https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/06/hakkimizda.jpg

Ömer Faruk’un, “Bir Aşağılama Aracı Olarak Çöp” adlı uzun denemesinin merkezinde, kendince aykırı olanı çöpleştiren ve çöpe attıkları ile atmadıklarının toplamı olan, aşağılama mekanizmaları kuran, kötüye örgütlenmiş toplumun bir ferdi olan insan var. “Bando mızıka eşliğinde söylemek lazım: Mevcut (siyasi) iyi ve kötü’ye göre örgütlenmiş toplumlar çöp ve kötülük üretir, aşağılama mekanizmaları kurar.”

İnsan sadece tükettikleri sonucunda ürettiği çöpü değersizleştirmez, kendi bedeninin ifrazatlarını da kutsalın dışına iter. Aybaşı kanı, salgı, sperm, dışkı vs. yi dışlar ve iğrenç yaftasını yapıştırır. Bu yafta tahammül edilemezi ortaya çıkarır. Tahammül edilemez olan iğrençtir. İğrenç sapkındır ve sapkınlık karşısında toplum tek yürek olur. “Çünkü iğrenç, bireylerin uyumasını ve toplumların yatışmasını sağlayan dinsel, ahlâki ve ideolojik kodların diğer yüzüdür.”

İğrenç algısı duvarların inşasına neden olur. Duvar insanın insanı dışlamasının ispatıdır ve kendisinden olmayanı saf dışı bırakmak adına ulus-devletler tarafından örülmüştür. Yeryüzünün vazgeçilmez bir parçası olarak başlangıçtan beri var olan taş ile insanın neden “heykel yapmak yerine duvar ördüğünü,” ve “duvar yapanların neden heykellerinin dikildiğinin,” sorgulandığı denemede Çin Seddi, Berlin Duvarı ve İsrail Duvarı gibi üç büyük duvarın onları üretenleri temsil ettiği ve üretenin etik ve estetik değerinin bir göstergesi olduğunun altı çizilmektedir.

Çöp olma korkusuyla sürekli algılarımızın tazelenmesinin altında yatan gerçek neden belki de kişinin kendisine karşı işlediği ilk suçta gizlidir; nedir bu ilk suç? “Cennet’ten dışarıya atılan” olarak kendisiyle barışması, atılan olarak kendisinden hoşnut kalmasıdır.” diyor ve ekliyor Ömer Faruk. “İkinci büyük suçu ise bu haysiyetsizlik (=özsaygı yoksunluğu) üzerine düşünme çabasına girişmektense varlığını ‘dışarıya atılan ve her fırsat bulduğunda atan’ olarak sürdürmeyi tercih etmesidir.”

Bu atılan olandan, atan olmaya geçiş; insanoğlunun bahçesine o meşhur çiti çektiği an başlamıştır. Çitle birlikte ortaya çıkan, bana ait kavramının zamanla benden değile dönüşmediğini söyleyebilmemiz mümkün değildir.  “Almanlar için Yahudiler, Yahudiler için Araplar, Japonlar için Çinliler, Çinliler için Moğollar, Türkler için Kürtler, Kürtler için Zazalar, Farisiler için Azeriler, Fransızlar için Korsikalılar, İspanyollar için Katalanlar, İngilizler için İrlandalılar, Hindu dinine mensup Hintliler için Müslüman dinine mensup Pakistanlılar, Ruslar için Tacikler… ilk akla gelen değersizlik örnekleridir.” Tüm bu toplulukların da el ele verip eşcinselleri ve devlet kurmamış olan Çingeneleri aşağılamadığını, toplumun dışına itilen çöp olarak görmediğini söyleyebilmemiz de pek mümkün görünmemektedir.

Hareketli ve hareketsiz canlı türleri içinde çöp üreten tek canlı insandır. Diğer türlerin hepsi doğanın bir parçasıdır. İnsan çöp üretir ve bu çöpü kendince daha aşağı gördüğü diğer insan topluluklarının çitlerinin içine atar. Denemenin ele aldığı en önemli gerçeklikte burada saklı. “Uygarlığın başlangıcından bu yana, üç şeyden kurtulmanın, onları görünmez kılmanın yolu ya da yolları, uygarlığın varoluş biçimini belirlemiştir. Bu üç şey sırasıyla ceset, çöp ve dışkıdır. Tüketim toplumunun vardığı noktada; dünyanın nüfusu arttıkça hem kişi başına düşen çöp miktarı hem de varoluşun temellendirildiği bu üç şey artacaktır.

Ömer Faruk’un, üzerinde durduğu önemli konulardan biri de; Nietzsche’nin sözünü ettiği  Tanrı Devleti’nin, 11 Eylül’de Dünya Ticaret Merkezinin yine Tanrı Devleti tarafından saldırıya uğramasıyla yıkıldığıdır. Bu saldırıya kadar toplumlar Tanrı Devleti ve Dünya Devleti adıyla kutsal olanla, yasa, kural ve düzenle yönetilmişti. Yeri geldiğinde ortak paydada buluşup yeri geldiğinde ise birbirine cephe alan bu iki devlet biçimi, çöp olarak gördüğü ötekine karşı yukarıda sözü edilen duvarları inşa etmiş, düzenli ordular kurmuştu.  Oysa 11 Eylül saldırısı ile, yeni bir devlet anlayışı ortaya çıkmıştır. İliklerimize kadar işleyen “Pan Kapitalizm.”

