https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/06/hakkimizda.jpg

Tarih, geçmiş zamanın biriktirdiği her şeyi günün birinde anlaşılır kılacak kadar açıklığa kavuşturabiliyor. Savaşları, göçleri, yıkımları ve türlü toplumsal hareketler sonucunda meydana gelen gelişmeleri aynı sabırla taşıyor ve insanlarla yüzleştiriyor. Elbette kendi kendine gerçekleşen bir süreç değil bu. Zamanı ve zamanın yarattığı olanakları kullanan, eldeki verilerle hareket eden çalışmalar pek çok ayrıntıyı insanlara aktarıyor.
Hikayesi pek bilinmeyen, eski dönemlerde sıkışıp kalmış yolculuğuyla Polonyalı şair Adam Mickiewicz‘le tanışın…
Polonyalı şair Adam Mickiewicz, Kırım Savaşı yıllarında Rusya’nın işgali altındaki ülkesinin kurtuluş mücadelesine katkı sağlamak için İstanbul’a gönderilir. Şairin amacı Osmanlı topraklarında yaşayan Polonyalı Kazakları örgütlemek ve Kırım’da savaşacak bir tabur oluşturmaktır. Arkadaşı Henryk Sluzalsk ile birlikte çıktıkları bu yolculukta, yanlarında Napolyon tarafından yazılmış “gerekli kolaylık gösterilsin” ricası da bulunmaktadır. Savaşın ve ölümlerin her geçen gün şiddetini arttırdığı o yıllarda, şairin birlikte yolculuk ettiği arkadaşı Sluzalsk, İstanbul’a girişlerini şu sözlerle ifade etmiştir:

“Gemi sabah saat beşte, güneş doğmadan İstanbul Limanı’na girmek için yavaşlıyordu. Saat altıda şehri değil, adeta bir mucizeyi gördük… Doğan güneş bütün pencereleri ve minareleri altın ışınlarıyla parlatıyordu. Gerçekten büyüleyici bir şehir.”

Çünkü İstanbul, şair Mickiewicz ve arkadaşı için kendi ülkelerinin kurtuluşuna giden yoldaki en önemli duraklardan bir tanesi olacaktır. Kirasının ucuz olmasından dolayı bugünkü Dolapdere’de bir daireye yerleşirler. Şairin arkadaşı Sluzalsk, İstanbul’daki ilk günlerini defterine şu sözlerle ifade eder:

“İki gündür Türk usulü yaşıyoruz. Burada ucuz olan tavuklu pilavı kendimiz pişirip yiyoruz. Herkes bize tuhaf tuhaf bakıyor.”
Ancak bu macera fazla uzun sürmez. Çünkü İstanbul’da başlayan kolera salgını, hasta askerleri ziyareti sırasında şairi de etkisi altına alır ve hayatını kaybetmesine yol açar. İstanbul’a geldikten iki ay sonra hayatını kaybeden şairin tarihçi arkadaşı T.T. Jez, düzenlenen cenazeyi şu sözlerle ifade eder:

“Beyoğlu’nun çamurlu yolları arasında, bir çift öküzün çektiği, sade bir tabut vardı. Polonyalılar’dan başka kimse yok sanıyordum. Yanılmış olduğumu biraz sonra anladım. Arkamızda, sokağı kaplamış, başlarına siyahlar sarmış, sel gibi bir kalabalık akıyordu. Cenaze alayında her ulusu temsil eden kişiler vardı. Sırplar, Dalmaçyalılar, Karadağlılar, Arnavutlar, İtalyanlar, özellikle Bulgarlar çoğunluktaydı. Siyahlar giyinmiş Müslümanlar da vardı kalabalık arasında. Ölenin şahsında, Slav şairin dehasına duydukları saygıyı böylece gösterdiler.”

Bundan 160 yıl kadar önce yaşanan bu olaydan sonra Polonyalı şair Adam Mickiewicz anısına Dolapdere’deki dairesi müzeye dönüştürülür. Müzedeki sergide şairin hayatına dair yazılar, gravürler ve resimler bulunuyor. Müzenin bulunduğu sokak ise Tatlı Baden Sokak’ta yer alıyor.

kaynak : listeist