Yazı-Yorum

Kıyas | Ömer Kaya
10 Eylül 2018

Kıyas | Ömer Kaya
“İki gözün önüne insin, gavurun evladı. Gız kime deyon ya ben. Çalışcen diye ottu da çalgı açmış hanım. Gakgari bulaşığı pakla!”
“Git başımdan anne. Müzikle çalışıyorum ben.”
“Başına taş düşsüninşallah. Doğan Bey’ingızı da gazandı; ne müzük duyuvedik ne gezmekte görüydük. Gömülüvedi de gitaba o gız, anca yimekten yimeğe…”
“Kapattım, sus. Tamam kapattım…”
Allah belasını versin o Doğan’ın da kızının da. Yeter artık! Sanki liseyi bitirir bitirmez mikazandı üniversiteyi. Kaç yıl gitti dershaneye. Ben bir yıl olsun gitmedim.En ucuzuna bile.Anlamamam bundan matematiği. Geçen sınavdao aptal Birgül’den yüksek puan almadım mı? Aldım almasına ama öğretmenlik tutturamadım. Gerçi ben hep ondan yüksek puan aldım. Ortaokulda, lisede, üniversite sınavında da. 
Resim öğretmenliği kazanmış. Kazanır tabii.Beni meslek lisesine zorla yolladı annem. “Birgül’e soruvedim, sene en eyisi oraymış.” dedi bir de. Anadolu’ya girecektim. Söylemekten yoruldum,bir mi meslek lisesiyle Anadolu lisesi. İşte annem anlamaz. Varsa yoksa Doğan Bey’in kızı, Şengül’ün oğlu, Latif’in yeğeni. Ama en çok Doğan Bey’in kızı…
Birgül kolejde okudu.Çiroz. Pırasa gibi dümdüz saçlarında toka durmazdı. Çarpık bacaklıydı, jimnastiğe yazıldı.Düzelir mi bacak, hâlâ da öyle. Dişleri de bacakları gibi eğri büğrüydü de tel taktı. Taktı da n’oldu. Yine çirkin. Matematikten özel ders alırdı. Sorardım kaç aldın diye; ince,viyakviyak sesiyle gözlerini kısar, sırıta sırıta “Kırk beş.” derdi.Ancak kırk beş alırdı; koleje, özel öğretmene, kaloriferli odasına rağmen. Çöp adam çizecek yeteneği mi vardı, resim kursuna da yolladılar. Nasıl olduysa şimdi öğretmen olacak.Geberesice. 
Bu bayram dageldi. Neymiş annemi çok severmiş, görmeden gitmek istememişmiş. Keşke yine annem temizliğe gelseymiş. Onun gibi titizi yokmuş. Kendisinden nefret ettiğimi niye hiç anlamadı bu kız?Sanki inadına sokulur, ya yediğini uzatır ya içtiğini “İster misin?” derdi küçükken. 
İstemem lânet.
Niye isteyeyim gerizekalı.
Asla istemeyeceğim sümsük.
Hangi gün istedim de şimdi soruyorsun. 
Gelir gelmez yaptı aynısını.Almış eline bizim bahçenin eriğini, yine uzattı kara kuru parmaklarıyla:
“İster misin?”
“Bahçe bizim, istesem iner toplarım.” dedim de yüzü hiç kızarmadı. Güldü yılık yılık.Her zamanki gibi. Kasıtlı yapıyor. Büze büze dudağını çekirdeği tükürmesi yok mu avcuna. Pislik.Allah’tan iki güne dönecekmiş. Vakti azmış. Kolejdenarkadaşlarıyla sinemaya gidecekmiş daha. Çağırmadı beni. Çağırsa da gitmem. Arkadaşım değil ki.
Üniversitede hocaları bunu çok sevmiş. Yalan. Babası ev almış Eskişehir’den.“Uğraşılmaz yurtla, kirayla.” demiş. Görgüsüz. Araba da alacakmış da, bu yok demiş,“Ev okula çok yakın, öğretmen olunca kendi paramla alırım baba.”Yalaka. Annem bir eli dizinde diğeri Birgül’ün sırtında:“Vay gurban ossunlagız sene.Al duvaklar gör. Öğretmen çıkınca alıvecen tabii.Hayırlı evlat bu, hayırlı.”dedi. 
Yerin dibine girdim. Yapma şunu anne. Yapma!Birgül’ün yanında hem de. 
Kalktım, o kadar uğraşıp sardığım sarmadan, açarken kolumu ağrıttığım baklavadan koydum bir de ona. Hizmetçisi var ya! Hepsini yedi. Haram olsun. Hâlâ zayıf.İki dirhem bir çekirdek güya, giyinmiş çok yakışmış gibi. Kürdan gibi bacağında dönen ten rengi çorap, kıpkırmızı oturtmalı ceket, yeşil çiçekli etek…Baksanhep markadır. Ben versem beş-on kilo, giysem onları, fesadından ölür;bende böyle durmadı diye. Eminim.
“Sen mi sardın sarmaları?”
“Evet, baklavayı da ben açtım.”
“Aferin kız. Tatlı yiyelim tatlı konuşalım demişler değil mi ama.”
Kahkaha atarak aldı baklavayı kocaman ağzına. Nesi komikse. Aptal olduğunu biliyorum. Kesinlikle aptal.
