Mürekkebin izini takip eden ihtiyar bir adam vardı. Bulutlardan bir adamdı. Her tarafı yağmurdu. Yanımdan geçti. Her yer nemli bahar toprağı koktu. Her yer çiy ve çim koktu. O bulut adam gitti incir altındaki gölgeye bağdaş oturdu.
Uyandı gecenin alacasında, uzaklardan gelen davetkar kızıl ışık kamaştırdı gözlerini, yürüdü ışığa, karanlıkta zorla seçilen kedi dolandı ayaklarına, adımları birbirine eş vardılar mağaraya.
Çaresizlikle başımı ellerimin arasına aldım. Ağlamak istedim sadece. Belki saatlerce… Yapayalnız bir odada, boğucu bir bunalım ve aradığını bulamama duygusuyla baş başa… Camdan sarkan bir köpek gibi, pencereyi açıp etrafa küfürler savurdum.
Deniz kıyısında tepede güneş etrafa saçılmış kağıtlar ve bacası tüten evin savrulan külleriyle griye boyanmış sayfada bana bakan kediye baktım. Cebimde kalan son paramı da kitaba verdim.
Rahime Sarıçelik, Fransa ve Türkiye arasında gidip gelen “Kimliksiz Öyküler”de, toplumsal cinsiyet kavramını, hayatı soruşturuyor.
Bir sürü ölmüş kediyle bir arada yaşamayı seven o eski dostumuzu uzun uzun hatırlamakta ne fayda var. Şimdi onun saçları uzamıyor. Hiçbir şeyden haberi yok. Belki de uzun bir uykuya yatmıştır.
Düşünen,sorgulayan,fikir üreten ve hayata böyle tutunan insanlar omuzlarına yük alarak yaşarlar hayatta.Ve bu düşünme hali her zaman yaşamı zorlaştırır.İşte bu kitap böyle bir zamanda karşıma çıktı benim.İnternette kitap seçkilerine bakarken.
Kitabın özgün adı “Der Papalagi”.Samoa’da yaşayan yerlilerin beyaz insana verdikleri ad.Kitabı;bu kabilenin reisi Tuavii’nin sesinden dinleriz.Şöyle der Tuiavii;Papalagi göğü delen anlamına gelir.Samoa’ya ilk misyoner bir yelkenliyle gelmişti.









