https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/06/hakkimizda.jpg

Ceyda Çelebi’nin Zey Kitap etiketiyle yayımlanan romanı Yalan Çok Şık Giyinmişti, kendisine yeni bir hayat kurmak isteyen bir kadının, başkalarının gözünde değer kazanma arzusunu izliyor. Başarı, saygınlık ve kabul görme ihtiyacı etrafında gelişen anlatı, insanın kendi geçmişini nasıl yeniden yazabildiğine ve bu hikâyeye çevresindekileri nasıl ortak ettiğine bakıyor.

Romanın merkezindeki Esra Tekol için şık bir çalışma odası, iyi bir semt ve etkileyici bir unvan, uzun zamandır beklediği kabulün işaretleri. Çocukluğundan taşıdığı incinmeler, ailesiyle kurduğu gerilimli ilişkiler ve küçümsenme korkusu, yetişkinlikteki seçimlerine sızıyor. Çelebi, karakterinin zihnine yaklaşırken onun kendini haklı çıkarma yollarını da görünür kılıyor. Esra’nın anlattıklarıyla davranışları arasındaki açıklık, okurun kendi değerlendirmesine alan bırakıyor.

“Kalite kendini dayatmalı, geleni sarmalarken biraz da ezmeliydi.” Romanda geçen bu cümle, Esra’nın dünyasında beğenilmekle üstünlük kurmanın nasıl iç içe geçtiğini anlatıyor. Eşyalar, kıyafetler, konuşma biçimleri ve mesleki sıfatlar, insanlar arasındaki mesafeyi belirleyen araçlara dönüşüyor. Saygınlığın hangi göstergeler üzerinden dağıtıldığı, anlatının gündelik ayrıntılarında belirginleşiyor.

Çelebi’nin ironisi, aile içindeki küçük hesaplardan sosyal medyada kurulan kamusal kimliklere uzanıyor. Dün küçümsenen biri, başarı kazandığında aile tarihinin gurur kaynağına dönüşebiliyor; geçmişte yaşananlar yeni konuma uygun biçimde hatırlanabiliyor. Roman, bu ortak unutma ve yeniden anlatma hâlini, kişisel çıkarların ilişkiler üzerindeki etkisiyle birlikte ele alıyor.

İnanma ihtiyacı da kitabın dikkatle izlediği meselelerden biri. İnsanların duymak istedikleri sözler, güven veren unvanlar ve sorgulanmadan kabul edilen açıklamalar, Esra’nın çevresinde kurulan ilişkileri biçimlendiriyor. Anlatı ilerledikçe okur, ikna eden kadar ikna olmaya hazır olanların da payını görmeye başlıyor.

Yalan Çok Şık Giyinmişti, keskin gözlemleri ve huzursuz edici mizahıyla, itibarın gündelik hayatta nasıl üretildiğini sorgulayan bir roman. Ceyda Çelebi, karakterlerinin çelişkileri üzerinden, kendimize dair anlattığımız hikâyelerin hangi ihtiyaçlarla değiştiğini edebiyatın alanına taşıyor.