Bataille’nin sarsıcı merkezi olan konularından biride Kötülük konusudur, çünkü onun düşünce ya?ısında kötülük hayatın en temel gerçeklerinden biri olarak belirir. Kötülük Bataille’ye göre bir ahlaktan yoksunluk durumu ya da ahlak yetersizliği değil
Demiryolu Serserileri, Jack London’ın, ilk baskısı 1907 yılında yapılan özyaşam öyküsel romanıdır. Amerika Birleşik Devletleri’nin ekonomik ve siyasi krizler ile boğuştuğu XIX. Yüzyıl’ın sonlarında geçer.
Zingerina (Asia Argento) sevgilisi tarafından sebepsiz terk edilir. Bunun üzerine müzisyen aşkını bulmak üzere Romanya’ ya gider. Bulduğunda ise Milan onu istememektedir. Zingerina karnında bebeğiyle Transilvaya’da savrulup hayatı boş verir.
Araç, henüz yeni hızlanmış fakat Atilla’yı görmemişti. Minibüs çamurlu bir su birikintisinden geçerek dönemeçe geldi. Atilla’nın pantolonu çamur içinde kalmış, ayakları pis bir suya bulanmıştı.
Yüzümü ovalarken bir kaç oyuğa denk geldi parmaklarım. Sağ yanağımın ortasında yuvarlak çöküntüler oluşmuş. Bileğime ilişti gözlerim, bilekliğin yoktu kolumda. Ah bu bilekliğe böyle bağlanmamalıyım diye söylenirken hızlıca yataktan fırladım.
Bir Delinin Hatıra Defteri için gerçekçi bir hikâye derken naturalist gerçekçi mi yoksa toplumsal eleştirel gerçekçi mi ayrımını yapmamız gerekir. Bir delinin hayatını gösterirken başvurduğu ögeler natüralistir.
Sen içimin bir teselli aramadığını anladığında israf olmadı söylenecek hiçbir sözcük. İçim apartmanını övdüğünde güzelleşmeyecektim zaten bazen çirkinde olmak gerek çünkü ama kimseye anlatamadım.
Sana benzeyen çok kişi gördüğümden -bir gün olsun güzel kokmayan bu kasabada- şimdi seni gördüğüme sevinemiyorum. Aynısın, aynısınız. Nasıl olur, deme. Anlamanı beklemiyorum. Mucizeye inanmam.
“Küçük General” için, ilk bakışta, politik bir roman demek mümkün. Etrafımıza şöyle bir baktığımızda ve sizin de kitabın girişinde belirttiğiniz gibi ‘’Çalışma hayatım boyunca karşıma çıkmış olan apoletsiz generallere cevabımdır.’’
İzlediğimiz filmler, kendi monologlarımızı, başka bedenlerle harmanlayarak karşımıza çıkarıyor çoğu zaman. Kült filmlerin varoluşu da bu bakış açısıyla izleyemediğimiz ve belki de ilk izlediğimizde algılayamadığımız, varoluşsal kaygımızın bir ürünü.









