elinde bir zarf, yüzü gergin belli ki önemli bir evrak taşıyor bu sefer, kollarını sallamadığına göre. belli, endişesini gizlemeye çalışıyor…
Elma armut parolasıyla saklandığım taş duvarın ardında, herkesin beni aramasının hazzını ne ebê ne de sobe olmaya değişmezdim… Ta ki…
“Kendini kaybetmek – bulabileceğin şeyle ne yapacağını bilmeden aramaya gitmektir…” Özgünlük, tespit edilmesi zor, hakkında konuşulması daha da zor…
Henüz küçük bir sahil kasabasına yerleşmemişlerdi. Henüz birbirini bulmuş iki aşık değillerdi. Deli de olmadıkları bilinirdi. Ama hep kavgacıydılar, itiraz…
Merhaba değerli okuyucularımız. Her ay bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta “Aşkın Patolojisi” kitabı ile “Ekrem Aral Tuna” var. Kendi…
Son tabloyum ben. Bir ressamın bitiremediği, yarım bırakmak zorunda kaldığı son tablo… Fırça darbelerini tuvale vurduğu anda doğumum başladı. Gözlerimi…
Bir bahardı Bahar karşılamak isteyen… Şebnem kadar berrak saydam Müge kadar narin/ak Yalın bir ses… Büründüğü his doğduğu günden Dünden…
Bahçe kapısının önünde duruyor siyah rugan ayakkabıların. Ben şimdi yüzleşiyorum ölümünle. Oysa morgda yatan buz gibi bedenine dokunduğumda ellerim yanmış,…
Geceler… Zor, hoyrat, geçmez bilmez, gün doğmaz bir türlü. Belki de insanın en fazla kendi kendisiyle kalabildiği, doluya koyup almadığı…









