https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/06/yazarlar.jpg
Teşekkür Mektubu – Hande Kavgacı

Teşekkür Mektubu – Hande Kavgacı

Birinden duymuştum; kavak ağaçlarının olduğu bir yerde bazıları kesilmelerini istemiş. Suyu çekiyor, sinek yapıyor, poleniyle insanı hapşırtıyor diye rahatsız oluyorlarmış. Bunu ilk duyduğumda şaşırmıştım. Bir ağaç nasıl suçlanabilir ki? Kendi doğasının gereğini yerine getirmekten başka ne yapar? Kavaklar tabiatın aceleci çocuklarıdır. Diğer ağaçlar yanlara doğru dallanıp budaklanırken onlar göğe uzanır. Gövdeleri çok kalınlaşmadan, dalları meyveyle ağırlaşmadan büyürler. Dünyada fazla yer kaplamaya niyetleri yoktur sanki. Bu hâlleriyle, dar gelirli evlerin, aile üyelerine yük olmamaya çalışan hassas bireylerini andırırlar. Gösterişsizdir kavaklar. Ne koca çınar gibi bilgeliği hatırlatırlar ne de sedir gibi gücü, ihtişamı. Ama yaşamın küçük ihtiyaçlarında izleri hep vardır: soğuk bir sabah ocağı tutuşturan kibrit, ev taşırken eşyayı saklayan sandık, çiftçinin ürününü koyduğu tahta kasa ya da tarlayı rüzgârdan koruyan doğal perde… Çoğu kez hepsi kavaktandır. Yeri gelir kuşlara yuva, dertliye merhem olurlar. Bazen de yorgun bir göğse nefes verirler. Ihlamurun şifasına, zeytinin uzun ömrüne, meşenin dayanıklılığına öykünmeden, kendi paylarına düşeni sessizce yaparlar. Hatta asırlık ağaçlar kesilmesin diye Ayşeciğin defterinde, Ömerciğin kitabında kâğıda dönüşenler de çoğunlukla yine onlardır. Bir de yol gösterir kavaklar. Hep bir sınırı işaret ederler; bir yerin başladığını ya da bittiğini haber verirler. Eskiden yol bilmeyenler yerleşim yerlerini onlara bakarak bulurmuş. “Kavak varsa köy yakındır” sözü de böyle doğmuş. Kavak ağacı suyu sevdiğinden, sulak yerlerde tutunur, çabuk boy verirmiş. Su varsa hayat vardır; hayat varsa köy vardır demekmiş. İnsana bir ocağa, bir kap aşa, tatlı bir yarenliğe yaklaştığını fısıldarlarmış. Aşkın da ağacıymışlar. Eskiler, en esintisiz, bir tüyün bile kıpırdamadığı havalarda kavak ağaçlarını sallayan o bilinmez esintinin; insanı yerinde tutmayan, aklını çelen kendine özgü bir yelden doğduğuna inanırlarmış. Bu nedenle hayallere dalan, bastığı yeri görmeyen kimseler için “başında kavak yelleri esiyor” demişler. Johannes Vermeer’in İnci Küpeli Kız tablosu gelir aklıma kavakları düşününce. Çünkü o tabloda da fazlalık yoktur; sanki dünya arka plandan silinmiştir. Karanlık bir boşluk içinde yüz, bakış ve inci küpenin ışığı kalır. Ressam gereksiz olan her şeyi çekip almış, geriye yalnızca anlamın kendisini bırakmıştır. Kavaklar da biraz böyledir. Çevrelerini saran manzarayı geri iterler; onu görünmez kılarak kendilerini öne çıkarırlar. Bakışı fark ettirmeden yukarı taşırlar. Tarlanın ortasındaki geniş dallı bir söğüt gibi davetkâr değildirler; gölgeye çağırmaz, anı biriktirmezler. Bir salıncağı, bir çocuk kahkahasını üstlerinde taşımazlar. Ağaç olmak yeter onlara. Hem mutlaka bir işe yaramaları da gerekmez zaten. Onlara bakmak, yapraklarının hışırtısını dinlemek bile yeter. Derler ki her ağacın rüzgâra söyleyecek bir sözü vardır. Kavaklarınki belki de en hüzünlüsüdür. Bu yüzden nice ozan dizelerinde onları anmıştır. Nazım Hikmet’in Kavak şiirinde, ozanın yoldaşıdırlar. Onun her yaptığını görürler, bilirler. Sonunda şöyle der: “Şahit ayıplarımıza, Şahit kayıplarımıza, Umudumuzun şahidi, Şahit bitlenişimize, Topraktaki işimize... Hey gidi kavak, hey gidi!” Kimi zaman ayrılığın ağacı olurlar. Orhan Veli, Hicret II’de sevilen bir şehirden ve orada bıraktığı aşkından ayrılırken, kavakları geride kalan hayatın sessiz tanığı gibi hatırlar: “Şimdi kavak ağaçları görünüyor, Penceresinden, Kanal boyunca. Gündüzleri yağmur yağıyor; Ay doğuyor geceleri Ve pazar kuruluyor, karşı meydanda. Onunsa daima; Yol mu, para mı, mektup mu; Bir düşündüğü var.” Böyledir işte kavaklar. Gün gelir Metin Altıok’un dizelerinde acının ardından ince bir ıslığa dönüşürler, gün gelir saat dokuzu beş geçe yapraklarını döker, bir milletin yasına karışırlar. Ama hep sessizdirler, gösterişsizdirler, boyun eğmezler. Huzur içinde göğe yükselirler, geride yalnız gönül okşayan bir hışırtı bırakarak. Bu yüzden severim kavakları. İnsan da onlar gibi yaşamalı biraz: dimdik, sessiz, gösterişsiz...

