‘Yüz Üzerine’de çok yönlü yaklaşımlarla yüzün antropolojisine dalıyor; mitoloji ve duygu hazinemizi saklayan, maskelediği kadar açığa vuran bu parçamızın varoluşun anlam kazanmasındaki değeri tartışmaya açıyor.
Bir adam, bir kadın ve bir köpek ekseninde dönen, bazen güldürüp bazen hüzünlendiren hikâyesiyle ‘Jules’, sevgiye, sadakate, fedakârlığa adanmış; birbirimizi ve kendimizi nasıl gördüğümüze dair sevimli bir roman.
76 yıl önce bir kadın kimselere bir şey söylemeksizin eteğine taşlar doldurarak Ouse nehrininin soğuk sularına kendini bıraktı. Cansız vücudu olaydan iki hafta kadar sonra bulunabildi.
Türk Edebiyatının usta kalemi, Türk şiirinin kasketli şairi Attila İlhan’ı dillerden düşmeyen, gönüllere işlemiş şiirlerinden alıntılarla hatırlamak istedik.
Mevcut düzeni sevmedi. İktidarla zoru vardı. Virgül ve noktadan başka noktalama işareti bile kullanmadı. José Saramago kimin sesi çok çıkarsa, ona hak verdiğimizi defalarca yüzümüze vurdu.
Kuşlar uzaklardan, soğuk diyarlarda buluşup Yıldız’ın, Köse’nin, Çamlıbel’in tepesindendönerek sıcacık şehir topraklarına indiler. Balkon iplerine, pencere pervazlarına, cami avlularına, pazar tahtalarına kondular.
Sait Faik demiş ki, yazmasaydım, delirecektim. Bu sözünü okuduğumda hayatımın yeni gezegenine de buldum. Hiç endişe etmeden zırhımı giydim, yazmaya başladım.
İçindeki yaşam enerjisi ondan söküp alınmış, küçük kırıntılarla yetinmek zorundaydı. O küçük kırıntılar da olmasa ölüp gidivermişti.
Sabahın beşi, yatağında bir sağa bir sola dönüyor adeta debeleniyordu Hasan. Bir soğuk ter boşalıyordu boynundan sırtına doğru, ince erimiş bir buz gibi.
“Bütün duygularını denetlemek, insana özgü bütün duygulanımlarını değiştirmek, isteklerini susturmak, günahtan ruhunu uzak tutmak, dünyevi hırslarını yenebilmek… var mıydı bunu başarmış tek kişi?”









