Yazı-Yorum

Ah Düşüşleri | Hatice Hamarat
7 Mart 2020

Ah Düşüşleri | Hatice Hamarat
Ah be kızım!
Seni hiç anlamadılar
Göğsünden yukarı çağıldayan ışıkları
Sağaltmak için demlenirken yüreklerde
Kör, gecenin öteki adıydı
Acılarından saklanmak için kaçtılar geçmişe
Oysa tek isteğin
Göğsüne yatırdıklarının kokusu sinsin diyerek
Ördüğün aşk yeleklerini
Eskitmeden saklayabilmekti
Yeşil çayırlar hayal edilen
Kahkaha dolu çocukluk günlerinin
Anısı kalır sanıyordun
Gri şehirlerce yutulmadan önce
 
Muntazam öldürülecek bir yaşta
Gözyaşlarını akıtırken pencere diplerine
Dönüşen ve çürüyen hava
Ahların da bir adabı olduğunu hatırlattı ruhuna
Tövbeler ettin!
İçinde suç, içinde başkaları
Kendini, kendine benzeyen bir şeyle kirlettin
 
Bigâne bakışlarının ağa düşüşleri
Yaşamı hatırlatırdı köhne evinde
Zaman, akıp giden çiçekli yıllara döşerdi parkelerini
Sen biliyordun heyecanla giydiğin elbisenin
Parkeler dönünce kirleneceğini
Bu muhayyile oyunlarının içinde bile
Bir kavak ağacı olmaktı tek niyetin
Sonsuz rüzgârlarda
Sonsuz sallanışlarla ululaşan
 
Tumturaklı laflar edenler
Sırtından bıçağı sapladıklarında
Koynunda uyuttukları, ölümünü arzuladıklarında
Çaresizdi insan, vücudu bir kenevir titreyişinde bitkin
Yeis olma! Denilen mey gecelerinde
Herkes ölüsünü aramaktaydı
Sen, göğün kuşları kustuğu hastalıklı halinden
Bahsediyordun umarsızlara
Yüzüne baktılar;
“Delilik” dediler “geçici bir ölümdür aldırma”
 
Aşkın da mübrem halleri varmış
Hınzır düşünceler doldurdu yine aklını
Unuttun varlığının kendine denk düşen yanını
Eski koltuklarının köşelerine saklanmış kedilerini saydın
Sonra yarınlarını
Kaç yarının kaldı?
Kaç kar tanesi zahir ve çaresiz?
Kaç yol dönüşsüz ve sonlu?
 
Bazı acıların dili keskindi elbet
Şahmeran yüreklere,
Geceden dona çalan yollara serptiğin düşlerinle
Ve bir çocuğun şarkısıyla yol aldın
Düşmelere de, taşıp kristal nehirlere dökülmelere de alışıktın
Âşıklara ve sıcak evlere sundun iklimlerini
İliklerindeki kâinatta dönerken oluşan, ölümcül iklimlerini
Ve yazlar, güftesizdi
Kışlar hep daha hoşgörüsüz
Baharlarına dadandıklarında anladın
Etin bir şekil değişikliği olduğunu
 
Kâfi ve lüzumsuz ayrılıkların içine
Doymayan devler yerleşmişti
Gece kokuyordu
Şehir kokudan besleniyordu
Evinde bir ceylanı taşlıyordu bazıları
Umutsuzları makbul kılmıştın kendine
Geçip gidiyordu mavi olan her şey böylece
 
Ah be kızım
Seni hiç anlamlandıramadılar
Banal buldular düş mevzilerini
Askerlerini vuruşlarıyla öldürüp
Dillerindeki mezara gömdüler
Sallandığın rüzgârı fırtınaya çeviren
Katiller katmıştın dualarına
Gülümsemeler anılara
Anılar kıyım saatlerine dönüşüyordu
Aşk, bağrından koparılıp
Gerçek konulmak isteniyordu yerine
Uzun, çok uzun bir ağaçtın
Bütün rüzgârları yakalayan