
her nerede değilsem orada mutlu olacakmışım gibi gelir demişti, adını unuttuğum bir şair. kimi zanneder ki o yüzüğü takınca mutlak huzura kavuşacak. kimi zanneder ki yüzüğü atınca kurtulacak.
bu böyledir. birinin kâbusu başkalarının rüyası. birinin rüyası başkalarının kâbusu.
nedir ki o halka. çoğu insan için başta tutku. arzu. çoktandır takılıyorsa kıvanç sebebi. kimisi için sonradan kenara atılan. yabana atılan. hatta belki suya atılan. soğutan. pişman eden. huzursuz eden. fazlalık. yük. gümüşse imlediği başka. altınsa başka. elmas, pırlanta gibi parçacıklar taşıyorsa bambaşka. kiminin evladiyelik, nene yadigarı. kimin hikâyesi yok ki. o halkayı almakla ilgili. Takıyor olmakla. takmayı bırakmakla. atmakla. hatta belki satmakla ilgili. ya da hiç takmamış olmakla.
biri. ki çok sıradan biriymiş. almış potayı önüne. saf külçe, ayar düşürücü ve hurda ne varsa potaya atmış. diyelim ki bir hasır bileziği. demir makasıyla kesilmiş diyarbakır hasırı. nene hınar’ın evladiyelik hasırını. nene ölünce geline bir deli cesareti gelmiş. diklenmiş eşine. siyah saçları ağarttığım bu ev gençliğimi yedi yeter artık demiş. illaki sur bölgesinden çıkmalıymış, apartmanda evinin hanımı olmak herkescikler gibi onun da hakkıymış. kocası ona söz geçiremeyince. annemin kırkı çıksın sonra bakarız demiş. nene hınar’ın mevlidini takip eden sabah soluğu kapalı çarşıda almış. o sabah kuyumcu tezgahına bıraktığı torbadaki ziynetlerden biri de bu hasırmış.
biri. oldukça sıradan biriymiş. almış potayı önüne. saf külçe, ayar düşürücü ve hurda ne varsa potaya atmış. diyelim ki oluklu ajda bilezikleri. böyle bükülmüş hepsi. servisteki hemşire grubuyla on beşten on beşe banka hesabına yatırma usulü altın günleri varmış. oradan biriktirdiği bilezikleri iki yılda hiç takmadığını fark etmiş kadın. amaaan boş ver yatırımlık matırımlık, demiş kendi kendine, takmadıktan sonra n’apıcam, sevmiyorum ki kırmızı altın. satmış. o parayla incecik bir elmas set almış kendine.
biri. öyle sıradan biriymiş ki. almış potayı önüne. saf külçe, ayar düşürücü ve hurda ne varsa potaya atmış. diyelim ki hurdalar arasında bakıcı kızın çaldığı takılar varmış. hani bakıcı kız bebek uyurken yavuklusunu almıştı eve. allah’tan dürbün modeli yan komşu vardı da apartmana giren çıkan gözünden kaçmazdı. böyleyken böyle demişti işten yeni dönen mimar hanıma apartman sahanlığında. nasıl olur demişti şaşkınlıkla. öfkeyle. bana kanıt lazım. komşu telefonun ekranını mimarın yüzüne tutmuştu. kaydırmıştı resimleri. işte her şey ayan beyandı. delikanlı ayakkabılarıyla içeri girerken. kız onun peşinden ayakkabısını telaşla alıp kapıyı sessizce kaparken. önce inkâr etmişti kız. yemin billah öyle terbiyesizlik yapmadım abla, yapmam da, annemin toprağı üstüne yemin ederim, kur’ân’ı getir el basayım… ay sizde yoktur belki, ben evden getireyim yarın. dediği anda telefonu yüzüne tutmuştu mimar hanım. tutuşmuştu kız. başlamıştı özür üstüne özür. birini bulana kadar gelirsin sonra ömür boyu gözüme görünme, şimdi çıkabilirsin demişti mimar hanım. öfkeyle. sabahında gelmişti kız yine. işi gücü bitirmişti. çocuğu yedirmiş içirmişti. parka indirmişti. eve çıkınca banyosunu yaptırmış, kendi mayaladığı yoğurtla ev yapımı bebe bisküvisi yedirmişti. gündüz uykusundaydı şimdi çocuk. boş kalınca bakıcı önce telefonda instagramda dolaştı. sıkıldı. delikanlıyı aradı az konuşup kapattı. sıkıldı. tiktoka