https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/06/hakkimizda.jpg

“Dün bir adam öldü. Bu akşam mezarlığa gidip cesedini topraktan çıkarmaya karar verdim….Artık söyleyecek bir sözüm kalmadı, bana atacakları taşların yüzüme gelmesini ve bir zamanlar benim olan o korkunç yüzü parçalamasını dilemekten başka…” Bunlar Castillo’nun ölümsüz eseri Gitar’ın, gerçek adını hiç öğrenmediğimiz kahramanının; insanların kendisine çoğunlukla “canavar” bazen de “Quasimodo” dediği bir ucubenin, korkunç yüzlü, tek gözlü, yassı burunlu, kambur bir cücenin son sözleridir. Bu incelemede ondan Cüce diye söz edilecektir. Frengili bir babanın lanetli dölünün kurbanı olarak dünyaya gelen, doğar doğmaz annesi tarafından terkedilen talihsiz Cüce kendisi gibi dışlanmış olan yaşlı ve tekinsiz Gaixa tarafından büyütülür. İnsanlar ondan korktuğu için asla gündüzleri dışarı çıkmaz ve tüm zamanını babasının zengin kütüphanesinde okuyarak, bilgisini artırarak geçirir. Kendi deyimiyle, boyu değilse de, aklı ve bilgisi büyür.  On sekiz yaşına geldiğinde, kendisiyle nadiren ilgilenen babasını da kaybeder. Bundan sonraki üç yılını büyük bir mal varlığının varisi olarak çiftliğinde ve konağında Gaixa ile geçirir. Yoksul köy halkının büyük bölümü babası için çalışmaktayken, bir canavarın hizmetinde çalışmamak için çiftliği ve konağı terk eder. Zavallı Cüce hayatı boyunca görüntüsünün korkunçluğuyla kendisini kötü, zalim, uğursuz olmakla yaftalayan insanlara aslında iyi biri olduğunu ispat etmeyi hayal etmiştir. Ancak bu arzusu tıpkı yakışıklı, güçlü ve uzun boylu olma hayali gibi asla gerçekleşmemeye mahkûmdur. Ne de olsa batıl inançları ve ön yargıları yok etmek, çirkini güzele dönüştürmekten daha zordur.

Cüce önce köylülere terk ettikleri evleri hediye ederek onların sevgisini kazanmaya çalışır. Ancak sürekli hor görülen, alay edilen, “Quasimodo” diye çağırılan, yüzüne dökülen kaynar su nedeniyle aylarca ölümle pençeleşen ve çirkinliğini pekiştiren bir yara izine sahip olan Cüce hastaneden eve döndüğü gün çocuklar tarafından taşlanarak yaralanınca artık kaderine razı olur. O günden sonra insanları korkutup eğlencelerini bozan, yoksul köylülerin borçlarına karşılık evlerini geri alan, karılarıyla yatan, geceleri genç kızları korkutup kanlarını emen gerçek bir canavara dönüşür.

“Gaxia’yı seviyor muydum bilmiyorum. Ona alışmıştım. Benim için yatak odam, kütüphanem gibi sığınılacak bir limandı…Onu bırakamazdım. Bu durumda kısa bir süre için uzaklaşmaya ve denizi görmeye karar verdim….Yirmi yaşına gelmiştim ve hâlâ denizi görememiştim. Onun hayal ettiğim gibi sonsuzluk olup olmadığını görmek istiyordum.” Cüce ilk kez çiftliğinden kırk kilometre uzaklaşır ve denizi görmeye gider. “Uğuldayan denizle karşı karşıya geldiğim o an hayatımın en önemli anı oldu. Ben, kambur ve yaralı cüce bir kayanın üstünde ayakta! Deniz o gün yeşildi, yemyeşil….Onu aşkla sevdim. Başka hiçbir insanı sevmediğim kadar sevdim denizi.” Deniz sonsuzluktu ve Cüce ancak onun yanında huzur bulmuştu. Huzur ise bir daha hayal kurmamayı başarmaktı. Ne de olsa gerçekleşmeyen hayaller insana büyük acılardan başka bir şey vermezlerdi. Bu arada kurgudaki bir çelişkiye değinmeden geçemeyeceğim. Cüce yeşil denizi betimlemesinden bir önceki paragrafta gecenin geç bir vaktinde kıyıya vardığını, arabacıdan onu ilk önce denize götürmesini istediğini söylüyor. O halde deniz nasıl yeşil oluyor? Eğer zaman değiştiyse ya da dolunay veya gün uzunluğu gibi bir durum varsa mantık kurallarına aykırı bu yeşilliğin sebebi olarak açıklanmalıydı.

