https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/06/hakkimizda.jpg

Bir Zamanlar Anadolu’da 2011 yılında Nuri Bilge Ceylan’ın yönetmenliğinde Cannes Film Festivalinde Büyük Juri Ödülüne layık görülmüştür. Film, bizce Ceylan’ın Altın Palmiye ödülüne gidilen yolda en ayakları yere basan filmi olmuştur. Ayrıca Ceylan filmin senaristliğini Ercan Kesal ve Ebru Ceylan ile paylaşmaktadır. Filmde, Ercan Kesal, Taner Birsel, Muhammet Uzuner, Fırat Tanış ve Yılmaz Erdoğan gibi usta isimler yer almaktadır.
Film, bir katil zanlısı olan Kenan’ın sorgulanması sonucu cinayet yerinin teşhisi yolcuğuna çıkan Savcı Nusret, Komiser Naci, Doktor Cemal ve Katil Kenan’ın bu yolda başına gelen olayları konu almaktadır. Aslında böyle bakıldığında kriminal bir havası olduğunu düşünebilirsiniz fakat filmde bu cinayet ve cinayet yerinin teşhisi kriminal bir sonuca değil, filmin ana hikayesine yardımcı olacak şekilde kullanılmıştır. Çünkü çıkılan bu yol, katilin cinayet yerini teşhis etmesiyle kalmıyor, aynı zamanda bürokrasi içerisinde güçlü olan veyahutta bürokrasi içinde ezilen diğer karakterlerin de kendi cinayetleriyle yüzleşmesini sağlıyor.
Film boyunca Komiser Naci, hiyerarşik düzende ezilen fakat bu durumdan oldukça rahatsız olduğunu hissettiren pozlar vermekte, genel olarak film boyunca en insani tepkiler veren karakter olarak göze çarpıyor. Savcı Nusret ise dev bir iktidar profili görüntüsü içerisinde olup o sert ve katı kuralları zaman zaman yaptığı yersiz şakalarla yıkarak kendine zıt bir tavır sergilemektedir. Fakat filmin ilerleyen bölümlerinde Savcı Nusret kendi hayatında olup bitenle yüzleşerek gereksiz alaycılığının altında eziliyor. Doktor Cemal ise bize filmin ana teması için bir nevi anahtar görevi üstleniyor. İlk başlarda idealist bir doktor gibi görünen Cemal, film sonunda tam zıttı bir hareketle tüm değer yargılarını ve vicdan muhakemelerini yıkıyor. Film, vicdan, toplumsal doğrular, bürokrasi, ölüm ve yaşam, ezilen kadınlar gibi olguları seyirciyi bir şahit olarak varsayarak kendi içinde tartışıyor. Zaten filmin ilk sahnesinde buğulu bir camın ardından Katil ve Maktul’un konuşmalarına bulanık bir şekilde dahil oluyor ve ardından görüntünün netleşmesiyle bir tanık pozisyonunda yer alıyoruz.
Katil kim? Evet katil Kenan fakat Kenan aslında hayatın önüne geldiği gibi yaşayan ve onu katil olmaya götüren sebepler bulabilen bir nevi kader mahkumu pozisyonundadır. Zaten çoğu zaman da hiç bir pişmanlık hissi göstermemesi de bunu destekler nitelikte. Cinayeti çözmeye çalışan kişinin ise yeterince masum olmaması ve geçmişinde bir cinayete sebep olduğunu anladığımız Savcı’nın da en az Kenan kadar suçlu olduğunu düşünebiliyoruz. Fakat Savcı bu gerçekle film boyunca savaşarak kendi ile cebelleşir. İşte hiyerarşik düzenin tepesinde bulunan bu kişinin ceza almayışı ve hiç bir zamanda alamayacağı gerçeği bu sistem içerisindeki çarpıklıkları gözler önüne seriyor ve aslında genel olarak düzenin bozuk olduğu hissiyatını bize bahşediyor.Yönetmenin bu düzene hiçbir yorum getirmeden aktarması ise aslında düzenin hiçbir zaman değişemeyeceği gerçeğini kulağımıza fısıldıyor. Aynı zamanda Doktor Cemal’in de filmin sonlarında cinayetin yargı kısmını etkileyecek bir gerçeği hiç olmamış gibi varsayması da karar mercilerinin meşruiyetini sorgulamaktadır.
Filmde bir ayrıntı olarak dikkat çeken mesaj ise “Koyun can, kasap et derdinde” felsefesidir. Bu felsefeyi, makdulun arka bagaja koyulurken şoförün cesetin yanına karpuzları koyması, gidilen köy sofrasında zanlının kardeşinin kola istemesi gibi detaylar filmin genel olarak kötülüğün ve karamsarlığın kol gezdiği bu topraklarda bu tarz olayların normalleştiğini ve bu normalleşmeye tepkisizliği göstererek bir taşra taşlaması olarak önümüze sunuyor.
Film boyunca sallanan ağaç dalları üzerimizde bir korku filmi ambiansı yaratmaktadır.Gece sahnelerindeki rüzgar ve karanlık açılar ezici bir çaresizlik ve kaygının yaratılmasında etkili olmuştur. Özellikle bir parantez açmak isterim ki, filmde kullanılan seslendirme ve doğal ses kullanımı zannediriz ki özenilen ve oldukça profesyonel bir ekipten çıkan bir ürünün sonucu olmuştur. Bu sesler film atmosferi yaratma konusunda son derece başarılıdır.
Cinayet teşhisi yolculuğunda karakterlerimizi taşıyan şoför Arap Ali’nin Doktor Cemal’e dediği gibi;

– “Bir zamanlar anadoluda dersin, ücra bir köşede görev yaparken böyle böyle bir gece yaşamıştık… Anlatırsın.”
Gerçekliğin limanında karaya çarpmış bir masal. Hangi köşesinden baksak, hangi karakterleri ele alsak derinlikli bir yapıya sahip bu film, cinayet teşhisi sahnesinde araba farlarınının vadilere ışık tutması gibi ruhunuza da ışık tutmasını temenni eder, iyi seyirler dileriz.