
Fıstığın biri beni sevmek için, göğüs dekoltesine aldırmadan önümde eğiliyor. Sol memesinin üstündeki dövmede Nitimur in vetitum* yazıyor. Dua etsin biraz yaşlandım, elimden pardon şeyimden bir kaza çıkabilirdi yoksa. Nefse ve şeytana uymaktan Allah korusun. Ondan sonra tacizden hoop, doğru barınağa. Zaten son zamanlarda duyuyorum, bunları uyutalım filan diye bir şeyler söylüyorlar. Neyse ki sevenimiz çok da, o vicdansızlara fırsat vermiyorlar. Nereden geliyor bilmiyorum, kötü bir koku alıyorum bu arada.
Annesi, yolda gördüğü bir köpeği seven kızına, haydi kızım geç kalacağız bırak şu köpeği de otobüse yetişelim diye çıkışıyor. Kız, anasına şöyle ters bir bakış atıyor. Başında eşarp olan annesi korkuyor benden galiba, biraz uzak duruyor. Aman ha! Bana yaklaşmasın abdestim bozulur sonra diyor. Ben de çok hevesliyim sanki kendimi sana sevdirmeye, böyle fıstıklar varken. Az ileride bir başka fıstık mini eteğine aldırış etmeden çömelerek başımı okşuyor. Ya sabır ya selamet diyerek bakmamaya çalışıyorum ama göz bu, durmuyor ki. Bu arada sokakta yaşayan hemcinslerim yanımdan yöremden geçerken imrenerek bakıyorlar bana. Tabii bakacaklar. Ben asil bir soydan geliyorum. Hem İnsanlarla da akraba sayılırım. Bu akrabalık meselesine daha sonra geleceğim. Ne diyordum? Ha! hatırladım. Iııı, iğrenç. Ağızları kokuyor ayakları ve tüyleri de kir içinde. Çöp karıştırmaktan olsa gerek. Etrafa yayılan bu tuhaf koku bunlardan geliyor galiba. Çok kaba ve cahiller ayrıca. Aslında bunları da şöyle bir eğitimden geçirseler diyorum. Eh, benim gibi asil olamazlar ama bu paçoz vaziyetten biraz olsun kurtulurlar belki.
Et kokusuna benzer bir koku bu. Tabii insanların burnu bizimki kadar kokuya hassas değil ama pek umursamıyorlar ya da sanırım bu kokuya burunları alışmış. Havanın sıcak ve nemli olması kokuyu daha hissedilir hale getiriyor. Kasap dükkânlarından mı geliyor acaba? Elektrik kesilmiş ve kasaplardaki etler kokmaya başlamış olabilir. Her yere sinmiş. Kepenklere, ayakkabılara, elbiselere, dolaplara yollara… Benim üstüme de sinmiş midir ya da benden mi geliyor diye dönüp bir de kendimi kokluyorum. Iıh yok canım ben niye kokayım? Yağmur yağsa bari de şu kokuyu alıp götürse. Şöyle gök gürültülü sağanak cinsinden ama bir türlü yağmıyor. Karıncalar birikiyor sinekler üşüşüyor. Avlanmanın yasaklandığı kadim zamanlarda eğer insanlar o yasağa uysalardı bugün bu kötü koku olmayacaktı belki de. Hep onların yüzünden.
Allah’ın ilk emri “oku” diyorlar. Hâlbuki ilk emri “Şu ağaca yaklaşmayın” diye biliyorum, yani dünyaya inmeden önceki ilk emir. Zaten ondan sonra karışmış ortalık. Sizce de öyle değil mi? İlk emri dinlemeyen ondan sonrakini dinler mi? İnsanoğlu boğazına sahip olamadığı için şeyine de sahip olamamış ve haliyle şey kısmetten çıkınca, uçkur dokuz yerden çözülüvermiş. Ondan sonrası malum. İşin başındaki şeytan ve âdemoğlunun bu halini gören kötü üç harfliler hep birlikte halay çekmeye başlamış. Âdem’i kandırdığına göre bu şeytan acaba dişi miydi? Ya da erkekler biraz safça mı oluyor? Erkekler hemen kızmasın canım, istisnalar kaideyi bozmaz derler. Hacivat zina eder, ceremeyi karagöz çekermiş.
