
Eski çağ insanının bilimin dilinden uzak anlayışına uygun olarak pek çok olgu mitolojik öğelerle giydirilerek anlatılmıştır. Bugün gökyüzünde izlediğimiz İkizler Takımyıldızı da gezegen Venüs de bu ortak hafızanın bir parçasıdır. Hem mitolojide hem astrolojide hem de astronomide kendilerine yer bulan ve birazdan sizlerle paylaşacağım iki hikâye de bu duruma örnek teşkil eder.
Mite göre Leda ve Zeus’un oğlu olarak doğan fakat farklı babalardan olduklarına inanılan ikiz kardeşlerden Castor; ölümlü bir babadan gelirken, Pollux; Zeus ile Sparta Kraliçesi Leda’nın oğludur ve bu da onların kaderlerini farklı kılmıştır. Castor ölümlü, Pollux ise ölümsüzdür. Ne var ki Pollux, kardeşinden ayrı kalmamak için Zeus’a yalvarır ve ölümsüzlüğünü Castor ile paylaşmasına izin vermesini ister. Böylece iki kardeş bir gün Olympus’ta, bir gün yeraltında yaşayarak hem göğe hem de yere ait olurlar. Bu döngü, insanın ruh ve beden yanını simgeler.
Astrolojide de İkizler burcu: çift yönlü düşünce, çok sesli kişilik ve iletişimde karşıtlıkları birleştirme gücüyle bu ikiliği temsil eder. Burcun sembolü olan iki sütun veya iki insan figürü aslında Castor ve Pollux’un gökyüzündeki kalıcı izidir. Astrolojik açıdan ikizler burcu da “ben” ile “öteki” arasındaki bağı, bireyin ancak başkasına değdiğinde bütünleşebileceğini anlatır.
Öte yandan astronomi bilimi bu kardeşliği bambaşka bir dille okur. Castor, altı yıldızdan oluşan karmaşık bir sistemdir. Bu çoklu ve parçalı yapısıyla ölümlülüğün doğasına benzer. Pollux ise turuncu dev sınıfında tek ve güçlü bir yıldızdır. Dünya’dan yaklaşık 34 ışık yılı uzaklıktadır ve Castor’dan daha parlaktır. Pollux’un bu tekilliği ve kudreti mitolojideki ölümsüzlük vasfının göksel karşılığı gibidir. Yani gökyüzü, mitin söylediğini adeta tekrar eder. Biri parçalı ve fanidir- tıpkı beden ve ruhta olduğu gibi, diğeri ise tekil ve ölümsüzdür.
Benzer durum Afrodit (Roma Mitolojisinde Venüs) için de geçerlidir. Venüs’ün sekiz yıllık döngüsüyle çizdiği “gül deseni” (Venus Rose) de mit ile bilim arasındaki bağın başka bir örneğidir. Afrodit’in güzellik, uyum ve çekim gücüyle tanımlanmış ilahi özelliğinin göksel bir karşılığıdır. Afrodit, nasıl ki antik anlatılarda aşkın ve estetiğin tanrıçasıysa, Venüs de gökyüzünde bıraktığı “gül iziyle” aynı estetik düzenin bir simgesi olur. Bu kez mit ile anlatılan efsane, bilimin yardımıyla gökyüzünde yeniden yazılır.
Şöyle ki, Fibonacci dizisinde: 0, 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34 her ardışık sayı, önceki iki sayının toplamıdır. Ve Venüs döngüsü bu diziyle bağlantılı olarak 5:8:13 oranına sahiptir. Örneğin;
- 8 dünya yılında 5 Venüs döngüsü vardır. 5 /8 = 1,6 (1 dünya yılında Venüs 1,6 kere döner)
- Güneş’in etrafında her 8 Dünya yörüngesi için 13 Venüs yörüngesi vardır. 13/8= 1,6
- 584 gün bir Venüs yılına eşittir / 365 gün bir Dünya yılına eşittir = 1,6 yıl
- Tüm bu bilgiler sonucunda 1,6 = Phi = Altın Oran’a erişilir.
Her yaprak yaklaşık 19 ayda bir oluşur ve 8 yılın sonunda tam çiçek tamamlanır. Bu beş yapraklı gül, eski uygarlıklar tarafından uyum, döngüsellik ve estetiğin sembolü olarak kutsal kabul edilmiş ve Venüs’ün aşkın ve güzelliğin koruyucu tanrıçasıyla özdeşleştirilmesine yol açmıştır
Sonuçta kadim dönemlerden bu yana göğe bakarken görülen parlaklıklar yalnızca ışık noktaları olarak kabul edilmemiştir. Castor ve Pollux da, Venüs de aynı anda hem bir efsanenin kahramanları, hem burçların simgesi, hem de ışık yılı hesaplarıyla ölçülen yıldızların döngüleri olarak astronominin parçası olmuşlardır.