https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/06/hakkimizda.jpg

Her şey susmamla başlamıştı ama artık kulaklarımı tırmalayan bu inlemelere katlanamıyordum. Her gece farklı bir genç kız çıkıyordu merdivenlerden; kapı deliğinden bakınca hep aynı telaş, hep aynı arzu… Bu kızların tenlerine düşen soluk sarı apartman ışığı, gençliklerinden eksiltiyordu. Kiracım Musa ise her zaman tam kapımın önünde, sanki delikten onu izlediğimi biliyormuşçasına duraksıyor, o kadınlarla oynaşıyordu; ben de onların kusurlarına aldırış etmiyordum.

Fakat sabrım tükenmişti, bu kadarı fazlaydı. Gecenin üçünde bağıra bağıra sevişmek haddi değildi. Üstelik ev sahibi bendim. Sadece daha fazla kira alabilmek için alt katta kalıyordum.

Üst kattan gelen inleme sesleri bir alçalıp bir yükselirken, aklım sabahki temizlikçiye kaydı. Basma eteğinin altından, inci kadar narin ayak bileklerini odanın köşesinden seyrettiğimi fark etmemişti. Ah keşke fark etseydi, yamacıma varıp elini uzatsaydı… Aslında ne yakışıklı adamım. Bir dikkatli baksaydı… Ne, daha fazla paraya ihtiyacın mı var? Ne demek, bende para çok. Ama muhakkak bir karşılığı var. Lütfen sessiz ol, bu bizim sırrımız olsun.

Biri kapımı yumruklamaya başladı. Korkuyla irkildim ve hemen komodinin üzerindeki aile yadigârı vazoyu kavradım. Yürürken, elimdeki vazoyla birini etkisiz hale getirecek olmanın gerginliğine boğuldum. Vazoyu kapının yanına bıraktım. Ellerim titreyerek kapıya yanaştım, kulak kabarttım. Kapı deliğine yaklaştığımda hiçbir şey göremedim, sonra karşıdakinin de delikten baktığını fark ettim. Kiracım Musa.

Çekik gözlü, esmer, uzun boylu bir üniversite öğrencisiydi. Geniş omuzları, sağlam spor yaptığının tesciliydi. Kapının önünde, yüzünden hiç eksik olmayan o lakayt sırıtışı ve tüm heybetiyle dikiliyordu.

“Benim biricik abim! Canavar abim, senden bir istediğim olacak.”

Anlam veremedim, gerildim. Hayır, bu ay kirayı erteleyemem, benim de ihtiyaçlarım var ama…

“Sende fazladan vardır.” Hınzırca gülümsedi, eğilip fısıldadı: “Hücum yeleği lazım.”

“Ne? Nasıl yani?”

Musa kafasıyla yukarıyı işaret ediyordu. “Anlarsın ya, saldırıya çıkacağım. Atak var, atak.”

Jetonum düştü. Seni piç kurusu… “Hee…” dedim gevşekçe. “Bir bakayım kardeşim.”

Musa kahkaha patlattı. “Sen ne kirli çıkısın sen! Roket Reşat abim benim. Maşallah, maşallah.”

Yatak odama gidip numaradan çekmeceleri açıp kapadım. Vermesem mi? Belki bu gece daha fazla sevişmezler, rahatça uyurum. Bendekiler de çürüyecekti yakında; son kullanma tarihi gelen bir prezervatif, aşk acısından daha kalp kırıcıydı.

Döndüğümde Musa’nın salonuma girdiğini, ucuz votka şişemi tuttuğunu gördüm. “Bundan kalmış sadece.” dedim. Duraksadım. Yüzünde yine o sırıtış vardı.

Musa şişeyi sallayarak beni süzüyordu. “Abilerin abisi! Benim bu şişeye de ihtiyacım varmış.”

Gözlerine bakamadım, yutkundum; halı desenlerinin karmaşasına daldım. “İçecektim aslında.”

“Aa, koyarım sana da. Lafı mı olur güzel abim?” Orta sehpanın üzerindeki bardağı yarıya kadar doldurdu. “Yeter mi bu kadar?”

Ses çıkarmadım. Tam kapıdan çıkıyordu ki ürkekçe konuştum: “Kirayı unuttun sanırım.”

“Aklımda.”

Musa o gece yeri göğü inletmeye devam etti. Sesler kesildiğinde dahi kulağımdaki yankılar devam ediyordu. Ev sahibi benim, saygısız herif. Benim mülküm, saygı duyacaksın bana. Yastığı kulaklarıma bastırsam da ahlamalardan kurtulamıyordum. Musa sanki o kadını değil, beni sikiyormuş gibi hissediyordum.

