Yazı-Yorum

Thomas More – Utopia | Deniz Güneysu
19 Şubat 2019

Thomas More – Utopia | Deniz Güneysu
Thomas More – Utopia 
Thomas More, 7 Şubat 1478’de Londra’da dünyaya gelmiştir. Hukuk öğrenimi gördükten sonra yargıçlık ve parlemento üyeliği yapmıştır. Hayatı boyunca yazılar yazdı. Kendisini bir hümanist olarak nitelendirir ve savaşa, ölüm cezalarına ve halktan alınan haksız vergilere karşıydı. Bu yönüyle anti-monarşik bir tutar sergilediği gözlenilse de dönemin İngiltere Kralı 8. Henry’nin danışmanlığını yaptı. Aslında bu göreve Kral tarafından zorla getirildi. İşini iyi yaptığı ve kesinkes çıkışlar yapmayı sevmeyen bir adam olan More, bir gün Kral’ın çıkardığı bir yasaya karşı olanların tarafına geçince Kral tarafından idam ettirildi. Rönesans ve Reform etkileri ile sallanan Avrupa ruhsal ve düşünsel olarak bir devrim geçirmekteydi. More, Rönesansa karşı bir sempati beslese de Reformu kesin bir dille reddedip kilisenin bütünleyici oluşunu savunmuştur. Fakat bu düşüncelerini eserlerine yansıtmamıştır. Utopia ise More’nin en dikkat çeken eseridir.
Utopia’nın yazıldığı döneme bakacak olursak Rönesans, Reform ve yükselen Hümanizm’in tarihsel olarak kesiştiği döneme denk gelir. More’de Hümanizmin bir temsilcisidir. Ona göre insan yaradışılında “kötü”değil, “iyi”dir. İnsanın eninde sonunda yanılgılar karşısında doğruyu bulacağını savunuyordu. Bu yüzden kitabında suç ve suçluya ilişkin önemli tespitleride yer almaktadır.
Kitap, Thomas More, arkadaşı Peter Galles ve bir seyyah olan Raphael Hytlodues’in sohbeti ve seyyahın onlara daha önce gittiği bir adayı anlatmasını konu ediniyor. Adanın ismi ise Utopia’dır. Kitap iki bölümden oluşur. İlk bölümde dünya ve devlet düzeni üzerine tartışmalar, ikinci bölümde ise seyyahın Utopia isimli adanın sosyal ve siyasi düzenini anlattığı bölümdür. Kitapta genel olarak seyyah bilgin kişidir ve kritik tüm konuşmaları kendisi yapar. More, bir nevi söylemek istediklerini ve fikirlerini seyyah yolu ile okuyucuya aktarmaktadır. İlk bölümün en önemli kısmı More’nin seyyaha neden bir Kralın danışmanlığını yapmadığını sorması ile başlar.
“Krallar yalnız savaşı düşünürler, bense bu sanatları ne anlarım, ne de anlamak isterim. Yalnız barışa yararlı sanatlar kralların pek umrunda değildir. İş yeni ülkeler kazanmaya geldi mi, bütün yollar iyidir onlar için. Din, iman, akıl dinlemezler. Ne günaha girmekten çekinirler ne de kan dökmekten...”
İkinci bölüm ise, seyyahın ziyaret ettiği ve uzun bir süre yaşadığı Utopia adasının siyasi, ekonomik ve toplumsal düzenini anlattığı bölümdür. Yazar bu ada metaforu ile aslında bize mutlu devlet formülü vererek, şuan yaşadığımız hayatı eleştirmemizi sağlıyor. Utopia şehri sosyalist düzene yakın bir tasvirle anlatıldığı için More, dönemin ilk sosyalistlerinden de sayılabilir. Bahsetmek gerekirse Utopia adasında para ve altının hiçbir değeri yoktur. Para ve altın, fuzuli işler için kullanılan bir takım araç gereçler olarak görülmekteydi. Bu adada ayrıca insanların hepsi bir işte çalışmaktadır ve bunun karşılığında bedava yiyecek, barınacak yer ve giyeceğe sahip olabilirlerdi. Çalışma saatleri ise sabah üç ve öğleden sonra üç olmak üzere maksimum günde altı saattir. Suç işleyen mahkümlar ise bir takım ağır olmayan işlerde çalışarak cezasını çeker ve hükümlü paltosunu çıkarıp halka karışırdı. Devlet yönetimi ise halkın çoğunlukta katılımıyla gerçekleşir ve en küçük birimin bile bir söz hakkı olurdu. Tanrı olarak tek bir bilinmez tanrıya inanıp, putları yıkarlardı. Kitaptan şöyle bir alıntı aslında anlatılmak istenen genel fikri şöyle özetlemektedir;
“Malın mülkün kişisel bir hak olduğu,  her şeyin parayla ölçüldüğü bir yerde toplumsal adalet ve rahatlık hiçbir zaman gerçekleşmez. Ama siz aslan payını kötülere bırakan bir toplumda doğru bir yan bulursanız, büyük çoğunluk yoksulluk içinde kıvranırken doymak bilmez bir avuç insana memleketin bütün zenginliklerini sömürten bir devlet mutlu olabilir derseniz, o başka...”
Thomas More’nin Utopia’sı Marx’ın Manifestosundan 300 yıl önce yazılmış olup kendisinden sonra gelen benzer hayali ülkeleri ele alan yazarlara da örnek olmuştur. Bacon’un Yeni Atlantis’i,  George Orwell’in 1984’ü, Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünyası gibi fark yaratan eserlere ilham olan bu kitap, size farklı ufuklar açıp varolan düzene karşı eleştrisel bakmanızı sağlayacaktır.