
Türk halk edebiyatını bir ırmağa benzetirsek, sözlü edebiyat geleneği bu ırmağın gözeleri olur. Yüzyıllardır ağızdan ağıza dilden dile söylenegelen edebiyatımızın bu kadim unsurları halkın dilinde en duru halini bulmuş, süzülüp berraklaşmıştır. Köroğlu destanları da işte bu gözelerin en gürleklerinden birisidir. Batı Karadeniz’den ta Kuzey İran’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada bilinen, sevilen destanlardır. Bölgesel farklılıklar gözlemlense de, Güzide Hekimoğlu’nun derlediği ve Alakarga Yayınlarının eşsiz bir kaynak kitap olarak edebiyatseverlere kazandırdığı İncitmeyin Fukarayı Fakiri Adana Köroğlu Kolları, Köroğlu destanlarının omurgasını oluşturan destanları barındırmakta. Kadirli ilçesine bağlı Bekerece köyünden Yusuf Sıra’dan derlenmiş destanların tamamı. Belli ki usta bir anlatıcı Yusuf Sıra. Bir tek anlatıcının aynı destanı söyleye söyleye dinleyenlerin nabzını tutarak anlatıda sarkan, dinleyeni sıkan kısımlarını törpüleyip, daha fazla reaksiyon alan kısımlarını köpürtmesi bile, bir destana neler neler katar. Bir de aynı döngünün yüzyıllar boyu tekrarlandığını düşünün. Sözlü edebiyatın gücü işte bu kanlı canlılıktan gelir. Yusuf Sıra’nın anlatımı da araya kattığı mizahi unsurlarla hayli eğlenceli.
Köroğlu’nun Gürcistan Seferi isimli destanda, Çamlıbel’e konan bir kervanı önce Eyvaz görür. Kimdir nedir diye kolaçan etmeye giden Eyvaz’ı kervanın bezirgânı it ötürten değneği ile pataklar. Kanlar içinde kalan Eyvaz, “Ben Köroğlu’nun birinci abdalıyım,” diyerek ellerinden kurtulur. Peşinden Köse Kenan gider. O da sopa yiyince, “Az önce dövdüğünüz birinci abdalıydı, ben de zurnacısıyım,” der. Bunun üzerine bezirgân, “Yahu Köroğlu gelsin. Ben abdal dövücüsü müyüm,” der.
Anlatıyı yumuşatan bu ve buna benzer çok fazla söyleyiş zenginliği karşılıyor bizi, sayfaları çevirdikçe. Bu zenginlik bir de sözlü edebiyat destanlarının olmazsa olmazı masalsı dille harmanlanınca, bütün kitabı bir solukta bitiriyorsunuz. Köroğlu’nu şöyle tarif ediyor, anlatıcı mesela: “Kafası don kazanı gibi, burnu baldırcan gibi, gözleri halbur gibi, ağzı arı damı gibi, dişleri kahni gibi, kulakları yaba gibi. Boynu samıya sığmaz. Bıyığını gıvratmış arta kalan yerini üç kere kulağına dolamış, uçları camız boynuzu gibi dikilmiş.” Şu söyleyiş güzelliğine bakın.
Köroğlu’nun hırslanmasını da şöyle anlatıyor: “…Köroğlu hırslandı, tüyleri elbiselerini yırttı, bıyığının birini kulağından çekti, çatur çutur yemeye başladı.”
Köroğlu’nun yiğitlerinden Hüseyen de kendini tarif ederken; “Ben tam sinirlendiğim zaman kırk elli kişiye karşı gelirim,” diyor.
Köroğlu ve yiğitlerinin at binip kavgaya girişleri, “Gardaş atı kucağına alan çıktı. On dört atlı bindi. Köroğlu da Kırat’a bindi,” şeklinde aktarılır. ‘Atı kucağına almak’ ne kadar güçlü bir söyleyiş.
Aynı mizahi ve masalsı dil, Kars, Ardahan Kollarında da var. Sözlü edebiyat anlatıcılarını kendi dönemlerinin film yıldızları, stand-upçıları televizyon starları olarak değerlendirebiliriz. Uzun kış gecelerinde uzak dağ köylerinde yolları gözlenen birer kahramandı bu anlatıcılar. Ayakta karşılanır, altlarına kıymetli postlar sürülür, önlerine yağları kabından taşan koyun yahnileri konulurdu. Destanlara, masallara mizahı da katarak insanları eğlendirme görevi de üstlerindeydi.
İncitmeyin Fukarayı Fakiri, Köroğlu’nun insani yönlerine, gündelik yaşamda etrafını saran insanlarla olan ilişkilerine daha çok vurgu yapan bir anlatı. Tabii ki bildiğimiz Köroğlu bu. Bolu Beyi’ne kafa tutan, babayiğitleri etrafına toplayıp Çamlıbel yaylasını kendine yurt eyleyen Köroğlu. Ama anlatıcı Yusuf Sıra, daha insan bir Köroğlu portresi çizmiş. Gene Köroğlu’nun Gürcistan Seferi isimli destanda, Köroğlu, bir karpuz tarlasına girip karpuzlardan yer. Hem de ne yeme!
“Şu hammış, bu göyümüş, şu yetikmiş deyip de bir seferde Hooop dediği zaman çekirdeğiyle, kabuğuyla yutuyor. Tarlanın üçte birini yuttu.”
Bezirgân gelip de bekçiye karpuzların parasını verdiğinde, “Köroğlu’nun canı gitti bu paraya. Hayatta bir kuruş vermemiştir kimseye Köroğlu. Hep alma taraftarıdır,” diye anlatır anlatıcı. Bu örnekte olduğu gibi birçok yerde Köroğlu bir halk kahramanından ziyade, zaafları olan bir insan olarak aktarılır.
Güzide Hekimoğlu 96’da derlemiş destanları. İyi ki derlemiş. Ellerine ayaklarına sağlık. Özenli bir çalışmayla yazıya aktarmış Yusuf Sıra’nın anlattıklarını. Edebiyat meraklıları için tadına doyulmaz bir kaynak ortaya çıkarmış.
Hem Köroğlu’nun diğer kollarının hem de sözlü edebiyatımızın diğer gürlek kaynaklarının aynı titiz çalışma ile yazıya aktarılması, bütün edebiyatseverleri ziyadesiyle mutlu edecektir. Dileğimiz, İncitmeyin Fukarayı Fakiri’nin bir seriye dönüşmesidir. Derleme yapmak, köy köy, dağ tepe dolaşmak çileli bir iş, bilmez değiliz. Ama edebiyatseverler de Dünya umuruna meylini vermedikleri için genelde fakir olurlar, fukara olurlar. Edebiyatseverlere kulak verin, İncitmeyin Fukarayı Fakiri…