Yamalı bir pantolon, şu dünya atlası
öylece çürümüşlük sarmalı…
herkes bir sınır koymuş kendine
“önünden ye!”
yiyebilirsen!
Oğuz Atay‘ın yarattığı metinler gerçek içinde gerçek yaratan ve yarattığı gerçeği dönemsel koşulların da ötesinde bir yerde muhafaza ederek yaşatan bir dil kurgusuna sahiptir.
Bu ayki söyleşimizi hepinizin samimi kişiliğiyle tanıdığı yazar Yasemin Pulat ile gerçekleştirdik. Yazarlığı, yeni kitabı ve aşkı konuştuk.
Sokaklar yaşanmışlık dolu, az ilerideki çöp tenekesinin orada Nazan’ı bıçaklamıştı satıcısı, yine karlı bir gündü, incecik bedenine o kadar kanı nasıl sığdırmıştı gariban, sokaklara karla karışık kan yağmıştı.
Bütün koğuş uykuda. Sultan hariç. Topal Meliha’nın çıkardığı uzun soluklu gazları, Artist Cansel’in koğuşun duvarlarına çarpan horlaması dışında çıt yok.
Sarhoş bir kadın, ‘ şaire güven olmaz! Şaire güven olmaz!’’ diye bağırıyordu. Yankısı dağlardaydı. Sesi kırık bir gazeldi. Periler ve cinler şair adına susturmaya çalışıyordu.
Ölmek ne garip şey anne
bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı
sedef kakmalı bir kutu içinde
vermek isterdim çocukların ellerine
sonra
sonra benim güzel annem
damdan düşer gibi
vurulmak isterdim bir kıza.
Heraklit’in ırmağında yıkadın ruhunu
Nasıl aynı kalırsın?
Yazgınla doğan sen
Yiğitsen sorgula yolculuğunu.
Altın bir yapraktan düşer şiir,
Üstüne, noktası olmayan sayfanın,
Coşkusu tutkuya döner,
Şair kâğıda sürgün.









