Vay lele’ler… Boğuk sesli bir kadının söylediği yakıcı bir uzun hava sokağa düşen… Dilan küf kokulu odada yalnız, ayna karşısında Dilan yabancı, pencerenin kıyısında mahzun, kapı önlerinde oturan Mardin kokulu kızlardan biri Dilan.

Ürkek ürkek çalılara, ağaç kovuklarına, kaya aralarına baktılar. Sapanları gerili parmaklarının ucunda yabanı arıyorlardı.

Beyninde yankılanan tıkırtı sesleriyle uyandı. Çapaktan birbirine yapışmış kirpiklerini yavaş yavaş açmaya çalıştı. Öylece karanlığa baktı bir süre, belli ki gün kendini geceye teslim etmişti,

Apartmanın girişinde elinde sepetiyle kokusuz bir Bekir Efendi görüyorum. Yüzüm ekşiyor duymadığım kokusuyla. Yabancılaşıyor. Bir şey eksik bu adamda. Apartman toplantılarına konu olan ekşimsi ter kokusu yok.

Bir varmış bir yokmuş, bir ülkenin birinde, bir padişahın do­ğan çocukları, hiç yaşamaz, hemen ölürlermiş. Bir gün yine bir kızı olmuş. “Nasıl yaşatacağız?” diye derde düşmüşler.

Dışarısı soğuktu ,çok soğuk.Şubat soğuğu en acımasızıdır.Güneş ana hiç olmadığı kadar merhametsizdir bu ayda.O Şubat sabahı da, doğururken günü, çok sancı çekmişti güneş.Göğün en kırmızı en kanlı halini yırtıp doğmuştu .