girdi. epey zaman geçti. sıkıldı. top patlatma oyunu oynadı oynadı oynadı. sıkıldı. yatak odasına gitti. aynalı şifonyerdeki çekmeceyi açtı. ilk kez. bakım kremleriyle, yarım kalmış parfümlerle doluydu bu çekmece. demek yakında kovulacaktı. öfkelendi. diğer çekmeceyi açtı. tıklım tıkış çorap doluydu. sonra öbür çekmeceye baktı. sonra öbürüne. sonra öbürüne. sonra yatak başındaki komodine baktı. sonra diğerine. ne aradığını bilmiyordu. bir şey aradığı da yoktu. yoksa var mıydı? giyinme odasındaki dolaplara göz gezdirince. duvar giydirmesi gibi duran gizli dolabı fark edince. içinde ne var ne yok çantasına tıkıştırdı. akşam her zamanki doğallıkla mimarın evinden çıktı. delikanlıyla kaçtı. tek cumhuriyetlerle çeyrekleri gösterdi delikanlıya, -ki mimarın bebeğine doğumda takılmıştı her biri-. geçenlerde diğer takıları satması icap etmişti, imam nikahlı kocası tarafından kapıya bırakılınca. samanyolu, kişnişli, hallow bileklikler. sonsuzluk ve hayat ağacı sembollü kolyeler. ve kaburga yüzük. şimdi hepsi hurda potasındalar.
ne demiştik… biri saf külçeyi, ayar düşürücüyü ve hurdaları potaya atmış. ocağı açmış. potadakiler erimiş, erimiş ve erimiş. potayı maşayla tutmuş. önce derecelere dökmüş. dökmüş ki soğusun. üç ayrı suda soğutmuş. makineye atıp ezmiş. ta ki astar olana dek. tutmuş silindire çevirmiş. artık hortum şeklindeymiş o altın. makinede enini, boyunu gramını ayarlamış. ardından kesmiş de kesmiş. onlarca alyans elde etmiş. desensiz. klasik. bombesiz. kenarlarını rötuşlamış. yıkamış. aklamış paklamış. lazer makinesinde markalama yapmış. tek tek silip tablaya koyarken yüzükleri bir taraftan da havasız atölyede kaçak çay içip 57 ekran televizyondan yemek yarışması seyredip jürideki yabancının italyan aksanlı türkçesine gülüyormuş. tabla atölyeden çıkıp kuyumcunun tezgâh vitrininde yerini almış. sırası gelip de satıldıklarında kimi içine bir şey yazdırmamış. kimi isim yazdırmış. italik. kimi manuel. kimi bilgisayar baskısı yazı istemiş. kimi baş harflerle yetinmiş. kimi hem tarih olsun hem isimlerimiz deyince tıklım tıkış olmuş yüzüğün içi. kimi kalp eklemiş. kimi sonsuzluk imi. kimi…
belki diyeceksin ki şimdi nerede o yüzükler.
biri çocuğu portakallı kurabiye isteyen kadının parmağında. kadın için bu yüzük huzurun öbür adı.
biri soğumuş eskimiş eprimiş bir evliliğin nişanesi olarak kadının şifreli takı kutusunun yüzük bölmesinde. kadifenin altında. görünmüyor. var ama yok gibi.
biri başı karlı mereto’yu arkasına alan gözcü kadının ikircikli avucunda. hem sonsuza dek parmağında dursun istiyor hem adama vermek… en çok ne istediğini o da bilmiyor. ne gidebiliyor, ne kalabiliyor. yıllardır eşikte.
biri pişmanlıklarını asacak duvar arayan bir kadının çantasında. ki bir zamanlar çantada keklik olmayı imlermiş bu yüzük kocasının dünyasında. şimdi kadın için manasız bir halka.
biri mermer desenli sehpada. ayrılığı imliyor. içinde metin & günseli yazıyor. hayat metin’in annesini aradan çıkardığına göre ikisi de bir araya gelmek istiyor. günseli bu yüzüğü yeniden takmak istiyor.
biri van’da bir hastane odasında ılgın’ın kalbi ekranda düz çizerken nişanlısının evinde duruyor. komodinin üstünde.
biri müteahhitle nişanlandığından beri gülümser’in parmağında ışıldıyor. cevriye halanın gözüne sokarcasına iri baget pırlanta yüzüğün hemen arkasında. İçinde yalnızca 585 yazıyor, 14 ayar manasında.
