Sendrom | Hasan Gürsel

3 Haziran 2020 yonetici

Mahallemin sokakları hiç olmadığı kadar ıssız bu gece. Köselelerimin arnavut kaldırımlarda çıkardığı ses sanki herkes ölmüş de, bu dünyada bir ben kalmışım hissi veriyor. Ürperiyorum.

Sıçanlar | Duran Emre Kanacı

3 Haziran 2020 yonetici

Elimdeki filede çırpınıp duran sıçanla beraber çukurdan çıkıyorum. Çukur dediğime bakmayın, dedemin babasının bile karnını doyurmuş olan yağ fabrikasını, biz ona “Şato” deriz, dolaşan borular zincirinin açıldığı yer.

Hüseyin Opruklu | Mazgal

3 Haziran 2020 yonetici

Dizlerini kırıp çıplak ayaklarını altına almış, iki numara büyük terliği çıktı çıkacak ayağından. İpil ipil gözleriyle bir dedektif titizliğiyle etrafı tararken iki elini ağzına götürüp hohluyor ikide bir.

Ayağına sandalyede duran lacivert pantolonunu hızla geçirip, karakola resmi kıyafetle gidilmesi gerektiğini düşünerek gardırobun en arka köşesinde asılı gömleklerden mavi olanı hızla çekmişti üstüne.

Yine şu yerdeyim. Hani aşık olamadığım yer… Bugün ne bardak ne de zeytin… Olsun, zaten kullanmıyordum ki… Uzun zamandır, zaman dilimim anlardan oluşuyor; bulunduğum yer de öyle…

Yağmurdan kaçmıyordu. Aksine alnına çarpan soğuk damlalar, ondaki gerçeklik duygusunu daha da arttırıyordu. İçindeki sağanak, yüzüne değmeden bir umutsuzluk düdeninde kayboluyordu sanki.

Teyzemin Kapısı | İlknur Demir

20 Ağustos 2019 yonetici

Gece, anıların acısıyla sızıp kalmışım. Sabah, sanki teyzem her zamanki gibi erkenden kalkmış, hayvanları sağmış, dumanı tüten sütle birlikte, peçkada pişirdiği nohut ekmeğinin üzerine yağ gibi peyniri sürüp kahvaltıyı hazırlamış,

Sakin sakin otururken birdenbire fırladı yerinden. Şaşkınlığıma aldırmadan konuşmaya başladı. Gözünü pencereden dışarı dikmişti, bana bakmadan bir bir sıralıyordu zihnindekileri, araya girmeme fırsat vermedi, ben de bölmeye cesaret edemedim;

Gelen aramanın ondan olduğunu görünce ikinci kez çalmasına fırsat vermeden açıp sözü ona verdi. “Bugün her zamanki saatte ve her zamanki yerde seni bekliyor olacağım…” deyip kapattı telefonu.

Tozlu bir kahverengi karşılıyor beni içeride. Etrafta ise soğuk rüzgâr sesi var. Kahve konuşuyor gibi. Hoş geldin, diyor sanki. Etrafa bakınıyorum onun oturduğu iskemleyi bulmalıyım. Bomboş kahveyi görmemek için aranıyor gözlerim.