https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/06/hakkimizda.jpg

Buket Uzuner, benim sevgili yazarım. Onunla ilk tanışmam“İki Yeşil Su Samuru-Anneleri, babaları, sevgilileri ve diğerleri” ile oldu.
Genç bir lise öğrencisinin, en sevdiği karakterdi Nilsu. Çünkü özgür, güçlü ve bağımsız bir genç kadını anlatıyordu Buket Uzuner.
17 yaşındaki genç bir kızın romanda kendini bulması, kişiliğini özdeşleştireceği bir kahramanı kafasında canlandırmanın özetiydi sanki Nilsu. Sizi sarıveren en çekici yanlarından biri  de dildeki tazeliği, sürükleyiciliği ve akıcılığıydı. Kitap bittiğinde nefis bir yemeğin sonunda damaktan kalan o leziz tat gibi bir solukta okuyuverirsiniz Buket Uzuner kitaplarını.
Kendisi aynı zamanda Michigan Üniversitesi moleküller biyoloji ve çevre bilimi eğitimi alan Buket Uzuner bu bilim kadını kimliğini romanlarında ve öykülerinde derinlemesine kullanır.
Öğrenciyken tren ile yaptığı seyahatleri, İskandinav ülkelerindeki Türkler’e bakışını “Bir Siyah Saçlı Kadının gezi notlarında” detaylı bir şekilde anlatır. Gözlem gücü, keskin zekası ve ironi dolu dili de size ayrı bir keyif katar.

Karşınızda dünyayı çözmeye çalışırken insanların onda yarattığı karmaşayı da dile getiren bir yazar bulursunuz. Çevrecidir ve yunus katliamları ile ilgili imza kampanyası da başlatmıştır. Bu da sanatçı duruşunun toplumda nasıl olması gerektiğini öncü duruş-yazdıkları ile  hayatta yaptıklarının nasıl özdeş olduğunu göstermesi açısından da değerlidir.
Burada bahsi geçen kitabına gelirsek ”Yazın Öyküleri” yazar şöyle söyler önsözün de ‘’Öykücü olarak başladığım edebiyat yolculuğunda artık daha çok romancı olarak tanınıyorum.,İlk öykülerimin yayınlandığı ve dikkat çekmeye başladığı ilk gençlik yıllarında ,hayatımın geri kalan kısmını yazarak yaşayacağıma ve daima öykücü olarak kalacağıma karar vermiştim.Tıpkı öyküleri ile büyüdüğüm ve kendime seçtiğim ustalar Sait Faik ,Tomris Uyar ,Borges gibi.‘’ Genç okuyuculara öykülerini tanıtmak için yola çıktığını anlatır.
Ve böylece 15 öyküden oluşan “Yazın Öyküleri” çıkar.
Benim sevdiğim öykülere gelince “St.Petesburg’daFeodor Diye Biri” ve “Uzak Kasabalarının Gri Hüznü”
Benim Size anlatacağım öyküsü “St.Petesburg ‘da Feodor Diye Biri’oldu.

Gençliğinde okuyup çok sevdiği yazarın peşinden Rusya ‘ya giden, onun şimdilerde müze olmuş evini gezerken Dostoyevski ile de sürpriz bir şekilde karşılaşan genç kadını anlattığı öykü.
Sevdiği bir yazarın kentinin, oturduğu kafenin içinden geçen, onun kafasında adeta bir öykü kişisine dönüştüren kahramanımız karşısında onu bulunca nefis diyaloglarda oluşacaktır.
Öykü, genç bir okurun sevdiği yazarı kafasında nasıl betimlediğini, onun sevdiği şeyleri, kızgınlıklarını nasıl kendisiyle özdeşleştirdiğini bu anlamda da büyük yazarların nasıl bir egoya, nasıl bir dehaya sahip olduklarını göstermesi açısından da bize nefis çözümlemeler sunar. Öykünün içinde kahraman ile ilerlerken aynı zamanda kurguya ait alt metinleride okuyabilirsiniz. Bu kısacık öyküde, bu büyük yazarın Dostoyevski’nin kitapları arasındaki bağları, diğer yazarlara karşı yaklaşımlarını da görürsünüz. Bu paralel kurgu öyküyü daha çok sevmemize yol açar. Ve tüm bunların yanında bir kentin mimari yapısını da , tarihine de , daha öncesinde  orada yaşanmış olan acı ,nükleer santral kazasını da bilgi olarak hafızanıza kazırsınız.
Ve öykünün en can alıcı yerinde Dostoyevski şöyle sorar bizim genç kadınımıza: Bir tek şey var merak ettiğim! İnsanoğlu mutlu mu? Acılar çekiyor mu? İnançlarını koruyabildi mi? Tümden yitirdi mi hepsini yoksa? Sorularına yatıştırıcı cevaplar verebiliyor mu artık? Yoksa bilinmeyen içinde o hummalı nöbet sürüyor mu? Mutlu musunuz Madame? 
“Yazın Öyküleri” okuyun. Edebi lezzetini, öykülerin dilini inanın bana çok seveceksiniz. Hele de bu pek sevdiğiniz bir yazardansa…
Nüket Ceylan