“Eee…” dedi annem, onu hayran hayran izlemeye ara veripbaşıyla beni gösterdi:
“Bizimkisi evde şişegaldı. Yimeden ölesice. Görücü gelivecek deyom, töbe istemeyo.Lise bitti,maaşa geçivemedi.Gazanamadı ki senin gibi öğretmenliği, öyle oturupduru.Basıvemedi gafası. Deyom hep, bag Birgül’e... Ah guzum benim, emme nerdeee.” 
Birgül,sedirde annemin dizinin dibinde “Zavallısın sen.” der gibi baktı bana. Yan yan. Alttan alttan. Belli belirsiz,o sinsi gülümsemesiyle... 
Senin de Allah belanı versin anne! Birgül’den nefret ediyorum evet, ama senden daha çok… Sefalet kokan bu mahalleden, tansiyondan şikayetçi komşudan, boyası dökülmüşmutfaktan, asla temiz görünmeyen yerdeki halıdan, sil sil kurumu bitmeyensobadan, hortumu kesip ucuna taktığın musluklardan; hepsinden,her şeyden, hepinizden nefret ediyorum. 
Ne oku dedi ne para verdi. Öğretmenlik kazanamaz mıydım!Öğretmen olur kurtulurdum. İstediğimi alır giyerdim. Renk renk, çeşit çeşit… İki çift ayakkabıyla dört sene okula gittim. Gık demedim. Getirdi Birgül’ün kitabını “Bu sene oluverimiş.” dedi. Ben meslek okuyorum, kolej kitabını ne yapayım? Birgül verirken bilmiyor muydu işime yaramayacağını.Bilirdi.Yolladığı etekleri, bluzları giyemeyeceğimi de bilirdi. Bile bile yollardı. Birgül’ün eskileri bozulup bana kıyafet oldu. Birgül’ün hevesinin geçtiği ne varsa bizim evde baş köşeye kondu. 
Ya babam… Ona neler yaptı kim bilir. Durmamıştır çenesi bir dakika olsun.Bana güzel bir lâf etmedi. Babama da etmediği kesin. Dayanamamıştır adam. Sorsan anlatmaz. Savurup elini “Hastalanıvedi gari.” der. Ama biliyorum ben, o hasta etti babamı da. Sevmedi kimseyi şu Birgül’ü sevdiği kadar.
Babamı tanısam sever miydim? Benen çok Mümtaz’ı sevdim. Kendimi bildim bileli… Bende olup Birgül’de olmayan tek şey Mümtaz belki de. Ondan daha da takık bana. Bizim görüştüğümüzü öğrenir öğrenmez anneme ispiyonlar sandım.Ödüm koptu. Duysa gebertirdi, evden dışarı çıkartmazdı annem. İşin aslı başka. Meğer kendi göz koymuş Mümtaz’a. Yok dondurma getir, yok çilekli pasta getir.Bu profiterol bayat yenisini getir… Her gün mutlaka bir bahane bulup çıkarmışMümtaz’ın karşısına. Siparişleri hiç bitmemiş.
“Gelsene içeri…” demiş bir gün, “Birlikte yeriz.” Mümtaz anlattı. Boyamış yüzünü gözünü bir de. Elim ayağım buz kesti duyunca.Bunu da yaptı ya, o günden sonra ölüyorum dese su vermem demiştim bu kıza ama ne yaptım;annemden sebep tabak koydum önüne. Utanır insan. Yüzsüz.Üniversiteyi kazandı diye cakası arttı, ama buralardan gittiği de iyi oldu. Gidişi olsun da dönüşü olmasın. Mümtaz’ı da parasıyla alacak sandı. Şıllık. 
Yeni dükkanı İzmir’e açtı Mümtaz. Epeydir o da yok. Ondan annem her zamankinden daha kötü, bu ev olduğundan daha kasvetli geliyor bana. Mümtaz bir dönsün. Ah bir dönsün. Evleneceğiz. Vermem derse, kaçarım. Mümtaz’ın şu dükkan tutarsa tamamdır.Deneme süreciymiş. Geçen hafta telefonda: “İşi oturtursamsen de geleceksin İzmir’e.Burada evleniriz. Hem dershaneye de yollarım seni. Söz. Sen de öğretmen olursun, neyin eksik.” dedi.İzmir’e hiç gitmedim. Güzel şehir biliyorum. Ama ben Mümtazla olduktan sonra ha Afyon ha İzmir... Onunla evlenince, ne annem ne annemin sevdası Birgül… Az kaldı. Bu evden de annemden de kurtulmama çok az...
“Ben kalkayım artık.”
“Otu be gızım beee. Kim bili gelcen mi daa.”
“Arkadaşlar bekliyor Keziban Teyze. Onları da göreyim.”
“İyi öğneyse, emme geliverince hep uğra. Unutuveme bizi.”
“Ay unutur muyum hiç, aşk olsun.Haaa bu arada Mümtaz’ın dükkanı aldı babam. Pasta işine girdi. Çok değişti orası görmediniz mi? Ne pastalar geldi. Yollayayım size de, tadına bakın.”
“Deme gııı, hadi hayırlı ossun gari!”
“Sağ ol Keziban Teyze. Bir tane daha açtı hatta. O da İzmir’de.”
“Gız sen neydiyon mutfakta iki saattir, yiyipdurun mu yine!Bag Birgül gideyo. Duyuyon mu, pastacı olmuş Birgülgil, hayırlı ossun deyive.”