Jane Eyre, döneminin çok ötesinde bir anlatıma sahip. Bu ise onu eşsiz kılıyor. Kadınların itaatkar olduğu, düşüncelerini savunmakta yetersiz bırakıldığı zamanlarda Jane Eyre gibi özgür ruha sahip bir kadının hayatını ele alır.
Tabiri caizse tarafsızlıkta çığır açan, hiciv sanatını arşa çıkaran, liberal demokrasiye kafa tutan yazar bu romanında da metafor olarak körlük olgusunu kullanmıştır.
Ece Ayhan’ ın öykü kitabını okumaya başlamadan evvel poetikanın etkilerini öykülerde de rahatça görebileceğimizi düşünmüştüm. Bir şairin elinden çıktığı hafif hafif hissediliyor gibi, ancak zannettiğim kadar da belirgin değil.
Öykülerinde olay, başka kişileri buluşturan ve başka pencerelerden yorumlanan yardımcı bir unsur gibi daha çok.Yaşananlardan ziyade bıraktığı iz üzerinde gidip gelmemizi ister gibi yazıyor öykülerini.
Mahallemin sokakları hiç olmadığı kadar ıssız bu gece. Köselelerimin arnavut kaldırımlarda çıkardığı ses sanki herkes ölmüş de, bu dünyada bir ben kalmışım hissi veriyor. Ürperiyorum.
Elimdeki filede çırpınıp duran sıçanla beraber çukurdan çıkıyorum. Çukur dediğime bakmayın, dedemin babasının bile karnını doyurmuş olan yağ fabrikasını, biz ona “Şato” deriz, dolaşan borular zincirinin açıldığı yer.
Dizlerini kırıp çıplak ayaklarını altına almış, iki numara büyük terliği çıktı çıkacak ayağından. İpil ipil gözleriyle bir dedektif titizliğiyle etrafı tararken iki elini ağzına götürüp hohluyor ikide bir.
Neredesin biliyor musun? Burası senin gerçekliğin benimse rüyam. Küçük küçükkodeslere tıkıştırdığın anılarından oluşan bir dünya bu. Aman hiçbir şey kaçmasın diye sürekli kontrol altında tuttuğun esaret çemberi.
Bir ara yüz çizgilerinizi sayarak ulaşayım istedim yaşınıza. Olacak gibi değildi, belki yirmi, belki yirmi beş çizgi vardı yüzünüzde, her biri iki seneden hesaplansa. Olacak gibi değildi. Öğrenciydiniz biliyordum. Tıp fakültesinde okuyordunuz.
Yazı – Yorum derginin yayınlayacağı, ‘’e-Kitap Öykü Seçkisi’’ için başvurular başlamıştır.









