https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/06/hakkimizda.jpg

Nuri Bilge Ceylan 26 Ocak 1959’da Yenice’de dünyaya gelen yönetmen, senarist ve bir fotoğraf sanatçısıdır. Ceylan, ülkemizde günümüz sinemasında sanat dediğimizde akla gelen ilk kişilerden biridir. Nuri Bilge Ceylan, 1995 yılında başladığı sinema yolculuğunda ülkemizde ve yurtdışında birçok ödül kazanarak adını dünya sinemasına yazdırmayı başarmıştır. 2014 yılında Haluk Bilginer, Demet Akbağ, Melisa Sözen, Tamer Levent, Nadir Sarıbacak ve Nejat İşler gibi birçok ünlü oyuncunun yer aldığı “Kış Uykusu” Filmi ile avrupanın en prestijli ödülü olan Cannes Film Festival’inde Altın Palmiye’ye layık görülmüştür. Sinema köşemizde bu ay “Kış Uykusu” Filmini inceleyeceğiz.

Film, 25 yıllık tiyatro geçmişi olan Aydın Bey’in emekli olduktan sonra İstanbul’dan taşınıp babasından kalan “Othello” isimli Kapadokya’daki otelin işletmesini alarak, genç karısı ve dul ablasıyla geçen iç sıkıntılı ve buhranlı hayatını anlatıyor. Hayatın anlamını arayan, belki de bulan fakat bir türlü içindeki egosantrik kişiliği atamayıp çevresine ve kendisine zararlar veren Aydın Bey, belki de aydınlanamama problemi üzerinde durularak anlatılıyor. Filmde Aydın Beyin(Haluk Bilginer), kardeşi Necla(Demet Akbağ) ile olan bir tartışma sahnesi ile adeta filmin içinden çıkıp bir kitaba dalar gibi oluyorsunuz. İnce, hafif ve naif başlayan bu tartışma kademe kademe öyle hat safhaya ulaşıyor ki en çığlıklı atışmalarda bile olmayan sertlik ve açıksözlülükle bitmesi, zannederiz ki ülkemiz sinemasının ilmek ilmek işlenen ve en haz veren diyaloglarından biridir. Öte yandan Aydın Bey, benmerkeziyetçi, elit gözüken fakat ön yargılarıyla bu savı ortadan kaldıran, çevresine ve kendisine karşı acımasızca saldıran fakat çözüm için hiç bir şey yapmayan bir düzen adamı olarak karşımıza çıkıyor. İşte böyle bir adamın psikolojik portresini ortaya koyan Ceylan, adeta Aydın Bey’in kafasının içine girdiğimizi bir sahnede kameranın kafasının içine kadar zoom yapılmasıyla bize bunu sunuyor. Yaratılan bu dünya Aydın’ın dünyası. Eşine, Kardeşine, hatta kiracılarına bile istediği, insanların beklediği şeyleri veremeyen bu canı sıkkın adam bir huzursuzluk ve kargaşa bulutları dağıtıyor. Öte yandan Aydın Bey’in İmamlık yapan kiracısı ve her daim yanında bulunan yardımcısıyla olan diyalogu ve davranışlarıyla bir alt-üst kültür çatışmasını gözümüzün önüne seriyor. Tam anlamıyla bir elitizm eleştrisi olarak algıladığım bu filmde Aydın Bey’den de bir nebze olsun haklılık payı çıkartıyor olmamız aslında çerçevenin tümüne bakmamızı sağlıyor. Bu daAydın Bey’in bu durumlara gelme sebeplerini akla getiriyor. İşte bu problem de filmin ayrı bir parantezi.

Ceylan, eski filmlerine kıyasla daha çok diyaloga yer verdiği “Kış Uykusu”nda yine müthiş resimler ve sinematografiyle karşımıza çıkmış durumda. Kapadokya’yı o doğal renkleriyle ve adeta büyüleyici denilen manzarasıyla başarılı bir şekilde aks ettirerek adetainsanda evden çıkıp Kapadokya’ya gitme istediğini körüklüyor. Film bittiğinde ise tadı damağınızda kalan bir kitap okumuş gibi oluyorsunuz. Dostoyevski’den Çehov’a, Sheakespeare’den Schubert’e bir çok dünyaca ünlü değerin fikirlerini bir hikaye iledaha da önemlisi anadoluda geçen bir hikaye ile görüyor olmak zannederim ki o da ayrı bir tat veriyor. 196 dakikalık olmasına rağmen bir çırpıda bitirilebilen bu film ülkemizin kült filmleri arasına çoktan girmiş durumda. İyi bir sinemaseverseniz Nuri Bilge Ceylan’ın yönettiği “Kış Uykusu” filmini şiddetle tavsiye eder, keyifli aylar dileriz.