Hacer Kılcıoğlu, bu kez İzmir’de geçen bir yaz tatili macerasını anlatıyor. Ayrılan anne babası arasında bocalayan bir çocuğun iç sesine kulak veren roman, yeni dostlukların hayata kattığı anlamı yüceltiyor.

Film, 1970’li yıllarda Hamburg’da geçen bir seri katilin hayatını konu alıyor. Katilimiz Fritz Honka, çirkin, bakımsız, ilkel ihtiyaçları dışında pekte bir şeye ihtiyacı olmayan toplum tarafından dışlanmış bir adamdır.

Kül | Büşra Canbaz

15 Mayıs 2019
0

Ve ben;
Bakınca gözlerinize
Bir deniz kenarı geliyor aklıma
Akşam ezanı sularında
Karşımda sessiz, isli bir gemi
Yanımda benden dertli başı okşanmamış bir köpek

Pencerenin başında duruyorum öylece. Bazı günler diğerlerinden daha çok buruluyor içim. Bugün mayısın ikinci pazarı. Yüksek sesle söylemeye dilim varmıyor. Sanki bazı anlar, derin bir sessizliğin kuytusunda can çekişiyor.

Tozlu bir kahverengi karşılıyor beni içeride. Etrafta ise soğuk rüzgâr sesi var. Kahve konuşuyor gibi. Hoş geldin, diyor sanki. Etrafa bakınıyorum onun oturduğu iskemleyi bulmalıyım. Bomboş kahveyi görmemek için aranıyor gözlerim.

Şimdi ki zamanla değil de gelecek zamanla yaşamayı öğreti haline getiren, mutluluğu geleceğin içine saklayan, bir sisteme kurban ettik umutlarımızı. Mutsuzluk korkumuz yüzünden büyüttüğümüz sistem, umutlarımızı gelecek beklentisinin içine hapsetti.