https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/06/hakkimizda.jpg

   Kitabımızı incelemekteki asıl gayemiz Adorno’nun düşüncelerini anlamak ve uygulamaktan ziyade, günümüzdeki sanatsal ve estetiksel olguları karşılaştırarak çıkarımda bulunup, doğru izi takip ederek sonuca ulaşabilmemizi hedeflemektir. Yazarımız okurlarına sunmuş olduğu bu eserle aradığımız soruları cevaplamış ve okurun düşünce yapısını etkileyerek günümüz estetiksel sanat kültürü ile geçmiş kültürü karşılaştırma yapmasını sağlamıştır. 
   Günümüz sanatında kültürel yapısından ziyade estetik aradığını belirten bu eser, bizlere gerçek sanatın kültür ve estetikle harmanlanmasından doğacağını kanıtlamaktadır. Sonuç olarak Adorno’nun eserini inceleyip onun düşünce dünyasına inmiş olsak da asıl gayenin sanata farklı bir bakış açısı sunmak olduğunu söyleyebiliriz. 
   Kitabımız üç ana bölümden oluşup, her biri kendi içinde bir evin art arda odalara açılan kapıları gibi tamamlayıcı nitelikteki başlıklarından oluşmaktadır. Son bölümünde ise yazarımız bizleri etkilemeye devam ederek iki ayrı sonuç oluşturup kendi tarzını ön plana çıkarmıştır. Bu eser Adorno’nun iki eserinden yola çıkılarak tasarlanmış olup, Negatif Diyalektik ve Aesthetic Theory kitaplarının ortak sonucunudur. Yazarımızın bu eseri tamamlamasının oldukça zorlayıcı olduğunu düşünmekteyim. Çünkü Adorno’nun baş yapıtı diye adlandırılmış olan Aesthetic Theory kitabını tamamlayamadan vefat etmiş, sonuca bağlayamadığı için de düşüncelerini kesin bir dille bağlayamadığını ve her bir çıkarımın bizi yanıltma olasılığının yüksek olduğu bir yapıttır. Bundan dolayı da yazarımız bu eserle aslında kendi düşsel dünyasını Adorno ile bütünleştirmiş ve eseri tamamlayarak bizlere sunmuştur.
   Eserin ilk bölümünde yazarımız Aydınlanmanın Diyalektiğinin tarihsel gelişimini ele almıştır. Eserin özgünlüğünden bahseden yazarımız, bu eserin o zamanın şartlarına göre yazılmış olsa da günümüzde de insan ruhuna dokunabildiğini ileri sürmüştür. Bu derece evreselliğe ulaşmış bir eseri insanın düşüncelerine kazandırarak büyük bir merak uyandırmıştır. 
   Aydınlanma diyalektiğinin ilk bölümünde Aydınlanma ve Mit ilişkisi ele alınmıştır. Buradaki amacı; Mitik dünya görüşünün yerine başkasını koymayla ilgili çabaların genel bir değerlendirilmesi yapılması söz konusudur. Değerlendirmede Aydınlanma Diyalektiğinde projesinin çıkmaza girdiğinden bahsedilir. Onlara göre Aydınlanmanın insan özgürlüğünü getireceğini ve eleştirel düşünmeyi destekleyeceği düşünülüyordu. Fakat hem bireysel hem de toplumsal, hem siyasal hem de ekonomik olarak istenen ve beklenenden farklı bir durum ortaya çıkmıştır. 
   Kitabımızda Adorno’nun ‘’ Kültür Endüstrisine Genel Bakış’’ başlıklı makalesi ele alınmıştır. Makaleden yola çıkılarak devam eden satırlarımızda kültür endüstrisinin, kültür alanına yani üst yapı öğelerine ilgi duyması ve bir yönlendirme ile sanatın, kitlelerin aldatılmasının değerlendirilmesi söz konusudur. Yazarımızın bu bölümdeki temel tezi Adorno’nun ‘’Kültür Endüstrisi’’ bölümünün sonunda da belirtilen devam edilecek ibaresini günümüze eleştirel bakılarak yorumlanıp tekrar ele alınmasını istemekte olduğunu düşünmekteyiz. Bunu yapmak için çağımız araştırmacılarına hem bir seslenişte bulunan yazarımız hem de ele alınacak yeni bir fikir sunmuştur. 
