Necmi Karkın, çağın zaman kavramından uzaklaşmış, nesneler dünyasından vazgeçmiş ve doğanın estetik olguları üzerinden kendi yaşam paradigmasının öğretisel halleriyle uzlaşmıştır.
Söz uçar, yazı kalır. Ben her edebi metnin mutlaka yarına kalacağını düşünüyorum. Ben tüm yapıtlarımı yarına kalsın diye yazıyorum ve gelecekte daha iyi anlaşılacağımı düşünüyorum.
Bir Zeki Demirkubuz filmidir. Fyodor Dostoyevski’nin “Yeraltından Notlar” adlı hikayesinden esinlenerek yazılan filmin baş rolünde ise absürd komedi filmleriyle görmeye alışık olduğumuz Engin Günaydın yer alıyor.
Şiir bir tablo gibi kendini bizlere gösterirken, bir yandan da okuyucuyu gerçeklerle tanıştırmak için modern dünyanın getirdiği yüksek binaların balkonlarıyla yüzleştiriyor.
Yok sayılmak; yeryüzünde yaşayan adına insan denilen varlıkların tanıdıkları veya tanımadıkları diğer insanlara yapabileceği en büyük kötülüktü. İkinci en büyük kötülük ise; sevginin sınırları olduğuna inanan birine aşık olmaktı.
Acıların iz düşümleri hep bir şeylere yansır, birilerine, bir yerlere. İnsan ister ki bir sebebi olsun, bir sonucu olsun, bir şifası olsun derdinin. Bir başınalığını sevse de, dimdik durabilse de ister ki omzunda bir el olsun.
Emrah Serbes, Erken kaybedenler’de önceki polisiye romanlarından farklı olarak bu sefer bir öykü kitabı ile karşımıza çıkmıştır. Kitapta birden çok hikaye olmasına rağmen hepsinin ortak bir noktası var.
2005 yılında okurla buluşan ve yazarın ilk romanı olan Dublörün Dilemması ilk bakışta Alper Canıgüz, Onur Ünlü ve İhsan Gökdemir’in resimlerinin yer aldığı kapak tasarımıyla okurun ilgisini çekiyor.
Bellatin’in bu 67 sayfalık kısacık romanı arzunun nasıl aile tarafından ideolojik olarak şekillendirildiğini ve bunun sonuçlarını gözler önüne sermektedir. Arzunun ekonomisi bu ideolojik şekillendirmenin nabzını tutmaktadır.
1920 yılında Almanya’da doğan Bukowski, ilk öyküsünü yirmi dört yaşındayken yayımladı. Yapıtları birçok dile çevrilmiş, öykü ve şiirleri dünyanın pek çok ülkesinde ilk sıralarda yer almıştır.









