https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/06/hakkimizda.jpg

Sabaha doğru arama sesiyle uyanmıştı. Uyku halinin vermiş olduğu mahmurlukla kimin aradığına bakmadan açtı telefonu. Ardından bir ses “Günaydın, bu saatte aramak zorunda kaldım çünkü benim biraz dinlenilmeye ihtiyacım var…” o kadar önemli bir şey olmasa aramazdı herhalde diyerek “Tamam… Eflatunda bekliyor olurum seni.” Eflatun, her zamanki buluşma yerleriydi. Onlara özel bir yerdi. İki katlı, dışı mor renkli, içinde bir sürü eski kitapları, sıcacık bir kuzinesi, daktiloları olan bir kafe idi. Kafede çalan fon müziği ruhu dinginleştiriyor,  insan sandalyeye oturur oturmaz fısıltıyla konuşma sakinliğine erişiyordu. Onu beklerken birkaç kitap karıştırdı sonra da bir sütlü kahve söyledi kendine. En son ki görüşmeleri yine bir kitapçıdaydı. O zaman hayat biraz daha normal, yükler biraz daha hafifti. Bugün farklıydı, bugün yükler omuzdaydı.
Sohbet ederken ellerine geçen bir kitaptan rastgele bir sayfa seçip birbirlerine soru sordular. Mavi kapaklı bir kitap sayfa 72, büyük harflerle yazılmış bir soru:
– “Şu an karşında kim varsa, onun en çok hangi özelliği seviyorsun? Hiç düşünmeden bir cevap sun ona…”
 Bir saniye bile beklemeden cevap verdi.
-Dinlemeni… Biliyor musun? Ben bazen kendimi dünyanın en şanslı insanı hissediyorum. Eleştirisiz, yargısız, içten bir dinleyici ile yollarımın kesiştiği için…
 Bu cümleyi duyduğunda yüzünde hafif bir tebessüm oluştu.  Kitabı ona uzatıp aynı ritüeli onun da yapmasını istedi. Sayfa 24 oku bakalım ne yazıyor?
-“En son ne zaman bir kalbin olduğunu hissettin?”
-Biliyor musun inan cevabını ben de bilmiyorum. Biraz evvel verdiğin cevapla içim sıcacık oldu ama bunu sağlayan kalbim miydi bilmiyorum. Hissettiğim şey kalbim mi onu bile bilmiyorum. Şu sıralar sadece atıyor, yaşama sevinci sağlamıyor ruhuma. Bazen böyle olur mu ne dersin?
-Bazen böyle olur ama güzel olan ne biliyor musun? Senin bunu böyle tanımlayabilmen. Ben hissediyorum. Bir kalbinin olduğunu ben kalbimde hissediyorum. Sadece yanlış zamanda yanlış yüklerle aşınmış o kadar. Her şey geçici ve baki olan kalbindir.
-Yanlış zamanda yanlış yükler… Hayata çok farklı zamanlarda başlasaydım her şey farklı mı olurdu yani. Bu kulağa daha hoş geliyor. Şu an bir başlangıca kucak açamayacak kadar hevessizim. Belki bir sabah uyandığımda her şey farklı olur, belki yeniden çiçekler açar saç diplerimde. Kalbim bir kıvılcım doğurur; yaşam, bileklerimde varlığını hissettirir…
-Bilemeyiz, bir Şaman öğretisi der ki; bir kişinin bir şeyleri tamamıyla öğrenebilmesi için defalarca aynı şeyle sınanması gerekir. Belki de bu böyledir ha? Belki de defalarca kez aşınacak kalbin o yanlış yüklerle ama sonunda bir şey öğreneceksin. Biliyorum fazla acılı. Her şey bu kadar zor olmak zorunda değil diyor gözlerin.
– Büyümek işini fazla ciddiye aldım. Ne dersin?  Kanayan dizlerime, kokmayan silgilerime, uçmayan uçurtmalarıma bile alışmıştım ama insana alışamadım ben. Anlaşılması güç, alışması çok çaresizce.  Kaftanımızı aynı biçmemiş bu dünya. Bazen düşünüyorum da dünya gibi olsaydım hiç canım yanmaz mıydı sahiden? Benim öğretimde budur belki; dünya gibi olmak, dünya gibi düşünmek, dünya gibi sevmek, dünya gibi nefes almak ve vermek ve en sonunda dünya gibi ölmek sanırım.
Sessiz ve sedasız.