https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/06/hakkimizda.jpg

Kömür, güçlü pençeleri ile palmiyenin dalına sıkıcatutunmuş, yapraklara sürterek gagasını temizliyordu. Sahil barakasında yaşayan adam, yemeğinin bir kısmını yine masada bırakmış,

Kömür de artıklardannasiplenmişti.

Keskin gözlerini ufka çevirdi. Dalgalar, elim sende oynar gibi birbirlerine yaklaşıyor, uzaklaşıyor, köpüklerle kıyıya ulaşıyordu. Rüzgâr sert esiyor, palmiye sağa sola sallanıyordu. Güneş uzaklaşmış, insanlar çoktan sahilleri boşaltmışlardı.

Barakadaki Adam her sezon sonu yaptığı gibi sahili topluyordu. Yaz boyu yorgun düşen minder ve şezlongları tek tek depoya taşıdı. Çöp kutularını topladı, temizledi, malzemelerin tümünü düzenleyerek üst üste yığdı. Bu sırada kayıp eşyaların bulunduğu kutular dikkatini çekti; teki olmayan kolluklar, patlamış toplar, kuma bulanmış fularlar, eşinden ayrı kalmış terlikler, kulak tıkaçları, çakmaklar, kırık gözlükler, oyuncakkürek ve kovalar.  …”, İnsanların yaz boyu isteyerek ya da istemeyerek ardında bıraktıkları… tıpkı benim gibi” diye düşündü. Sezonun bitmesiyle dönmek zorunda olduğu ev geldi aklına. Kış hep zor geçerdi.

Depodan çıkarken,karga sesine döndü.  Palmiyenin dalında gagasını temizliyordu Kömür. “Kendi payını bulmuş yine demek ki” diye gülümsedi.

Yaz başında yemek yerken bir ara içeri girdiğinde karganın biri tavuğunu kapıvermişti.  Sonraki günlerde   karganın uzaktan izlediğini fark ederek, yemeğinin bir kısmını bırakmaya başladı. İkisi de birbirlerini temkinli bir şekilde uzaktan izliyorlardı. Kömür bazen ortadan kaybolur ama yemek saatinde yeniden ortaya çıkardı.

Sahile dönüp kırık dökük şemsiyeleri de teker teker direklerinden söktü. Gelecek sezon başladığında onarılması gereken çok şey vardı.” Çay hazırdır “diye geçirdi içinden. Hava serinlemeğe başlamıştı. Bir bardak çay alıp ganimetlerinin bulunduğu kutu ile sandalyeye çöktü. Her günün sonunda yaz boyunca sahili dolaşır unutulan eşyaların yanı sıra,ilginç gelen taş, cam,metal parçacıklarını da toplardı. Kayıp eşyalar genelde işe yaramaz şeyler olurdu ama bulduğu diğer malzemeler hoşuna giderdi. Farklı renklerde taşlar, bilyeler, denizin yonttuğu ilginç şekilli camlar onu mutlu ediyordu.  Paslanmışhalka bir küpe, pembetırtıklı bir taş, plastik mor bir çiçek, mavi- yeşilrenkli keskinliğini dalgalara veren bir cam parçası, düğüm olmuş renkli plastik şeritler, nazar boncuklu kirli bir bileklik…

Birşeyler arayan ifadeylekutunun başında oyalanırken,kanat sesine döndü. Kömür barakaya konmuş, onu izliyordu.

Çayını tazelemek için kalktı,geri döndüğünde Kömür kayalıklara uçuyordu. Hava kararmaya yüz tutmuştu. Serinlikleürpererek barakaya yöneldi. Yarınkalan bütün işleri bitirmeliydi.

Dalgalara, uğultulurüzgârın ve köpek seslerinin karıştığı gecenin sonunda martılarla uyandı.Sıcacık çayına eşlik etsin diye peynirli-domatesli bir sandviç hazırladı,küçük tabağa da Kömür için koca bir dilim peynir.

Bir kuş sürüsü zikzaklarçizerek uçuyordu. “İşte gidiyorlar yine” dedi. Sahilde şemsiyelerinden ayrı düşmüş direkler, mezar taşları gibi yalnız görünüyordu.

Öğlene dek, deniz ve kum dışında yazdan kalan ne varsa toparladı. Gitmeye hazırdı. Kömürün sesini duyar gibi oldu, bakındı göremedi.

Barakaya döndüğünde masadaki tabakta peynir yerine kırmızı kalbe benzer bir taş vardı.

“İşte bu” dedi gözleri ışıl ışıl…ganimet kutusunun eksiğini bulmuştu.

Barakayı kilitledi. Avucundasımsıkı tuttuğu kırmızı taş, onualmaya gelen arabaya doğru yürüdü. Bu kış farklı olacaktı.

Dalgalar köpükler içinde, adamı ve bir eylülü daha uğurluyordu.