   ‘’Kültür Endüstrisinin Bir Araç Olarak Caz’’ bölümünde Adorno’nun düşünceleri yorumlanmıştır. Caz’ a ritminin azalıp artmasından, burjuva sınıfının geleneksel birlikteliğinden dans müziğinde yaşanan devrimi temsil ettiğini söylemektedir. Yani caz müziğini bir kültür endüstrisi olarak isimlendirdiği, piyasanın müzik alanındaki üretimi olduğunu söyler. Yani Adorno caz müziğini kültürün yadsınan bir parçası olduğu için reddetmiştir. Kültürel değer taşıyan sanatsal varlıkları, piyasada ekonomik olarak kazanç sağlamak için kullanılmasını yadırgayarak çok güzel bir noktaya atış yapmıştır. 
    Aydınlanmanın Diyalektiğinde Estetik bölümü Adorno’nun estetiğe olan ilgilisini ele almıştır. Bu bölümde asıl amaç ise akıl, yani aydınlanma, insanlığın yeni bir barbarlık içine neden gömüldüğünü anlatmaya çalışmasıdır. Bu bölümden anlıyoruz ki Adorno kültür endüstrisi ile sanatın ilişkine dair hakki sanatın, kültür endüstrisinin içine eklemeye direndiğidir. Adorno tuhaf bir biçimde hayatımızın her köşesine sanatın estetiksel yapısını kazandırmıştır. Bu tutumu onun sanatsal bir ruhunun olduğunun göstergesidir diye düşünmekteyim. 
   Yazarımız Aydınlanma Diyalektiğini Eleştirel boyutta ele alarak birçok soyut düşünceleri somutlaştırıp bizlere daha açık ve anlaşılır bir şekilde sunmuştur. Bu bölüm aslında birinci bölümü anlamamızı ve sindirmemizi sağlayan en etkin bölüm olduğunu düşünmekteyim. 
   Kısaca bu bölümü değerlendirecek olursak Adorno’nun akılcılığından, iyi toplumun neye benzemesi gerektiğinden, kurumlara kuşku ile bakmasından bahsedilir. Aydınlanmanın Diyalektiğinin sonunda Adorno’nun karamsar bir yapıya büründüğünden bahseder. Sonrasında ise bunu kanıtlamak için bu eserinin ardından çıkan eserlerinde de kültüre ilişkin karamsar bir teori geliştirdiği dile getirilmiştir. Yazarımız ilk bölümü sonlandırarak ikinci bölüme ‘’ Negatif Diyalektik Nedir’’ başlığı ile geçiş yapmaktadır. 
   Burada ise Adorno’nun diyalektik görüşünü, gerçekliği ile çatışan iki unsura dayalı gelişme olarak betimlemiştir. Bizlere iki unsurunda birbiriyle çelişki taşıyan ayrılamaz bir bütün olmasını sağlamaktadır. Adorno diyalektiğinin negatif olduğunu bu bölümden anlayabiliriz. Yani uzlaştırmada birinci şey kendinden ayrılmaya çalıştığında diğeri ise hâkimiyet sürdüğünde her ikisinin de kabul görmeye zorlamıştır. Yani birbirine bağlı olmayı zorunlu kılmıştır. 
   Negatif Diyalektik’in negatifliğini ikinci bölümde sorgulayan yazarımız bizlere öneminin çağdaş kapitalizmin eleştirisinde olduğunu söyler. Yani Negatif Diyalektik bizlere varlığı ve varlığın içinde yerimizi gösterirken, temele de özgürlüğümüzü yerleştirmektedir. 
   Son yani üçüncü bölümümüze geldiğimizde yazar Adorno’nun Estetik Teorisinden bizlere bahsetmektedir. Bu bölümde kazandırılmak istenilen düşünce ise ticarileştirilmiş iletişim sistemleri ve toplumun ideolojileriyle sanat ve edebiyatın bütünleşmesini sağlamaktır. Yazarımız bunu tarihsel ve güncel bilgileri harmanlayarak nitelik kazandırmıştır. 
