https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/06/hakkimizda.jpg

İnsanın şu hayatta, karşılaştığı en en zor şeylerin başında sevdiği birşeyi anlatması olduğunu biliyorum.Hele bir de bu sevdiğimiz bir yazar olursa o iş daha da karmaşıklaşıyor.
HarukiMurakami , benim yaşamıma 1Q84 ile girdi. Bu “1984” e (George Orwell)atıf yapılan   bir romandı ve bu roman  ile de bu Japon yazarı sadece ben değil tüm dünya tanıdı.
Dili oldukça sade,merak dolu, fantezi  dünyası geniş kafamızda kurduğumuz ve o güne kadar film ve belgesellerden tanıdığımız Japon halkının ,aslında tüm  Avrupalı insanlara benzediği olgusu ile ilk başta  yazar, sizi şaşkına çevirebiliyordu.
Caz bara giden,  caz seven,korkuya boyun eğmeyen ,sigara ve içkiyi en az erkek kadar! içebilen, yeri gelince küfreden kadın karakterler; bizim o sessiz,kırılgan ,naif,ne yazık ki hala dünya şairi Nazım’ın dediği gibi”sofradaki yeri öküzümüzden sonra gelen “,hiçbir isteği sorulmadan yerine karar alacak ailenin erkek bireylerine sahip olan ,asya tipi kadın karakterlerden bu Japon yazarın kitaplarında hiç rastlanmaması da çok tuhaftı.
Zaten ülkesindeki kitap eleştirmenleri de HarukiMurakami ‘yi kendi kültürlerini romanlarında hiç vermemekle eleştiriyorlardı.
Konumuza dönersek , yazarın tüm bu bahsi geçen karakterlerini “Zemberekkuşu’nunGüncesi”,”Yaban Koyunun İzinde” romanlarında keşfedebilirsiniz.
Benim en favori kitabım tıpkı Patti Smith(bkz. M Treni) gibi “Zemberekkuşu’nunGüncesi”olsa da burada sözü edilecek kitap “Rüzgarın Şarkısını Dinle”dir.
Bu kitap benim ilgimi HarukiMurakami’nin ilk kitabı olması ile çekti.Ben onun yazarlık yolculuğunun izini hep sürdüm.Ve bunları anlatırken ki doğallığını hep çok sevdim(bkz “Koşmasaydım Yazamazdım”).
Bir beyzbol maçını izlerken –bende yazabilirim . diyerek yazı masasının başına oturmuştu Murakami.İşte şimdi hangi metnin başına yazmak için oturduğunu öğrenebildik.

“Rüzgarın Şarkısını Dinle”. 

Yazar, dolabın başına gider , Olivetti marka daktilosunu dolaptan çıkarır. Masanın başına geçer, yazmaya başlar. Aradığı kendi sesidir. Yazdıklarını yırtıp bu sefer baştan İngilizce olarak yeniden yazar. Amacı kendi dilinde olabildiğince sade yazmaktır. Daktilosunu tekrar dolaba kaldırır, eline dolma kalemini alır ve Japoncaya çevirir. 
“Yabancı bir dilde yazmanın tuhaf etkisini keşfettikten sonra sadece kendime ait yaratıcı bir ritme gereksinim duydum ve Olivetti’yi yeniden dolaba kaldırdım. Bir kere daha kağıt tomarlarıyla dolma kalemimi ortaya çıkardım sonra yazmış olduğum bölümü çevirdim. Yani İngilizce yazdığım bölümü Japoncaya aktardım. (Syf.160)” ve işte böylece genç Murakami dili keşfeder. “Şimdi oldu diye düşündüm. İşte böyle yazmalıyım. (Syf.160)” 
Ve böylece yazar bu metni Gunzo Edebiyat Dergisi’ne gönderir ve ödülü kazanır. Bu uzun girişten sonra kitabın konusuna gelirsek: Yirmili yaşlarında kitap yazmaya çalışan bir genç adam, “Fare” adlı bu gencin kendisinden büyük arkadaşı ve “J” adlı bar sahibinin ekseninde geçer olaylar. Gencimiz, bir yandan kitap yazmanın hayalini kurarken arkadaşı Fare ile tüm yazı bol bol içtiği J’nin barında geçirir. Burada karşısına çıkan serçe parmağı olmayan kızla beraber macera başlar. Onun yaralı hikayesi ,geçmişte yaşadığı ama artık bir kısmı yaşamayan genç sevgililerinide aklına getirir. Çaresizlik, bir şey yapamama, üzüntü, bol içki, mutsuzluk, mutluluk tüm bu değişken ruhsal haller tüm yaz boyunca peşini bırakmaz. Ve o, tüm bunları yazmaya başlayana kadar rahat bir nefes alamaz. 
“Rüzgarın Şarkısını Dinle” ismi kadar ahenkli. Kitapta kendi ritmine ait birçok cümle ile dolu. 
… “ Kalpleri karanlık olanlar kötü rüya görür. Kalpleri çok daha karanlık olanlar ise rüya bile göremezler.” Der di her zaman rahmetli büyükannem. 
… “Farkında olmak için uğraştığımız şeyler ile gerçekten farkında olduğumuz şeyler arasında derin bir uçurum var.” 
Ve kitap boyunca romanlarında en çok adı geçen “ Fare” yi , sevdiği bir yazarın kitabında geçen kuyunun onun bir başka romanında metafor olarak kullanıldığını görür,(Bkz. Zemberekkuşu’nun Güncesi)yazarın kitaplarındaki sırlarına biraz daha yaklaşırsınız.
Kendince bu kitapları (Rüzgarın Şarkısını Dinle ve Pinball) hiç yayınlatmak istemeyen, onları sarsak olarak değerlendiren Murakami, iyiki yayınlatılmasına izin vermiş. Çünkü her yazarın doğuşunu kendi dilinden okumanın lezzeti ayrı bence. Kitaptan en sevilen bölüme gelince: 
“Yaz kokusunu uzun zamandır ilk kez almıştım. Denizin kokusu, uzaktaki tren düdüğü, bir kızın tenine dokunma hissi, şampuanın limonlu kokusu, akşamüzeri esintisi, umudun titrek ışığı ve yaz rüyası.” 
Nasıl da kendini okutuyor değil mi? 

İNCELEME: Nüket CEYLAN