
Okulun en kalabalık günlerinden biriydi. Sabah zilinin çalmasına dakikalar vardı ama koridorlar şimdiden insan sesleriyle dolmuştu. Bir yandan koşan öğrencilerin ayak sesleri yankılanıyor, bir yandan dolap kapakları sertçe kapanıyordu. Her sınıftan başka bir kahkaha yükseliyor, üst üste konuşan sesler birbirine karışıyordu. Kantinin önünde sıra bekleyenler tartışıyor, alt katlardan beden eğitimi öğretmeninin düdüğü duyuluyordu. Sanki herkes aynı anda konuşuyor, aynı anda bir yere yetişmeye çalışıyordu.
Ama bütün o gürültünün içinde garip bir boşluk vardı. İnsanlar birbirine bakıyor ama gerçekten görmüyor gibiydi. Sorular soruluyor, cevaplar veriliyordu ama kimse karşısındakini tam anlamıyla dinlemiyordu. O gün ilk kez bunu fark ettim. Gürültü çok fazlaydı ama samimi bir sessizlik yoktu.
Sınıfa girdiğimde gözüm her zamanki gibi arka sıraya kaydı. Ada yine cam kenarında oturuyordu. Sırasının üstü düzenliydi; kitapları köşelere dikkatlice yerleştirilmiş, kalemi tam defterinin yanına bırakılmıştı. Başını hafifçe eğmiş, sessizce dışarıyı izliyordu. Sınıfta herkes birbiriyle konuşurken sanki onun etrafında görünmez bir sessizlik vardı.
Aslında Ada hep sessizdi. Öğretmen soru sorduğunda cevabı bilse bile parmak kaldırmazdı. Teneffüslerde kalabalık grupların içine girmez, çoğu zaman ya kitap okur ya da pencerenin önünde dalıp giderdi. Bazı insanlar onun sessizliğini kibir sanıyordu, bazılarıysa fark etmiyordu bile. Ama bana göre Ada’nın sessizliği (kibirli) bir duvar gibi değildi; daha çok kimsenin açıp bakmadığı kapalı bir oda gibiydi.
O gün ise bu sessizlik bana farklı geldi. Daha ağır… Daha yorgun…
Öğretmen ders anlatırken sınıf yine kendi halinde uğulduyordu. Ön sıradakiler fısıldaşıyor, arka taraftakiler gülüyordu. Ama Ada hiçbirine karışmadan defterine küçük küçük bir şeyler çiziyordu. Bir an başını kaldırıp sınıfa baktı. O bakışta garip bir yalnızlık vardı. Sanki herkesin içinde olup hiçbir yere ait hissedemiyordu.
İşte tam o anda, insanın bazen kalabalıkların içinde bile yalnız olabileceğini düşündüm.
Ada teneffüste yanıma geldi.
“Kalemini ödünç alabilir miyim?” dedi.
Sesi o kadar kısıktı ki neredeyse duyamadım. Kalemi uzatırken göz göze geldik. O an fark ettim bazı insanların sesi değil, varlığı duyulmuyordu.
Bahçeye çıktığımda herkes bir grubun içindeydi ama yine de yalnız gibiydi. Kahkahalar yükseliyordu, fakat çoğu insan birbirinin cümlesini yarıda kesiyor, gerçekten anlamadan cevap veriyordu. Ada ise okulun en köşedeki bankında tek başına oturmuş, elindeki kitabın sayfalarını ağır ağır çeviriyordu. Ada’nın gözlerindeki o sessiz yalnızlık uzun süre aklımdan çıkmadı. Kalabalığın ortasında bu kadar görünmez hissetmek nasıl bir duyguydu, bilmiyordum. Ama o an şunu fark ettim: Belki de insanlar konuşulmaktan çok, anlaşılmaya ihtiyaç duyuyordu.
Tam da bu düşünceyle o gün bir karar verdim. Bir günlüğüne daha az konuşacak, daha çok dinleyecektim.İlk başta zor oldu. Arkadaşlarım bir şey anlatırken araya girmemek, hemen kendi düşüncemi söylememek… Meğer insan sustuğunda çevresindeki sesler daha da çoğalıyormuş. Bir arkadaşım ailesinin sürekli tartıştığını anlattı. Bir diğeri sınavlardan korktuğunu söyledi. Hep gülen sınıf başkanının bile aslında çok yorulduğunu öğrendim.
Ve ben ilk kez insanların yüzlerinin arkasındaki duyguları görmeye başladım.
Öğle arası herkes koşarak sınıftan çıkarken Ada sınıfta kaldı. Camdan dışarı bakıyordu. Yanına gidip sessizce oturdum.
Bir süre hiçbirimiz konuşmadık.
Sonra yavaşça:
“İnsan bazen konuşacak kelime bulamıyor,” dedi.
Bu kez aceleyle cevap vermedim. Sadece dinledim.
“Ben küçükken çok konuşurmuşum,” diye devam etti. “Ama zamanla kimse dinlemeyince insan susmayı öğreniyor.”
Bu cümle içimde uzun süre yankılandı. Çünkü bazen bir insanı sessiz yapan şey utangaçlık değil, anlaşılmamaktır.
Günün sonunda Ada tekrar yanıma geldi.
“Teşekkür ederim,” dedi.
Şaşırdım.
“Neden?” diye sordum.
Gülümsedi. Gözlerinde ilk kez hafif bir ışık vardı.
“Bugün beni gerçekten dinledin.”
O an anladım ki insanlar her zaman çözüm aramazdı; bazen sadece duyulmak isterdi. Ve bazen en büyük değişiklikler, en küçük sessizliklerde başlardı.