   Adorno’nun Aesthetic Theory eserinde öne sürdüğü görüşleriyle edebiyat tarihi teorileri içinde müstesna bir yeri olduğu söylenmektedir. Adorno aynı zamanda en büyük edebi üslupçuları arasında da sayılmaktadır. Yazı stili ise görünüşte sıradan olan gözlemler ile oldukça soyut ifadelerin bütünleşmesidir. Adorno’nun bu eseri neredeyse her kesimden eleştiri almıştır. Eleştirmenler arasında belirgin olan iki itiraz söz konusudur. Bunlardan ilki Adorno’nun sanat ve toplum arasındaki çekişmenin yorumu, sosyal değişim mücadelesinden veya çatışmalarından geri çekilmesinin sonucu olduğudur. Bu eleştiriye göre Adorno muayyen sanat eserlerinin sosyal değişim için vasıta sağlayacağını fakat bu vasıtanın büyük ölçüde etkisiz olduğunu düşünür. İkincisi ise eleştirinin odak noktası ise Adorno’nun varsayımlarının çoğunun yeni sanattaki değişimlere önem vermiyor olmasıdır. Sanatta değişimi kabul etmiyor olması Adorno’nun belki de en ince eksikliğidir. Adorno sanatı negatif ideolojinin bir formu olarak düşünür ve bu konuyu işler. Adorno’ya göre sanat kinin kendisini gerçekleştirmesinde son sığınak olarak ve buna göre sanat insana özgürleşmesinde diğer şeylerden çok daha geniş olanaklar sunar. Sanatı özgürlükle ilişkilendiren Adorno aslında kendisini özgürleştirmemiş, kısıtlamıştır. Çünkü yazarımızın da belirttiği üzere modern sanat ile eski sanat arasındaki zıtlıkları açıklamak çok da basit bir iş değildi. Çünkü her ikisi de özgürlükle ilgili olabilirdi. Burada kitaptan bağımsızlaşarak bir eleştiri sunmak gerekirse, Sanatı her şeyden üstün tutan, sanatla yaşayıp sanatla hayatını sonlandıran bir insan, gerçek özgürlüğün böyle olacağını kanıtlarcasına uğraş verirken aslında sanatsal ruha sahip birçok yeniliği hiçe saymakta ve onların özgürlüğünü kısıtlamaktadır. Üstelik burada yalnızca onları değil kendi düşünce ufkunu da daraltıp özgürlük diye adlandırdığı minik bir küreye sıkıştırmıştır kendisini. Böylesi narsist bir yapıya sahip olması ile yaptığı savunduğu iş çelişmekte ve topluma karşı baskın ve saygın olmadığını göstermektedir. 
   Kitabın son bölümlerine geldiğimizde yazar ilk olarak bizlere sonuç olmayan sonuç estetik adında bir başlıkla karşılaşmaktayız. Bu başlık bize asıl sonucun çıkarılmadığını ve anlamsızlaştırılan düşünceleri eleştirdiğini, asıl sonuçta ise daha somut ifadelerle kapanacağını düşündürmektedir. Sonuç olmayan sonuçları incelediğimizde Adorno’nun yüksek sanatın entelektüel değerler bakımından üstünden olduğuna, toplumsallık ve eleştirel düşündüğünü desteklediğini belirtmiştir. Yani Adorno’nun yaklaşımı günümüzdeki gibi kültürel teoriden ziyade, estetik teoriye uygun düştüğünü belirtmektedir. 
   Sonuç olarak yazar son kanaatlerini bizlere dört sayfada sunmuştur. Yazarımız; Adorno’nun felsefe estetiğine ilaveten edebiyat teorisi, kültürel çalışmalar üzerinde büyük bir etkiye sahip olduğunu düşünmektedir. Çok farklı alanlarda eserler vermesine rağmen sanatsal ve müzikoloji üzerine yazmış olduğu eserlerinin özel bir yeri olduğunu düşünmektedir. Yazarın bu düşüncesi Adorno’nun yalnızca eserlerine dayanarak öne sürmediğini aynı zamanda aile ve sosyal yaşamının da etkin olduğunu düşünmekle beraber sunmuş olduğu tezini doğrulamaktayız. 