biri lojmanın arkasındaki dut ağacının altında. halkanın içinde karıncaların eğleştiğini gülayşe nerden bilecek. hani koca bir hikâyeyi geride bırakıp iki çocuk bir bavulla evden çıkmıştı. hani…
biri nerede biliyor musun? duymuşsundur belki o haberi. ya da nereden duyacaksın ki. akşamın alacakaranlığında asfalta çakılmış bir beden. sağda solda bağırsaklar. kafatasındaki bir oyuktan kendine yol bulup ortaya saçılmış beyin. abi dediği amca oğluyla evlenmektense kendini on birinci kattan boşluğa salmayı tercih eden körpenin yüzü, ambulansın yanıp sönen ışığında zor seçilse de o alyanslardan biri bu kızın sağ yüzük parmağında. ışıl ışıl.
biri turla cilo dağlarına çıkan sümbül’ün buz kütlesi altında kalan mavimorsiyah elinde. ama bir sor bakalım el nerede. ameliyathanede kesildi. tıbbi atığa neredeyse yüzükle beraber atılacaktı ki. tıbbi atık personeli fark etti. yüzüğü çıkardığı gibi kapıda bekleyen nişanlısına teslim etti. hemşire görünce heyheylendi, olur mu öyle şey kafana göre iş yapma dedi tıbbi atıkçıya. önce tutanak tutulmalıymış. başladı kâğıt kürek işleri. tıbbi atıkçı başının bunca ağrıyacağını tahmin etmemişti. neyse ki o yüzük şimdi cihan’ın tomy hilfiger cüzdanında.
biri şehnaz’ın parmağında. batman’da sekizinci kattaki evinin penceresinde cam silerken dengesini kaybedip elindeki mavi mikrofiber bezle balkondan düşen yirmi dokuz yaşındaki şehnaz güçlü hayatını kaybetti. sol yüzük parmağındaki morarmanın gözden kaçmadığı genç kadının edinilen ilk bilgilere göre temizlik işçisi olduğu öğrenildi. bu haberle gazetelerde yer alacaktı şehnaz. deli gibi korktuğu bir gündü. çalıştığı evde bayılınca acile gitmişti. hastanede yaptığı bir şakayı kocası ciddiye alınca olan olmuştu. kocası işaret parmağını sallaya sallaya tehditlerini savurup gitmişti. çok geçmeden şehnaz tedavisini yarım bırakıp toki’deki evine gitmişti. yorgundu. hastaydı. ama bir korku çökmüştü içine ne yapsındı. korktuğu zamanlarda yaptığını yaptı. yorgunum demedi hastayım demedi kalkıp salondaki camı sildi. arkasındakinin nefesini hissetmedi. ağzında bir türkü. şehnaz böyleydi işte, hem korkuyor hem türküsünü çığırıyor hem cam parlatıyordu. ki. düştü.
kriptoda kaybettiği paralardan sonra kocasının hepten öfke bombasına döndüğünü. arkadan yaklaşıp onu ittiğini. olaya kaza süsü verdiğini kimsecikler bilmeyecekti. bunu şimdi yerde yatan o soğuk bedende. o çamaşır suyu kokan elde. o sol yüzük parmağındaki alyansı vermedi diye yaptığını hele hiç kimse bilmeyecekti.
biri cerrahtı. kocası hesap sorar gibi sol yüzük parmağını işaret edip başını salladığında ameliyathanede çıkarmıştım unuttum ya, zor geliyor zaten tak çıkar tak çıkar, demişti. hem kim bakıyor artık yüzüğe allah aşkına! öyle bir güruh var ki parmakta yüzük oldu mu onlara daha cazip geliyor karşı cins. ben de çıkarıyorum ameliyathanede ama unutmuyorum. başkası için mi takıyordun, evliliğimiz için taktığını sanmıştım dedi kocası. welbutrini bırakmak sana iyi gelmedi hayatım, demişti karısı. ne alakası var welbutrin almayan cerrah mı var senin dışında. ikisinin de bir daha takmamasının sözsüz anlaşması olan bu konuşmadan sonra kadının yüzüğü kaldı bir süre ameliyathanede. sonra bu kadına hayran bir anestezi teknisyeni çaktırmadan attı cebine. ifrit oluyordu halkanın içinde karı kocanın ismini bir arada görünce. kuzeninin düğünü için memlekete gittiğinde. çıkarıp sattı. çeyrek yapıp geline taktı.
biri, bizim her birimizin binlercemizin hikâyesini yazarken tam da şimdi ekranda kırpışıp duran imlece bakan kadının sol yüzük parmağında.