Cüce deniz kıyısındaki otele geldiğinde bir gitar sesi duyar ve hayran olur. Gitarı adeta konuşturan Jairo adlı çingeneyi yanına çağırır. Ondan bir yıl boyunca çiftliğinde kalıp kendisine gitar çalmayı öğretmesini ister. Cücenin çirkinliğini yadırgamayan ve ondan hoşlanan Jairo bir sır olarak nitelendirdiği gitarın dilini ona öğretmeyi kabul eder. Cüceye boyuna uygun, ufak bir gitar ısmarlanıp derslere başlanır. Cüce gitarına tutkuyla bağlanır ve ona Linda adını verir. Önceleri çok zorlanan, zaman zaman umutsuzluğa kapılan Cüce yoğun çalışmalarla geçen aylar sonunda Linda’yı konuşturmayı, zamanla güldürmeyi ve ağlatmayı başarır. “Kıvrımları bir kadının baldırları gibi okşanacak kadar yumuşacıktı. Gövdesinin ortasında bir delik vardı, onu yaşatan kalbi işte burada atıyordu. …Kimseyi sevmediğim kadar seviyordum onu….Onunla sıkı bir beraberlik yaşıyor ve onu yitirmekten korkuyordum. Çünkü onu yitirmek, ölmek demekti.”

Cüce Linda’yı kendini anlatacak, sesini duyuracak yegâne araç olarak görüyordu. Onu konuşturacak ve insanların duygularına hükmedecekti. Nihayet onun içindeki iyiliği ve güzelliği keşfedeceklerdi. “Gitar çalan bir insan artık ne çirkin olabilr, ne de kötü. Hemen hepsi hayal aleminde yaşayan sanatçılardan oluşan gizemli bir topluluğun üyesidir.” Ancak her yerden dışlanan Cüce, anlaşılan sanatçıların dünyasına da ait olamamıştı. Zavallı cüce sonsuz ümidin ve sevginin simgesi denizle ve ruhun gerçek dilini anlatan sanatla, daha önce, henüz zulme uğrayıp zalim olmadan önce, tanışabilseydi belki de hayallerine kavuşabilirdi. Gitarın büyülü sesi sahibinin yaptığı kötülükleri unutturmadı ve kurban edilen cüce değil, talihsiz Linda oldu. Güzel Linda, en azından Cücenin ömrünün bir yılının mutlu geçmesini sağladı.

“Belki sen de, şimdiye kadar bulmadıysan, gitarını arıyorsundur…. Gitarın bir gizemi vardır. Onunla yakınlık kurabilirseniz her şeyi yapabilirsiniz.” Gitar, bu eserde insan ruhunun en derin, en asil yanına hitap eden ve onun sözcüsü olan, evrensel ve zamansız bir dil olan sanatı temsil ediyor. Nitekim, Castillo da on altı yıl sonra kitabına yazdığı sonsözde şöyle diyor: “Kalabalıkta birlikte yürümek isteyen şiirden vaz geçsin, sözünü boğsun, bilgeliğin yoluna girsin. Ama eğer sanat yoluna girmek istiyorsa, işte kollarının arasında gitarıyla ölüme yürüyen kambur cüce: Onun simgesidir bu.”

Gitar, yalnızca çirkinliğin, dışlanmışlığın ya da kötülüğün hikâyesi değildir; insanın görülme, duyulma ve anlaşılma arzusunun trajik hikâyesidir. Cüce’nin asıl felaketi yüzünün korkunçluğu değil, kimsenin onun içindeki sesi duymaya yanaşmamasıdır. Linda sustuğunda, aslında yalnızca bir gitar değil; insanın kendini dünyaya anlatma ihtimali de susar.