Kediler de bu kokuyu almışlar galiba. Tabii onların da burnu iyi koku alır. Beni görünce biraz tedirgin oluyorlar Onlar da benim gibi kokunun kaynağını arıyor olmalılar. Kedilere eskisi kadar düşman değiliz, en azından bir kısmımız. Biraz layt olduk galiba. Yediğimiz bu hazır mamalardan olabilir mi? Evcil hayatımdan dolayı maçoluktan bir eser taşımadığımı düşünsem bile yine de bu kedilere gıcık oluyorum. Ne yapayım elimde değil. Bazen gözüme kötü görünüyorlar; aslında insanlar da öyle. Özellikle de hemcinsim sayılan erkekler. Kalp kalbe karşıymış, onlar da beni pek sevmez zaten. Sahibim -eski sahibim diyelim- olan kızın okuduğu Köpek Kalbi* adlı kitaptan öğrendiğime göre atalarımdan birine -sanırım atalarım Rusya’dan gelme- bilimsel bir deney yapmak isteyen sahibi olan doktor tarafından suçlu bir insandan hipofiz bezi nakli yapılmış. Yani demem o ki genetik olarak elimde olmadan insansı tavırlar gösterebiliyorum bazen. Ne derler, o kadar kusur kadı kızında da olur.
Aslında evleneceği oğlan istemiyormuş beni. Eğer bir gün karşıma çıkarsa şeyini ısırıp intikamımı alacağım. Tüylerim dökülürmüş de kokarmışım da. Köpek giren eve melek girmezmiş de… Hadi ordan kerkenez, kendi kokularına bakmıyorlar da… İnsanoğlu işte ne olacak. Bu Darwin amcanın kulakları çınlasın eğer öldüyse toprağı bol olsun, evrim dediği şey bu mu acaba? Gerçi burada tersine bir durum var. Her neyse, orası biraz karışık. Evrim mi yaratılış mı derken işin içinden çıkamayız.
Bu tüyleri pis ve ağzı kokanlarla bir arada yaşamak zorunda kalırsam ne yaparım? Benim gibi asil soydan gelen biri buna nasıl dayanır? Biri beni sahiplensin diye yalvarıyorum her gün yaratana. Neyse ki sokağa düşmeden, yani o anlamda değil en azından erkek olduğum için böyle bir şey mevzubahis olmaz sanırım. Ne bileyim, böyle eşcinsellik gibi şeyler… Neler duyuyorum. Gerçi bizde böyle şeyler şimdiye kadar olmadı ama yine de dikkatli olmalıyım, yani genetik açıdan. Yine genç ve güzel bir bayan beni sahiplendi de sokağa düşmekten kurtuldum. Ey Allah’ım, biliyorum benden kurban olmaz ama Kıtmir’in hatırına diye dua etmiştim, dualarımı kabul ettiğin için yine de kurban olayım sana.
Yeni sahibimle gezintiye çıkıyoruz. Meydanda toplanmış küçük bir grup gösteri yapıyorlar. Ülkenin ve dünyanın burun sağlığı yerinde olan tüm insanlar birleşin, kötü kokuya karşı omuz omuza gibi sloganlar atıyorlar ama diğer insanlar, Ne kokusu? Biz öyle koku filan almıyoruz diyerek geçip gidiyorlar yanlarından. Biraz ilerleyince bir arkadaşını görüp sohbete dalıyorlar. İpimi serbest bıraktığı için etrafa bakınırken güzel bir dişi görüyorum ve cazibesine dayanamayıp peşine düşüyorum. Onun da benim gibi asil bir soydan geldiği belli. Kuyruğunu salladığına göre anlaşacak gibiyiz. İnşallah kısır değildir diye düşünürken bir apartmana giriyorlar. Tabii beni almıyorlar içeri. Geri dönüyorum ama sahibim ortalarda yok.
Yoldan karşıya geçmeye çalışıyorum. Bir araç kavşağı dönerken diğerine yol vermek istemedi. Hemen yolun ortasında durdular birbirlerine küfür etmeye başladılar. Sonra araçlardan indiler. Eyvah iş büyücek derken bir baktım tekme tokat giriştiler. Ben sadece böyle şeylerin bize özgü şeyler olduğunu sanıyordum. Durun yapmayın diyeceğim ama konuşamıyorum tabii. Keşke konuşabilseydim. Bir iki havladım ama aldırış eden olmadı. İnsanlık hali; ancak böyle anlaşabiliyorlar demek ki diyerek yoluma devam ettim.
Akşam olmuştu ve çok acıktım. Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin. Bir çöp konteynerinin yanından geçerken hiç yapmadığım bir şeyi yapmaya karar veriyorum. Başka çarem yok. Vakti zamanında büyük konuştum galiba. Aslında çöpten kötü koku gelmesi lazım ama öyle bir koku alamıyorum, hayret doğrusu. Bir dakika! Şimdi hatırladım. Söylentilere göre bir virüs salgını varmış. İnsanların koku alma duyusunu etkiliyormuş. Benimkini de etkilemiş olabilir mi? ama ben insan değilim ki. Yani birazcık akraba sayılırız o kadar. Yoksa benim burnum da mı alıştı? Neyse, ön ayaklarımla tutunup içine atlıyorum. Naylon poşet içinde ve beze sarılı bir et parçasına benziyor. Çekiştirerek açmaya çalışırken kenarından minicik bir el ve ayak göründü.
*Yasağa karşıyız.
* Köpek Kalbi. M.Bulgakov