Genel Yayın Yönetmeni | Zeynep Eşin

Genel Yayın Yönetmeni | Zeynep Eşin

1981 yılında doğdu. Yükseköğrenimini Anadolu Üniversitesi Sinema Televizyon Bölümü’nde tamamladı. TRT Müzik, Flash TV, TGRT Haber ve Barış TV kanallarında Uğur Dündar, Müjdat Gezen, Yaşar Nuri Öztürk gibi isimlerin gerçekleştirdiği programların yönetmenliğini yaptı. Bir senaryo, bir kısa film ödülü bulunuyor. 2015-2018 yılları arasında kendisine ait olan Art House Tiyatro Kültür Merkezi’nin işletmeciliğini yapmıştır. Çeşitli dergilerde öykü, inceleme ve makaleleri ile yer aldı. 2018 yılında Yazı-yorum Dergisi’ni kurdu. Yazım yolculuğuna bu derginin genel yayın yönetmeni olarak devam etmektedir. Velespit Yayınları ile ortak çalışmalarda bulunup, 2021 yılında Başkalarının Çiçekleri ve Duvarın ardında öykü seçkilerini derlemiştir. Öykü atölyesinde eğitmenlik yapmaktadır. Hâlâ resim sanatıyla ilgilenmektedir. Altı karma sergi gerçekleştirmiştir. Bir onur plaketi sahibidir. Bekar iki çocuk, bir köpek annesidir.  

Yayın Kurulu – Duygu Harmancı Karagülle

Yayın Kurulu – Duygu Harmancı Karagülle

1987 yılında İzmir’de doğdu. Urla Zeytinler Köyü’nde yaşıyor. 2009 yılında Ege Üniversitesi Kimya Bölümü’nde lisans eğitimini ardından Dokuz Eylül Üniversitesi Moleküler Tıp Anabilim Dalı’nda lisansüstü eğitimini tamamlamıştır. Şu an Ege Üniversitesi’nde Doktora Sonrası Araştırmacı olarak çalışmaktadır. Çeşitli öykü ve yazıları ‘Söylenti, Kurşun Kalem, İshak Edebiyat, Yazı-Yorum’ edebiyat dergilerinde yayımlandı. Nilüfer Belediyesi tarafından hazırlanan Nezihe Meriç Öykü Seçkisi’nde‘Saat Falı’ve Fakir Baykurt Öykü Seçkisi’nde‘Hayriye’ öyküsüyle yer aldı. ‘Maskeli Balo’ isimli deneme yazısı Dokuz Eylül Gazetesi’nde, ‘Bozuk Süt’ isimli öyküsü İz Gazete Öykü Günü özel sayısında yayımlandı. Masallar yazıp anlatıyor. Gönüllü sesli kitap okuyuculuğu yapıyor.    

