En büyük mutsuzluk yalnızlıktır. Bu o kadar doğrudur ki, en eksiksiz avuntu olan din, seni hayal kırıklığına uğratmayacak bir arkadaş – Tanrı – bulmaktan başka bir şey değildir.
Güneş bulutları deliyor,
Gülümsemek için yeryüzüne,
Hiç üşenmeden, yine,
Bir rüzgar esiyor, sabahın erken vakitlerinde
Balkona çıkıp kahvaltı masasına oturduğumda, aklımdan geçen tek şey, hayatta her şeyin kendini tekrarlamasıydı. Hatta, benim her sabah her şeyin tekrarladığını düşünmem de bir tekrardı.
Her gün, kalıplaşmış ifadelerle, iletişimin çemberinden dolanıyor, içine girmiyoruz. Çok uzun süreden beri hepimiz iyiyiz ve uzun süreden beri hepimiz anlatmak istiyoruz. “İyiyim,” demek kaçış.
Üstüme yazılı tüm harfleri siliyorum. Yok olmaya başladığım andan beri anlıyorum ördüğüm duvarların yıkıldığını. Derin ve kalın çizgiler çiziyor insanlar umutlarımın üstüne ve bir parça tükenmeye başlıyorum.
Karşınızda dünyayı çözmeye çalışırken insanların onda yarattığı karmaşayı dile getiren bir yazar Buket Uzuner.
Felsefe, düşün bilim okumak hayatı anlamlandırmanın en iyi yoludur. Yaşadığımız hayatı sorgulayıp nereden, nasıl, niçin geldiğimizi hangi öğretilerle yaşamda şekil aldığımızı merak edersek öncelikle felsefeyi ve diyalektiği öğrenmemiz gerekir.
Ve biz şu anda beyaz körlük salgınına yakalanmış durumdayız. Körlük, insan aklının körlüğü için kullanılmış bir metafor.
Çok az mizah var. Son iyi mizah ustası James Thurber adında biriydi. Mizahı öyle iyiydi ki, görmezden gelmek zorunda kalıyorlardı. Bu adam yüzyılın psikoloğu/psikiyatristi diyeceğiniz türden biriydi.
Bir gün beni Küçükköy’e, yanına çağırdı. Burada bir parça toprağı ve iki katlı, küçük, beyaz bir evi vardı. Bana “malikânesini” gösterip heyecanla konuşmaya başladı:









