
Aynı Gurbetin Çocukları, Murat Bahadır’ın Romanı üzerine bir inceleme
Anadolu’nun kültürel hafızasında önemli bir yere sahip olan bozkır, yalnızca bir coğrafya değil aynı zamanda sanatın, türkülerin ve köklü değerlerin beslendiği bir yaşam alanıdır. Kısacası bozkır, bereketli gönüllerin yetiştiği topraklardır. Cumhuriyet’in temelleri bu topraklarda atılmamış mıdır? Yüreğimizi dağlayan bozlaklar bu coğrafyadan yükselmemiş midir? Bozkırın incisi, bozlağın başkenti Kırşehir, sevgiliye haber taşıyan telli turnaların uğrak yeridir. Böylesine zengin bir kültürel ve doğal güzelliğin içinde yetişen bir insanın sanatçı olması ise kaçınılmazdır. Muharrem Ertaş, Neşet Ertaş, Âşık Said, Âşık Hasan Nebioğlu, Âşık Boyacı, Dursun Kaya ve Murat Bahadır. Özellikle Kırşehir yöresinin en önemli sanatçıları arasındadır.
Bu isimlerden biri olan Murat Bahadır, 1974 doğmuş ve bölgenin önemli şahsiyetlerinden biri olmuştur. Asıl mesleği hâkimlik olmasına rağmen kalemiyle gönüllere de dokunan bir yazardır Bahadır. Araştırma inceleme kitaplarının yanı sıra Aynı Bozkırın Çocukları adlı romanı 2022 yılında okurla buluşmuştur. Bu eserin devamı niteliğindeki Aynı Gurbetin Çocukları adlı eserini kaleme almıştır. 2025 yılında Gülnar Yayınlarında çıkan roman Bahadır’ın otobiyografisidir.
Eserin editörü tarafından anı-hikâye olarak tanımlanması bir editöryel hata olarak değerlendirilebilir. Zira eser, yapısı ve anlatım özellikleri bakımından bir anı hikâyeden ziyade otobiyografik roman türüne dâhildir.
Anlatım gücü yüksek bir eser olan Aynı Gurbetin Çocukları yazarın eşsiz hayal gücüyle süslenmiştir. Roman yirmi iki alt başlıktan oluşmaktadır. Her bölüm birbiriyle bağlantılı bir şekilde ilerler. Yazar, eserini temelde iki bölüm hâlinde kurgulamış olsa da bu bölümler kesin çizgilerle birbirinden ayrılmamıştır. İlk bölümde, yazarın annesinin evliliği ve yazarın dünyaya geliş hikâyesi anlatılır. İkinci bölümde ise Almanya’ya gidiş, yani gurbet serüveni ele alınır. Eserin asıl konusu da bu noktada başlar. Bahadır, Almanya’da yaşadığı deneyimleri ve karşılaştığı olayları okura esprili ve samimi bir dille aktarır. Bahadır, bölümlerin her birinin altına dikkat çekici ve bölümün konusuna uygun epigrafiler yerleştirmiştir. Yabancı bir ülkede yaşamanın zorluklarını ve bundan dolayı yaşadığı travmaları dile getirir.
Murat Bahadır dili ustalıkla kullanmıştır. Engin kültürünü eserinin bölümlerine yaymış ve her bölümde anlatımı güçlendirmek için bir yazar, şair, devlet adamı ya da erenlerden bahsederek okura sunmuştur. Özellikle Neşet Ertaş onun yolunu aydınlatmıştır diyebiliriz. Eserde yaklaşık olarak 17 sanatçı ve devlet adamından söz edilir. Bazı sanatçıların eserlerinden alıntı yapmıştır. Yaşar Kemal’in Yalnızlık şiiri buna en güzel örneklerdendir.
“Kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerdesin.
Su olsan kimse içmez,
Yol olsan kimse geçmez,
Elin adamı ne anlar senden?
Çıkarsın bir dağ başına,
Bir ağaç bulursun Tellersin
pullarsın Gelin eylersin.
Bir de bulutları görürsün,
bir de bulutları görürsün,
bir de bulutları görürsün.
Köpürmüş gelen bulutları.
Başka ne gelir elden?
Çın çın ötüyor yüreğimin kökünde
şu dünyanın ıssızlığı.
Tanrı kimsenin başına vermesin
böyle bir yalnızlığı!” ( s. 81)
Sadece Yaşar Kemal değil Cemal Süreya, Yahya Kemal, Edip Cansever, Balzac, Boris Pasternak, Andre Gide, Nurhan Damcıoğlu, Suat Sayın, Neşet Ertaş… söz eder.