Uyuyamadım, evde volta atmaya başladım. Musa ilk taşındığında çok mutlu olmuştum. Üniversite öğrencisi bir gençti, belki arkadaşlık ederdik. Yeni insanlarla tanışmamı sağlar, hatta sayesinde kız arkadaşım olur sanmıştım. Oysa geldiğinden beri sürekli benden alan taraf olmuştu: yumurtalarımı, şemsiyemi, çok sevdiğim Jordan ayakkabılarımı, bin liramı ve votkamı… Ayakkabılığıma baktım; ucuz spor ayakkabım ve botlarım öylece duruyordu. Musa’nın Jordan’ımla nasıl hava attığını düşünmek bile istemiyordum. Resmen paramla rezil oluyordum.

Telefonu elime alıp mesaj yazdım: “Yarın kirayı ödemezsen evi boşaltman gerekecek.”

Mesajı yolladım. Yatağıma uzanıp yorganımı çektim. Göz kapaklarım huzurla gevşedi, serin bir uykuya daldım.

Sabaha karşı kapı yumruklanınca gözüm açıldı. Bir an yerimden sıçradım, ama korku yoktu içimde; yalnızca boşluk vardı. Koridor karanlıktı. Kapının koluna dokundum, soğuktu. Derin bir nefes aldım.

Ve kapıyı açtım.

Musa karşımda çırılçıplak duruyordu. Kıllı bacakları, tüysüz göğsü, ıslak penisi, ağır alkol kokusu… Ellerimi koyacak yer bulamadım, kapıyı tutmak istedim ama gayriihtiyari ellerimi arkada bağladım. Çok büyüktü, çok kaslı ve güçlü duruyordu.

“Hayırdır emmi, bu kör vakitte?”

Cevap vermedim; bakışlarım önüme düştü, boynum eğildi. Gözüm penisinin başına ilişti, kafamı daha çok eğdim. Musa çenemi kavrayıp yumuşakça kaldırdı, gözlerimin içine bakıyordu.

“Değer mi birbirimizi kırmaya, biz kardeş sayılırız.” Kelimeleri yutuyordu. Ne dediğini anlamak zordu.

Nefeslendim. Artık katlanamıyordum. “Ama benim de ihtiyaçlarım var. Bir düzenim var yani.”

“Para mara kalmadı Reşat abi. Tadımızı kaçırma.” Sarhoş gözlerini belertti.

Ama hatırladım; mal sahibi benim, burada benim borum öter. “Bir şekilde halletmelisin. Benim sorunum değil.” dedim titreyen bir sesle.

Kısa bir sessizlik oldu. Musa elini boynuna götürdü, gevşemeye çalışıyor gibiydi. Kafasını çevirip gülümsedi. Aniden yakama yapıştı, beni havaya kaldırdı; ayaklarım yerden kesildi.

“Dost bildik, iki lakırtı ettik diye bizi mi sikiyorsun ibne?”

Suratıma sert bir yumruk indirdi.

Yere yığıldım. Bacaklarımı karnıma çekip cenine döndüm. Uzun süre tekmeledi. Musa tepemde soluklanıyordu. Sessiz sessiz ağlamaya başladım; acıdan değil, utançtan. Yanağımdan süzülen yaşlar beni serinletiyordu, rahatlıyordum.

Eğilip bana baktı.

Sırıttı. Acır gibi, tiksinir gibi…

Alnımdan öptü.

Elini saçıma daldırdı, bir köpeği severcesine okşadı.

Küfretseydi, vursaydı dayanırdım. Ama bu şefkat… Bu aşağılayıcı merhamet içimdeki son insan kırıntısını da sildi. Korku bitti. Gözyaşım kurudu.

Arkasını döndü.

Yay gibi gerilip atıldım. Bacağına kapandım, dişlerimi etine geçirdim. O metalik kan tadı damağıma yayıldığında midem bulanmadı. Aksine, hayatımda ilk kez doydum.

Musa böğürüp sendeledi.

O anda kapının yanındaki aile yadigârı vazoya koştum. Kaptığım gibi doğruldum. Musa bana dönmeye çalışırken, tüm hıncımı o porselene yükleyip kafasında patlattım.

Musa duvara çarpıp yere yığıldı. Ağır, karıncalı bir sessizlik çöktü.

Elimde kalan vazo sapıyla yatağıma yürüdüm, uzandım.

Şimdi kimse üstümde değildi.