anlatmakla yetinmez; aynı zamanda okurun kendi köklerini düşünmesine neden olur. İnsan gerçekten bir ağaca benzer mi? Belki de bu sorunun cevabı metnin içinde değil, metni okuyan kişinin kendi hayatında saklıdır.