| Yazan :
Bazen susuyoruz, seviyoruz delicesine, ama susuyoruz. Yarın diyoruz, yarın söyleyeceğim ve devam ediyoruz delicesine sevmelerimize.
Güneş batıyor, herkes kendi köşesine çekiliyor. Düşünmeye başlıyoruz; düşünüyoruz, düşünüyoruz, düşünüyoruz.
Meslek diyoruz, kariyer diyoruz, sabah kalktığımızda yine her şeyden önce onu düşünmeye başlıyoruz. Ve biz yine şu zavallı kelimeyi tekrarlayıp duruyoruz; YARIN, YARIN, YARIN…
Üç günlük ömrümüzü dün-bugün-yarın olarak değil de yarın-yarın-yarın olarak üçlüyor, ikilemler arasında geçen vaktin farkına varamıyoruz.
O yarınlar, aylar oluyor, o yarınlar yıllar oluyor. Kimimiz yeni sevdalarla, kimimiz asla larla yola devam ediyoruz. Gün geliyor o yarınları dün olmuş bir şekilde diploma diye elimize alıyoruz. Bir mezuniyet töreninde belki herkesten habersiz havada çarpışıyor keplerimiz, oysa yarınlarda kavuşacaktı ellerimiz…
Sonrası kâbus…
İş arıyoruz deli gibi, aş arıyoruz. Vakit gece yarısına gelince yine düşünmeye başlıyoruz. Bir tarafta onun resimleri, bir tarafta diploma. Yarın sözcüğüne lanet etmeye başlıyoruz. Belki bir iş buluyoruz, aş buluyoruz ama hala aşk arıyoruz.
Yüksek lisanslara devam ediyoruz, kariyer peşinde sürükleniyoruz. Projeler hazırlıyoruz, iş adamlarına akıl veriyoruz. Ama hep nerdeydi benim aklım diyoruz!
Aslında çoğumuz o kaçırmadan izlediğimiz dizilerdeki karakterleri oynuyoruz. Deniz oluyoruz, Aliye diyoruz. Bir İstanbul Masalı’nın Rize versiyonunu çeviriyoruz farkına bile varamıyoruz.
Yarın yapışıyor artık yakamıza, alışkanlığımız oluyor, felaketimiz oluyor soranlara da “Dünden iyi, yarından kötüyüm.” demeye başlıyoruz.
Peki, neden söyleyemiyoruz?
Bazen altı sıfır atılan o kâğıt parçası bağlıyor dilimizi, yaşam standartlarının farklılığı susmamızı istiyor kimi zaman, bazen de uyuşmaz kafalar diyoruz denemekten korkuyoruz. Tanışmıyoruz, tanımıyoruz ama gece gündüz düşünüyoruz. Aşkın eşitlik aramadığını, aksine yaratacağını kabullenemiyoruz.
Söyleyenler bazen mutluluğu buluyor, susanlar yarın konuşacağım diyor, bazen ayrılıklar oluyor yeni sevdalara yelken açıyoruz. Ama mutlaka bir yerlerde susup kalıyoruz.
Susmayınca da başımıza gelenler ders oluyor, gözlerimizin içine ışıl ışıl gülümseyen gözleri karşımıza alıp konuşunca aslında arkadaş olduğumuzu ve hep öyle kalmamız gerektiğini duyuyoruz, şaşırıyoruz. Seveni sevemiyor, sevdiğimize de hazin bir ah çekiyoruz.
Kimimiz aşka soğuyor üç dört günlük intiharlara dalıyor sevmeden, değer vermeden düşünmeden, kimimiz mutluğu buluyoruz fakülte kafelerinde düğün gününü hesaplıyoruz, kimimizde hala oturmuş baykuş gibi düşünüyoruz.