Yazarımız Murat Bahadır betimlemeleri de güçlü bir biçimde yapmıştır. Yaşadığı bölgenin ve kişilerin betimlemelerini ciddi bir gözlem yaparak yansıtmıştır. Özellikle köyde yaşadığı yerler göz önüne tam anlamıyla gelmektedir. “Yılkı atı gibi bozkırda tozu dumana katarcasına özgürce koşturmak, hiç kimseyi ve hiçbir şeyi düşünmeden pamuk misali bulutların üzerinde uçma isteğine mani oldu.” (s.15)
Yazar benzetmelere ve metaforlara epeyce yer vermiş eserinde. “… karpuz gibi yardınız lan kafamı…” (s.43), “Bu yabancı ülkede kendime yeni tünel diye pencere kenarına alışamayan garip kuşlar gibi hissediyordum yalnızlığın ipini çekip içimdeki uçurtmayı yedi kat göğe salmış gibi…” (S. 88), “O çillerin arasında dünyaya açılan açılıp geri kapanan açılıp kapandıkça kanatlanan Okyanus derinliğinde bir çift mavi göz vardı.” (s.149).
Sayfa 14’te yer alan iğde ağacı betimlemesi, buna verilebilecek en güzel örneklerden biridir. Yazar Murat Bahadır, okuru iğde kokusuyla karşılar ve iğde çiçeklerinin âşıkları birbirine kavuşturduğunu dile getirir. “… Açtığı zamanda barındırdığı tüm dikenlere inat gümüş suyuna bulanmış narin yaprakları arasından fışkıran minik sarı çiçeklerini bir coşkun ırmak misali salardı bağrına.” (s. 14)
Yazar karşılıklı konuşmalarda yaşadığı bölgenin ağız özelliklerini de esere yansıtmıştır. Özellikle annesinin konuşmalarında ağız özellikleri fazlaca görülür. “ Hacı Omar emminiz gitti gitti. Şaare gitti”( s. 28). “ Hoş geldiniz adasını aldıklarım.” (s.63). “İyi de herif evde dört baş horantayız…” (s. 189)
Yörede kullanılan deyimleri, kıssaları fazlaca görmek mümkündür eserde. “Bacakları şal dokumak, yeni gelin gibi süzünmek, gadasını almak, dediğim dedik çaldığım düdük, burnunda tütmek, dolukmuşsun, iyice şişip tabuta sığmayan ölülere dönmek; itin öldüğü, kedinin de dokuz canının tümünü vereceği uzaklıkta…”
Sayfa 21’de, Ayşe’nin öğretmeni Yalçın’ın anlattığı Yaşlı Adam ve Gezginler kıssası, eserde dikkat çeken anlatılardan biridir. Ayrıca, yazarın babası Alamancı Mustafa’nın da arkadaşlarına sık sık hikâyeler anlattığı, ilerleyen bölümlerde karşımıza çıkan önemli ayrıntılar arasındadır.
Eserin gerçek yaşamla bağlantılı olduğu ve kurmaca bir metin niteliği taşımadığı, yazarın çeşitli bölümlerde verdiği bilgilerden anlaşılmaktadır. Aile adlarının gerçek olması ve kendi adını da kullanması bu gerçeği gözler önüne sermektedir.
Otobiyografik özellikleri ön planda olan eser, birinci kişinin anlatımıyla kaleme alınmıştır. Yazar, olayları kahraman anlatıcının bakış açısından aktararak okuru doğrudan yaşantılarının ve gözlemlerinin içine çekmektedir.
Aynı Gurbetin Çocukları, sadece bir gurbet hikâyesi değil aynı zamanda bir dönemin sosyal ve kültürel hafızasını yansıtan otobiyografik özellikler taşıyan bir romandır. Murat Bahadır, kendi çocukluğunu anlattığı bu eserinde, Anadolu’dan Almanya’ya uzanan göç serüvenini samimi ve yer yer mizahi bir dille anlatmıştır. Birinci kişi anlatımı sayesinde okur, kahramanın duygu ve düşüncelerine yakından tanıklık etme fırsatı bulmaktadır.
Bozkır kültürünün değerlerini, gurbetin zorluklarını ve insan ilişkilerinin sıcaklığını başarıyla yansıtan eser, hem biyografik yönü hem de akıcı anlatımıyla dikkat çekmektedir. Bu yönleriyle Aynı Gurbetin Çocukları, yakın dönem Türk göç edebiyatına katkı sağlayan önemli eserlerden biri olarak değerlendirilebilir.