Aslı Esma KARACA

Aslı Esma KARACA

1975 yılında Sivas’ta doğdu. Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde lisans ve Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde yüksek lisans eğitimlerini tamamladı. Üniversite yıllarında Ankara Sanat Tiyatrosu kadrolarından tiyatro tarihi, sahne ve oyunculuk dersleri aldı. Eczacılık mesleğini yürütürken devam ettiği Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi- Tiyatro bölümünden 2009 yılında mezun oldu. Aynı bölümde “Tiyatro Kuramları, Eleştiri ve Dramaturgi” alanında yüksek lisans derslerine devam etti. Yapımcılığını üstlendiği ve Kültür Bakanlığı desteğiyle çekilen “Firak” 21. Adana Altın Koza Uluslararası Film Festivali ve 26. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde “Ulusal Uzun Metraj” kategorisinde yarıştı. 2018 yılından bu yana “Devrimin Beyaz Küheylanı- Motosiklet Hikayesi” belgesel projesi üzerinde çalışmakta; bağımsız belgesel çalışmaları yürütmektedir. Evli iki çocuk annesidir.

Ayhan Ün

Ayhan Ün

1978 yılında Almanya’nın Mannheim kentinde dünyaya geldim ve on beş yaşıma kadar yine Almanya’da yaşadım.   Gymnasium’da öğrenimime devam ederken ailem kesin dönüş yaptığından dolayı 1992 yılında memleketimiz olan Ürgüp’e yerleştik. 1996 yılı itibariyle Hacettepe Üniversitesi, Alman Dili ve Edebiyatı bölümünü okurken 2000 yılında Frankfurt Goethe Üniversitesi’nde burslu olarak “Yazarlık ve Edebiyat” derslerine katıldım. İlk romanımı 2000 yılında tamamladım (Bıyıksız Osmanlı).   Uğur Mumcu Vakfı, Yazarlık seminerine katılmış ve tamamlamış olup edebiyat ile yakından ilgiliyim.   Asıl mesleğim yeminli tercümanlıktır ve hayatımı Ankara’da, Dış Ticaret Uzmanı olarak sürdürmekteyim.   Açık öğretim fakültesi, Uluslararası Ticaret ve Lojistik Yönetimi mezunu olup romanlar kaleme almayı sürdürüyorum.   Yayınlanan romanlar: Bıyıksız Osmanlı Bay Lumumba Kadın Erkek Savaşı Zamanlarında

Handan Kılıç

Handan Kılıç

Ankara’da yaşayan, İstanbul’a tutkun ama her daim toprağını özleyen bir İzmir’li. Edebiyata aşık bir Hukukçu. Yönetim ve Organizasyon konusunda mastırlı, kendini yönetirken, hayatını organize etmeye devam eden ödüllü bir denemeci. 2009 yılından beri hayata dair yazılarını kendi sitesinde yayınlayan blogger. Birçok farklı ustadan nitelikli okur -yazarlık, sinema ve senaryo yazım teknikleri ile yaratıcı yazarlık dersi almış, almaya da devam ederek yazan “Öğrenen” kişi. Kitap tanıtım yazıları, deneme ve öyküleriyle çeşitli basılı edebiyat dergileri ve internet sitelerinde yer almış yazar. Okuma, izleme, yazma süreçlerinden dinlenmek için fırça, boya, kalemlere sarılan çizer. Bu ara en çok özgün siyah beyaz ve renklerin dans ettiği mandalalar çizme peşinde. Sinemaseverliğine kitap ve hayat okurluğunu katıp çeşitli digital platformlarda film analizleri yazmaya devam ediyor.Şimdilerde bir roman serisi üzerine çalışmakta olan yazar evli ve bir erkek çocuk annesi.