Zaman, kırık bir cam şişesinden sızan su gibi ilmek ilmek işliyordu gözlerime. Üstelik saçlarımda beyazlamıştı artık, eski güzelliğim kalmamıştı. Yüzüm, buruşturulmuş bir kâğıt parçası gibi kırış kırıştı.
Umut; adıyla müsemma, yaşamıyla ulema. ‘’Meşe oynayalım mı?’’ sorusuyla başlayan bir aşkın kahramanlarından biri. İz; bilgiye âşık, unutmaktan ödü kopan biri. Sekiz yaşında mahallede tanışıyorlar.
Sessizlik… Sesi kısılmış çığlıkların duvarlara çarpıp yankılanmadığı, olmayan bir aynada görmeye çalıştığımız kederin yansıdığı sessizlik… Konuşmak istedikçe ağzımızdan külleri dökülüveren yanmış kelimelerin sessizliği…
Polonya’nın en yetenekli piyanistlerinden biri olan Szpilman’ın ve ailesinin Nazi işgalinden sonra değişen yaşamları, savaşın sonuna kadar devam eden süreçte ele alınıyor.
Uzun soluklu mücadelelerin, hep var olma gayretinin, hep doğruyu yapma isteğinin sonucunda insan elbet azami bir başarma payına ulaşır içinde. Bu pay gelecek mücadeleler için zorlansa bile bir şekilde halledeceğinin garantisidir
Şimdi sessiz ama gösterişli bir hayatının ortasındasın, var gücünle yaşamaktasın. Güneşi iliştirmişsin yatağının kenarına, aya tutunmuşsun her gece. Sanki gerçekten güçlü gibisin.
Kitabın adını duyduğumuzda yürünecek bir yol, varılacak bir yer ve ışık var sanabiliriz. Ancak asıl yapmamız gereken o ana odaklanmaktır. O anda olduğumuz yerdir yolumuz. Işık ise hiç tahmin etmediğimiz bir yerdedir.
Sarma cigara, sürgülü zincir, sabahsız gece. Sırat gibi keskin, dönülmez, değişmez, bıçak sırtı bir racon. Bir ucu ezelde bir ucu ecel de; bir yüzü acem mülküne bir yüzü garba dönük, sonu olmayan, uzadıkça uzayan karanlık mahpushane koridorları.
Gençlere katlanmak yaşlılığa katlanmaktan daha zor olsa da yaşamak güzel şey sevgili Nadya. Gençlerin seninle eğlenmesini kabullenmen zor olsa da, uykusuz gecelerde o güzelim öğütlerini dinlemek yağmurun, güzel.









