https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/06/hakkimizda.jpg

MODERN DÜNYAYA SİMİT TADINDA SERZENİŞ …

” Kılığı düzgün bir adamın sokakta simit yemesi yasaktır. Bütün yasaklar gibi bunun da kaçamak yolu yok mu ? Simidi kır,cebine sok.Tek elinle bir lokma koparıp,kimseye sezdirmeden ağzına at.Ama,ben dişlerim sağlamken ısıracağım.”
Atılgan şu kısacık cümleler ile romanı şiirsel denecek kadar özenli bir üslup ile kaleme almış. Okumaya başladığınız ilk sayfalarda bu tarz kısa fakat her cümlesi üzerinde emekle çalışılmış kendine özgü bir dil çıkarmış yazarımız. Modern insanın en büyük sorunlarından biri olan toplumun sıradanlığına başkaldırı,birey-toplum çatışması,yalnızlık ve özellikle toplumdan kaçış teması çok güçlü bir anlatım ile işlenmiştir.
Peki nedir bu modern yahut moderniz mi?
Modern sözcüğü,”eski ” ile “yeni”yi ayırmak amacıyla kullanılmaktadır. Modern, modernizm veya modernlik eskiye göre “yeni”olmaktır.
Edebi eserlerde bu kavramı nasıl görürüz?
Hikayenin ana unsurlarından olan giriş, gelişme, sonuç unsurları yoktur. Daha çok içinde bulunulan andan kesitler sunar bize. İmgeler, çağrışımlar kısacası şiirsel ögeler ön plandadır. Yazarlar birey bilici ile aslında hem insanın karmaşık dünyasını gözler önüne sunarken diğer yandan kendi “ben”ini öne çıkartırlar.
Kavram karmaşalarını bir yana bırakarak romanımıza dönersek bakın Atılgan ne diyor;
“Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış. Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık.Onun büyük işler yapacağı umulur.Ama beş-on dakikada ölüyor.Sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu;asık yüzleri,kayıtsızlıkları,sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar,eritiyorlar.
“( syf.18)

Bu dizelerde de görüldüğü gibi aslında Atılgan’ın işlediği konu yüzyıllardır işlenmiş bir konudur. Fakat Atıgan’ın yapmış olduğu güçlü anlatım tekniği okuyucuyu şaşırtacak ustalıkta yazılmış bir roman. Atılgan bu romanı 1959 yılında yazmasına rağmen C.karakteri 21.yy.da hala içimizde yaşayan insanlardan biri.
-Doğru, hep başkayız. Ayak bastığımız her yer dünyanın merkezi oluyor.Her şey bizim çevremizde dönüyor… (syf.15)

Ruhsal çözümlemeler,anlık çıkarımlar çok iyi aydınlatılmış.

-Seni içinin demir parmaklıklarından azat edeceğim! (syf.21)

Atılgan “Aylak Adam”romanında (C.)nin İstanbul’da dört mevsim geçirdiği bir dönemi anlatıyor. Henüz yolunu bulamamış aydın bir gençliğin tipik örneğini okuyoruz sayfalarca.

“Ben, toplumdaki değerlerin iki yüzlülüğünü, sahteliğini göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi. Bir kadın. Birbirimize yeteceğimiz, benimle birlikte düşünen, duyan, seven bir kadın.” (syf.121)

Romanda aylaklık övülmüyor, gerçek sevgiyi aramaya çıkmış bir insanın vardığı gerçek;insanın mutsuzluktan kurtulamayacağı ve bunun için aslında yaşamak için başka sebeplerinde olması gerektiği vurgusu yapıyor. C. insan bazen kendisinden bile kaçmalı diyor.
    “Ben ya  ararım, ya da yaşarım.”
Ayşe biter Güler başlar,Güler biter Ayşe başlar(imgesi) … sonuç düş kırıklığı,içki … içki …
Aslında Aylak Adam’ın aradığı imkansız bir mutluluktan başka bir şey değil. Toplumdan kopuşun bir sonucudur: İnsanlara yukardan bakmak. Eğer romanı yargılamaya kalkarsak bu nokta üzerinde durmamız gerek.
-Neden bu kadar kötümsersin?
-Sen neden değilsin? Çevrene bakmıyor musun? En mutlu görünenlerine bile? Bütün bunlar üç oda,bir mutfak,iki çocuk düşü ile başlıyor.Sonra?Haydi bayanlar,baylar!Bu fırsatı kaçırmayın.Siz de girin,siz de görün.Üç perdelik dram.Birinci kısım:Dağlar dümdüz.İkinci kısım:Ne çok tepe!Üçüncü kısım:Ova batak.Bugünlük bu kadar baylar.İyi geceler.Yarın gene bekleriz (syf.76)

Gelişmişlik çağında gelişmemişliğin çarpıcı ironiyle anlatıldığı Türk edebiyatında abartısız yeri doldurulmayacak örneğidir. Zaman zaman aklımıza İvan Gonçarav’un “Oblomov”u gelse de Oblomovbıkmışlığın, tükenmişliğin romanıdır .”Aylak Adam” daha çok sıkışmışlığın, yalnızlığın, modern dünya insanının serzeniş romanıdır deriz.

Hepimiz korkağız. Korktuğumuz için severiz; korktuğumuz için yaşarız; korku yüzünden öldürürüz.En kötüsü kısa sıkıntılardan korkarız.Ama yalnız bu mu ? (syf.100)
Peki ya sizce?

İnceleme: Nazlıcan ÖZCAN