   Adorno’nun estetikle ilgili yaptığı çalışmalarında dönemin diğer entelektüelleri gibi kısmen materyalist yaklaşım ve büyük ölçüde estetikçi bir yaklaşımı birleştirmeye uğraştığını söylemiştir yazarımız. Bunu yaparken de karşılaşmış olduğu farklı sorunlara da cevaplandırmaya çalıştığını belirtmektedir. Adorno modern sanat eserlerinin özellikle geleneksel sanat türlerine varlığına zarar verdiğini düşünmekteydi. Bunun içinde bu konularda ilerlemiştir. Bunu yaparken de sadece kendi ilgi duyduğu alana yönelmemiş, şiir, sinema, roman, resim gibi alanlara da değinmiştir. 
   Adorno‘nun yalnızca estetikle ilgilenmediğini aynı zamanda toplumsal boyutuyla da ilgilenip ele aldığını ve değerlendirmeye çalıştığını belirtmiştir yazarımız. Aynı zamanda sanatın sosyal ve siyasal boyutuyla da ilgilenmiştir. Kitabımızın sonunda yazar, en büyük sorunun geçmişin çözümleriyle geleceği inşa etmeye çalışmak olduğunu söylemektedir. Adorno’nun sanata yüklemiş olduğu işlevde bu noktada yanıldığını düşünen yazarımız, yine de çözüm oluşturma açısından gelenekçilerin de benimsediği sanat ve estetik kurtuluş yolu olarak karşımızda durmasının fayda sağlayacağını düşünmektedir. Bunun doğru ya da yanlışlığını ise zamanın göstereceğini kaleminin son mürekkebi ile noktalamaktadır. 
   Yazarımız bu eseri ile Adorno’yu tam anlamıyla ele almıştır ve onun hayatını kapsayan bir yolculuğa çıkarmıştır okurlarını. Adorno için hayranlıktan mı yoksa üstlenmiş olduğu alana meraktan mı bu eseri yazığını sorgulayacak olursak, yazarımız eseri okuduğumuzda yalnızca hayranlık açısından yazmadığı, yaptığı araştırmalar ve bulgularla eksiksiz ya da noksan olan düşünleri incelediğini görmekteyiz. Adorno dünyasını sanat ve estetiğe adamış bulunmakla beraber yeniliğe kendisini kapatarak aslında gelişmekte olan birçok dalları atladığını düşünmekteyim. Her ne kadar tüm alanlara değinmiş olsa da yeniliğe kapalı olduğunu kapağı açıp okumaya başladığımızdan son cümleye gelene kadar anlamak mümkündür. Yazımı yazarımızın, dikkatimi üzerine çekerek ilham vermiş olduğu etkileyici bir cümlesini yorumlayarak tamamlayacağım. 
   Adorno’nun ideolojinin, felsefenin sonunu ilan etmesini   ’’ Asıl sonunu ilan edilen gerçekten sanat mıdır yani cenazeler yanlış ölülere ait olabilir mi?’’ Sorusu ile dikkatleri üzerine çeken yazarımız bu soruyu cevaplandırmak için ideolojiyi doğru bilmek ve doğru tanımlamak gerektiğine inanmaktadır. Bu bölümde ideolojiyi siyasi ve felsefi dünya görüşlerinin bir işlevi olarak tanımlayan yazar, Adorno ile Marksistlerin yüklemiş olduğu anlamların farklı olduğuna değinmektedir. Ki sorunun cevabı Adorno’nun yine kendisinde saklı olduğunu söylemekte fayda vardır. Çünkü eserde Adorno’yu tam bir sanat aşığı olarak tanımaktayız. Sanatın estetikselliğini işleyen Adorno günümüzde ilerlemekte olan sanatsal işlevin estetiğini yitirerek değersizleşeceğinden endişe etmektedir. Bunun için cenazeler yanlış ölülere ait olamaz. Adorno sanat için son hazırlamış olsa da gerek estetiksel, gerek sanatsal, gerek siyasal, sosyal ya da ekonomik olarak dünya dönmeye devam ettiği sürece gelişim göstermeye ve ilerlemeye devam edecektir.