Bugün sadece gidiyorum. Olduğum yerden olacağım yere değil kutlu göçüm, ben bugün kendimden gidiyorum. Her sokak başında yanan sarı lambaların altına tamamlanmamış hikâyelerimi bırakıyorum
Bugün bayram. İnsanlar mutlu insanlar umutlu. Önünde eskitilmiş tahtalardan yapılmış bir masa ve onun etrafında masadan da yüksekçe birkaç sandalye.u
Gelen aramanın ondan olduğunu görünce ikinci kez çalmasına fırsat vermeden açıp sözü ona verdi. “Bugün her zamanki saatte ve her zamanki yerde seni bekliyor olacağım…” deyip kapattı telefonu.
Ve ben;
Bakınca gözlerinize
Bir deniz kenarı geliyor aklıma
Akşam ezanı sularında
Karşımda sessiz, isli bir gemi
Yanımda benden dertli başı okşanmamış bir köpek
Pencerenin başında duruyorum öylece. Bazı günler diğerlerinden daha çok buruluyor içim. Bugün mayısın ikinci pazarı. Yüksek sesle söylemeye dilim varmıyor. Sanki bazı anlar, derin bir sessizliğin kuytusunda can çekişiyor.
Tozlu bir kahverengi karşılıyor beni içeride. Etrafta ise soğuk rüzgâr sesi var. Kahve konuşuyor gibi. Hoş geldin, diyor sanki. Etrafa bakınıyorum onun oturduğu iskemleyi bulmalıyım. Bomboş kahveyi görmemek için aranıyor gözlerim.
Şimdi ki zamanla değil de gelecek zamanla yaşamayı öğreti haline getiren, mutluluğu geleceğin içine saklayan, bir sisteme kurban ettik umutlarımızı. Mutsuzluk korkumuz yüzünden büyüttüğümüz sistem, umutlarımızı gelecek beklentisinin içine hapsetti.
Kamil Bey ile tanışıklığımız senelere dayanır. Şu an işimden ekmek yiyorsam Kamil Bey sayesindedir. İşsiz güçsüz, üç çocuk, bir hanımla kış vakti ortada kaldığımda Kamil Bey ile tesadüfen tanıştık.
Bahardı kadın;
Adıyla çiçekler açtı,
Su gibi duru,
Mevsim gibi güzeldi.
Son kez oraya gittiğimiz zamanı hatırlıyor musun? Masalar, sandalyeler marangoz işiydi hani. Çok oturunca kıçımız ağrırdı. Hiç konuşmadan, saatlerce oturmuştuk son gecemizde.