Virginia sıradışı hayal gücü ve harika fikirleri olan bir kadındı. İngiliz edebiyat tarihinin akışını değiştiren ve ana düşüncesi feminizm algısında delilik olarak kabul edilen romanı ”Mrs Dalloway ”di. Mrs Dalloway
Al nefes ver nefes, aldım sonunda ve verdim nefesimi, kalbimin atışı yavaş yavaş normale dönüyor. Hüznüm hayatımın önüne geçtiğinde bazen nefes alamıyorum ben.
Sessizliği bozan yutkunuş seslerinin, ertelenmiş gürültünün habercisi olduğunu seziyordum aslında. Bu kez yemek yenmeyecek, demek kimse aç değil, diye düşünmek daha iyiydi.
Bir ülkeyi tanımak isterseniz onu en iyi edebiyatçılarından tanırsınız, İşte onun içinden çıkan, kaleminden Ülkede yaşanan siyasi olayları bir sosyolog gibi derinlemesine anlatan Necib Mahfuz`un “Karnak Kafe”sidir bahsi geçecek roman.
Eski usul bir güncenin ifşasıdır bu, mahremimdir. Akıl düşümü, ruh üşümesi, gönül çarpıntısıdır. En nihayetinde matbu bir hayata girizgâhımdır; yazmaya başlamama sebebe ithafımdır ve tüm anlatamadıklarıma.
Çocuk ve savaş kelimeleri yan yana durabilir mi? Peki ya şu çocuk kelimesi on altı yıllık yaşama ne kadar acı sığdırabilir? Bilmiyorum; bilemiyorum. Savaşı yaratan insan, neden içini öldürme güdüsüyle doldururken, çocukluğunu görmezden gelir?
Kendimizi bir binanın tepesinden hep beraber boşluğa bırakmayışımızın tek nedeni yarındı. Loto’nun çıkma ihtimalini, aşık olunacak insanla tanışma ihtimalini, sonsuz mutluluk ihtimalini içinde barındıran o sihirli sözcük: Yarın.
Zweig iç dünyasında yaşadığı duyguları yapıtlarına başarılı bir şekilde aktaran, özgürlüğüne son derece düşkün yazardır. Umut, onun için yaşamın vazgeçilmez kaynağıdır.
Damla damla akıyor,
Bedenime dair anılar.
Kayboluyor, dağınık,
Baloncuk kokuları.
Baloncuklar dolusu topraktaki,
Tütsülenmiş ağaçlar.
Günler aydın olmaz , gecelere iyi geceler demeye dilimiz varmaz oldu.Seveceksin diye öğrettiğimiz, öğretilere biz bile inanmaz olduk.Saygı sonsuzduru dile getirdiğimiz an,çarpışıp ‘pardon’ demeye fırsat verilmeden, ‘önüne baksana lan’ ile karşılaştık.









