https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/06/hakkimizda.jpg

Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna romanını yazdığı sırada askerdeydi. Maria Puder ve Raif Efendi’nin aşkını konu aldığı romanını çatlak kolunu acısını giderebilmek için sık sık sıcak suya sokarak yazdı. İlk olarak hikayeler şeklinde gazetede yayımlanan Kürk Mantolu Madonna, yazarın acısını da taşıyordu.
Yalnız onun yanındayken içimi müthiş bir korku, onu kaybetmek korkusu sarardı…

(Sayfa 129)

Yollarımız bir kere karşılaştı. Fakat ona dair hiçbir şey bilmiyorum.

(Sayfa 160)

“Berlin’de yalnızsınız değil mi?” dedi.
“Tamamen yalnızım! Ama Berlin’de değil. Bütün dünyada yalnızım. Küçükten beri…”
İnsan tahammül edemeyeceğini zannettiği şeylere pek çabuk alışıyor ve katlanıyor. Ben de yaşayacağım… Ama nasıl yaşayacağım! Bundan sonraki hayatım nasıl dayanılmaz bir işkence olacak! Ama ben dayanacağım… Şimdiye kadar olduğu gibi.

(Sayfa 46)

Bu yaşıma kadar mevcudiyetinden bile haberim olmayan insanın vücudu birdenbire benim için nasıl bir ihtiyaç olabilirdi? Fakat hep böyle değil midir? Birçok şeylere ihtiyacımızı, ancak onları görüp tanıdıktan sonra keşfetmez miyiz?

(Sayfa 86)

Zaten küçüklüğümden beri saadeti israf etmekten korkar, bir kısmını ilerisi için saklamak isterdim. Bu hâl gerçi birçok fırsatları kaçırmama sebep olurdu; fakat fazlasını isteyerek talihimi ürkütmekten her zaman çekinirdim.

(Sayfa 73)

Acı acı güldüğümü hissettim. İnsanlara olduklarından başka gözlerle bakmakta ısrar edişimi içerliyordum. Yirmi dört yaşına geldiğim hâlde hala çocukluğumun saflığından kurtulamamıştım.
Mevcut olmayan bir şeye malik olalım derken mevcut olanları kaybettik.

(Sayfa 120)

“Şimdi ben gidiyorum. Fakat ne zaman çağırsan gelirim” dedi.
“Nereye çağırırsan gelirim!”

(Sayfa 140)

Asıl mühim olan, iki insanın birbirini bulması bu derece güç olan şu dünyada, bu nadir saadete ermekti. Öte tarafı hep teferruattı.

(Sayfa 138 )

İçime ondan başka kimsenin girmesine müsaade etmemiştim.
“Hayır, hayır!” diyordu. İnsanlar bana hiçbir şey yapmadılar. Hiçbir şey… Hep ben… Hep ben…

(Sayfa 45)

Dünyada bir tek insana inanmıştım. O kadar çok inanmıştım ki, bunda aldanmış olmak, bende artık inanmak kudreti bırakmamıştı. Ona kızgın değildim. Ona kızmama, darılmama, onun aleyhinde düşünmeme imkân olmadığını hissediyordum. Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi.

(Sayfa 149)

Sonra bu garip ağaçlar bana daima hasretini çektiğim uzak memleketleri hatırlatır…
Hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hâlâ kabul edemiyor musunuz? Bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar. Halbuki mümkün olanla kanaat etseler, hayallerindekini hakikat zannetmekten vazgeçseler, bu böyle olmaz. Herkes tabii olanı kabul eder, ortada ne hayal sukutu, ne inkisar kalır…

(Sayfa 93)

Ama şimdi inanıyorum. Sen beni inandırdın. Seni seviyorum… Deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum.

(Sayfa 136)

İnsanlara karşı duyduğum şüphe, kin derecesine çıktı. Bana yaklaşmak isteyenlerden kaçtım. Kendime en yakın bulduğum veya bulacağımı zannettiğim insanlardan en çok korkuyordum.
Hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hâlâ kabul edemiyor musunuz? Bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar. Halbuki mümkün olanla kanaat etseler, hayallerindekini hakikat zannetmekten vazgeçseler, bu böyle olmaz. Herkes tabii olanı kabul eder, ortada ne hayal sukutu, ne inkisar kalır…

(Sayfa 93)

Ama şimdi inanıyorum. Sen beni inandırdın. Seni seviyorum… Deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum.

(Sayfa 136)

İnsanlara karşı duyduğum şüphe, kin derecesine çıktı. Bana yaklaşmak isteyenlerden kaçtım. Kendime en yakın bulduğum veya bulacağımı zannettiğim insanlardan en çok korkuyordum.
Hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olmayacağını henüz idrak etmemiştim.

(Sayfa 51)

Ruhumdan bütün geçenleri ortaya dökersem gülünç olacağımı sanıyor, müthiş bir gayretle itidalimi muhafazaya çalışıyordum.