https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/06/hakkimizda.jpg

Karıncaların dahi kaybolacağı türden yarıklar açıldı ellerimde. Nasırların utanıp diz üstlerinde saklanacağı bir tür bu. Avuçlarımı yüzüme kaldırıyorum. Çizgiler birbirine girmiş; bir zamanlar kader çizgisi dediğim yer, şimdi kurumuş dere yataklarına benziyor. Parmaklarımı oynattıkça çatlakların arasında ince bir sızı dolaşıyor. Kır saçlarım düzensizliğin pençesinde. Dökülen yerlere saç ektirmem gerekli mi? Beyaz saç mı ektirsem acaba? Yıllar öncesinden hediye edilen saatimin kordonuna kıllarım yuva yapmış. Beyaz beyaz seyretmekteler tenimi.

Geriniyorum. Kendime gelmem lazım. Mutfaktaki bulaşıkların gözü makinede, arınmanın haysiyetiyle beklemekteler. Şu poşeti kaldırmam lazım, çöp için elverişli durumda. Bardaklar istila etmiş yazın alanımı. Kitaplar desen birbirlerinin sayfalarına hücum etmiş. Televizyonu hiç açmamama rağmen fiş prize neden takılı ki? Düzenin vermiş olduğu harekete televizyon fişiyle başlayayım bari. Hayatta farkında olmadan yaptıklarımızı toplasak bir dağ olurdu herhâlde.

Günlerdir damlatan musluğu yaptırmam ya da yapmam gerek. Onun yüzünden karmaşık rüyalara maruz kalıyorum. Alacakaranlığı yaran uyanışlarım, gözlerimdeki şişlikler… bir su damlası bu kadar mı etkiler insanı. Sanki beni o son ve mutlak sessizliğin çukuruna davet ediyor. Yokluğa açılan bir kapı sanki. Şıp şıp sesi ne kadar da tüyler ürpertici. Her damlamasında aklım yerinden çıkıyor, hatırlattığı hiç aklıma getirmediğimi çağrıştırıyor.

Alet çantasından İngilizlerin iftihar ettiği anahtarı çıkarıyorum. Metalin soğukluğu avucumdaki yarıklara değince kısa bir ürperti dolaşıyor içimde. Önce lavabonun altına eğilip vanayı kapatıyorum. Musluğun ince sesi bir anda kesiliyor, mutfak kısa süreliğine garip bir sessizliğe gömülüyor.

Şimdi daha rahat çalışabilirim.

Anahtarı musluğun başına geçirip yavaşça çeviriyorum. Dişler gıcırdayarak gevşiyor. Musluğu söktüğümde içinden yılların yorgunluğu dökülüyormuş gibi geliyor bana. Alet çantasında duran bantı çıkarıyorum; dişli kısmına dikkatlice sarıyorum. Sanki bu küçük beyaz şerit her şeyi düzeltecekmiş gibi.

Musluğu yerine takıp anahtarla sıkıyorum. Bir an durup bekliyorum. Vanayı açıyorum. İlk damla ağır ağır düşüyor. Sonra bir tane daha. Demek ki bu mesele beni aşıyor.

Şıp şıp. Çağrıya icabet etmeli miyim? Dışarıda dünya dönerken, içerde bir su damlası koca bir sessizliği dövüyor. Şıp şıp. İnsan bazen gerçeği bir çığlıkta değil, böyle küçük bir seste duyuyor.