Bu dönem; çokuluslu şirketlerin, kişileri hatta her şeyi satın alarak ölçüsüz biçimde zenginleştirdiği, gökdelenler diktiği ve imha gücü eskisine oranla çok daha yüksek silahlar ürettiği bir dönemdir artık.  Bireyin kendisinden vazgeçtikçe Pan-Kapitalizme teslimiyetinin artacağını söyleyen yazar; “Bu noktada ya teslim olacağız ya da hareketli ya da hareketsiz tüm canlı türlerini gözeten yeni düşünceler üretmememiz gerekmektedir.” der ve kutsal olarak nitelendirdiğimiz kavramlar arasında bir kör dövüşünün sürüp gittiğini söyler. Dünya Ticaret Merkezinin bombalanması sonrasında piyasayı kutsallaştıran, her şeyi metalaştıran ahlak ve yasanın piyasa taleplerine göre şekillendirildiği Pan Kapitalizmle birlikte tüm sistemler yok olmuştur. Artık ne Tanrı Devleti ne Dünya Devleti vardır. Piyasanın hâkimi Pan Kapitalizmdir. Ekonominin tarihsel sürecinde kutsallaştırılan; dil, aile, din, millet, sınıf ve devlet bu son durakta çokuluslu şirketlerin ihtiyaçlarına hizmet için varlıklarını sürdürmektedirler.

Ahlak ve yasanın piyasayı, piyasanın da ahlak ve yasayı ele geçirdiği değersizliğin yeni değer olduğu bir dönemdedir artık insan. Yeni değer hiçbir kurala bağlı değildir ve görülemezlik tarafından biçimlendirilmektedir. Yazar; Zygmunt Bauman’ın Iskarta Hayatlar: Modernite ve Safraları adlı kitabından yaptığı, “yeryüzünün suça bulaşması, suçun küreselleşmesi” tanımlamasıyla açıklar bu durumu. Artık piyasalar, çokuluslu şirketlerin her kişi ve her şeyi satın alarak ya da satarak ölçüsüz bir biçimde zenginleştiği, sermayenin mutlak egemenliğinde hiçbir şeye hesap vermeyen kuralsızlığıyla şekillenmektedir. Bu yeni sistem nomos’un ölüm fermanını imzalamıştır.

Kamuyu dikkate almayan tek adam rejimleri geleneği, hukuku göz ardı eder ve toplumlarda dedikodu ile entrika diğer tüm değerlerin yerini almaya başlar diyen Besim Dellaloğlu’nun yazdığı önsözle başlayan “Bir Aşağılama Aracı Olarak Çöp” adlı denemede üslup olarak farklı bir yöntem izlemiş yazar. Denemeyi üçe böldüğünü söylemek yanlış olmayacaktır. Yazarın, konu ile ilgili düşüncelerini aktardığı bölüm, dipnotlardan oluşan diğer bölüm ve son olarak fısıltı adını verdiği maddelerden oluşan bölüm. Dipnotlar bildiğimiz anlamından farklı kullanılmış. Oldukça uzun. Ana metne bağlı fakat bir yanıyla da ondan bağımsız ilerleyen tek başına okuduğumuzda ise yazarın deyimiyle başlı başına bir deneme olabilecek paralel bir metin. Yazarın okurunun duymasını istediği ve okurunun kulağına fısıldadığı “fısıltı” bölümlerinde ise kimi zaman yazarın kimi zamanda metin boyunca okura eşlik eden düşünürlerle, yazarların sözleri duyuluyor. Ömer Faruk çöpün bir aşağılama aracı olarak kullanıldığı düşüncesini,  Bauman’dan Kafka’ya, Nietzsche’den Yaşar Çubuklu’ya, ‘dışkı aleyhimizdeki bütün delillerin sıkıştırılmış toplamıdır’ diyen Canetti’ye kadar bir çok yazar ve düşünürün fikirleri ile destekliyor. Bu fısıltılarla oldukça geniş bir okunacaklar listesi hazırlamak mümkün.

Ömer Faruk’un “Bir Aşağılama Aracı Olarak Çöp” adlı uzun denemesi; kişinin bedeninden salgıladığı ve kendi salgılarının sözlük anlamlarını küfür olarak algılayan insanoğlu için, bu salgılarıyla yüzleşmesi ve gerçek çöpün aslında ne olduğunu idrak edebilmesi adına yazılmış bir metindir.

Yararlanılan Kaynaklar = Ömer Faruk/Bir aşağılama aracı olarak çöp-Yeni İnsan Yayınevi/Ocak 1922-1. Baskı