Kardeşini Doğurmak kitabı da, bilinen ve bilinmeyen yüzüyle toplumsal bir yaranın sesi olarak; toplumumuzdaki çocukların geleceğe dair umutlarının elinden alınmasının haklı bir isyanı.
Çiçekli elbiseler giymek istiyorum anne, / Saçlarımı tam ortasından ayırıp örmek,/ Şimdilerde göremediğim çocukluğumun sokaklarında sek sek oynamak istiyorum. / Ben küçülmek istiyorum anne!
İnsanın kendiyle konuşacak kelimesinin olmaması ne tuhaf, “biliyorsun, anlarsın sen beni” diyorum kendi kendime. Herkes kendini anladığında susmaz mı zaten? Kaçacak tek bir cümlem yok ardına saklanıp soluklanacağım.
Romanın geneli bir şiir havasındadır ve imge doludur. O imgeleri bulup günyüzüne çıkarınca kitabın değeri gözünüzde daha da büyüyor ve okuması kat kat keyifli oluyor.
Onun pençeleri var hayatı böğründen yakalamış, / Tırnağının uzunca değişiyor bahtının kara yazgısını / Uçurumda açan kara çiçek,/ Kökü derinde, Sağlam gövdeli, / Bir hayalin peşinde kendine gerçeklik arıyor.
Dostoyevski ilk romanı “İnsancıklar”da (1846) anlattığı yoksul insanlar gibi yaşam sürdürürken edebi yaşamının daha ilk yıllarında aristokratik-burjuva bir toplumda kafa işçiliğinin aşağılanan konumuna ilişkin deneyimler edindi.
“Ölü Ozanlar Derneği”, hakikaten devrimci bir bakış açısına sahip olan kitap/filmlerden birisi… Gerek anlatımı, gerekse de başroldeki Robin Williams’tan genç oyunculara dek, herkesin üst düzey performans göstermesi filme lezzet katıyor.
Rus Edebiyatının mihenk taşı olarak kabul edilen “Palto”, Dostoyevski ve daha başka nice Rus Edebiyatçısına gebe olmuş bir eser niteliği taşır.
1938’de henüz 28 yaşındayken hayatını kaybetmesine rağmen modernist romanın en büyük yazarlarından kabul edilen Romanyalı yazar Max Blecher’in vaktiyle hiç ilgi görmeyen kitabı ‘Acil Gerçekdışılıkta Maceralar’, nihayet Türkçede.









