Yazı-Yorum

Nuri İyem 3: Yüzyılların ve Toprağın Gerçek Sahipleri, Anadolu Kadınları | Fırat Işıkgil
27 Ocak 2020

Nuri İyem 3: Yüzyılların ve Toprağın Gerçek Sahipleri, Anadolu Kadınları | Fırat Işıkgil
Toplumu sanat ile yakınlaştırmak konusunda son derece etkin bir rol üstlenen İyem’in bu başarısı tesadüf değildir. Gücünü yüzyıllara yarenlik etmiş Anadolu insanından alan eserleri resim sanatı ile halk arasında bağ kurmak için son derece elverişli konuları işler. Onun resimlerine bakan Anadolu insanı kendini görür. Verdiği eserler etnografik birer aynadır adeta. İkonik hale gelmiş diyebileceğimiz zaman dışı aynalar… Eserlerinin çoğu figüratif anlayışla çizilmiş olmakla birlikte soyut resimler de yapmıştır. Çoğunun odağında insan vardır. İnsan figürünün olmadığı peyzaj ve natürmort eserler de vermiştir.



İşlediği konular içinde en başta geleni Anadolu kadını portreleridir. Bu portrelerdeki gözler özellikle İyem’in sanatının zirvesi olarak görülür. Çoğunlukla izleyicide bir çift karatabanca kurşunu etkisi yapan kara gözler tabloya ilk bakıldığında adeta delip geçer. Bir portre resminin başarılı olması için en gerekli şartlardan biri portredeki duygunun izleyiciye geçmesidir. İyem kadınların duygusunu izleyiciye aktarmakla kalmaz onlarla adeta duygudaşlık kurulmasını da sağlar. Bu mağrur bakışlı gözler kadın kırılganlığını yansıtmakla birlikte onun gücünü de hissettirir. Anadolu topraklarında uzun seneler boyunca yaşanan her türlü sevincin, kederin, yasın etkileri onun portrelerindeki kadınların gözlerinde görülebilir.Onlar emzirip büyüttükleri nice canla, uğruna çektikleri cefayla, bitmek bilmez anaç emekleriyle ve yüreklerinde yanan sevgi ateşiyle toprağı ve yüzyılları sahiplenmişlerdir adeta. Tarih tüm yaşanmışlığı ile coşkulu bir biçimde seslenir. Anadolu’nun kutsal kadınlarına. Tarihin sesi nice ömre tanıklık etmiş sapasağlam dağlardan yankılanır ve onun portrelerindeki kadın gözlerinde sessiz bir kükreyişe dönüşür. Ağlamaz yine de çoğu Nuri İyem kadını. Gözlerdeki çoğul ifadede ağıt da vardır. Ama gözyaşı dökmezler genellikle… Gözler resmin kendi uzamına apansızın geçiş yapmamızı sağlar. Kimi zaman çerçevenin dışındaki uzak bir noktaya bakan gözler umudu temsil eder. Kimi zaman doğrudan izleyiciye bakar. Kimi zaman aynı çerçevenin içindeki diğer figüre bakar ve dayanışma mesajı verir. Bazen yere yönelmiştir bu kara bakışlar, kimi zaman uçan güvercinleri görmek için havaya. Birden fazla figürün olduğu yarı portre yarı günlük yaşam resmi diyebileceğimiz çalışmalarında ise genellikle insan figürlerinin peyzaj unsurlarına göre izleyiciye daha yakın olduğu görülür. Kimi resimlerinde insan figürlerinin arasında bir bağlantı görülmez. Dolayısıyla her biri ayrı ayrı birer portre olarak düşünülebilir. Aynı çerçevenin içindeki farklı figürler kimi zaman resimdeki ortak duyguyu paylaşırken kimi zaman da ayrı ayrı birer duyguya sahiptir.
 


1978 yılında duralit üzerine yağlı boya kullanarak yaptığı Kardeşler isimli resminde iki tane kadın figürü olduğu görülür. Resimde hem portre hem peyzaj unsurları birlikte kullanılmış. Kadınlar izleyiciye en yakın figürler. Aralarında herhangi bir iletişim yok. Daha önde olan kardeş çerçevenin olduğu uzamda yere bakıyor. Bakışları dalgın. Bu sayede kendisi ile izleyici arasında psikolojik bir mesafe var. İki figürün izleyiciye olan fiziksel mesafesi ressamın portrelerine göre daha fazla olduğu için gözlerdeki etki salt portre resimlerine göre daha az. Diğer kardeş ise doğrudan izleyiciye bakıyor. Kardeşinin dalgın ve biraz da bezgin bakışlarının aksine daha canlı bir ifadesi var. Başlarındaki örtüler saçlarını tam olarak örtmemiş. (Ülkemizde sanatın kurumsallaşmasında ve saraydan çıkmasında çok önemli bir rol oynayan Osman Hamdi Bey’in kadın tasvirlerinde de benzer bir yaklaşım görürüz. “Mihrap” ve “Kuran Okuyan Kız” resimleri örnek olarak gösterilebilir.) Kardeşlerin gövdesi çerçeveyi domine etse de yine de eksi kısımları detaylı bir peyzaj oluşturmada kullanmış İyem. Peyzajla kardeşlerin arasındaki figür-mekan ilişkisi ise İyem’in bazı yakın figürlü peyzaj resimlerinde olduğu gibi zayıf. Böyle yaparak insan faktörünü ön plana çıkarma konusundaki savını perçinlediğini görebiliriz. Ayrıca ustalıkla zayıflatılmış figür-mekan ilişkisi onun resimlerindeki insan figürlerinin birer portre olarak görülmesinin de yolunu açar. Kardeşlerin başının bittiği yerde başlayan gökyüzü ise onların uzak umutlarına bir atıf sanki. Arkalarındaki köy manzarası ile temas halindeler. Ve gökyüzüne hemen hemen hiç temas etmiyorlar. İyem tüm umutlarına rağmen onların yaşadığı coğrafyaya olan aidiyetini bu şekilde ifade etmek istemiş gibi.



Duralit üzerine yağlı boya kullanarak yaptığı Karı-koca isimli resminde ise yine iki tane insan figürü görülüyor. Figür-mekan ilişkisi yine zayıf. Yakında bulunan evlerle başlayan peyzaj sırayla ağaca, dağa ve nihayet gökyüzüne ulaşıyor ve kadının çerçevenin dışındaki bir noktaya bakan umut dolu uzak bakışları ile bir paralellik teşkil ediyor. Figürlerin alanı çerçeve alanını domine ederken erkek doğrudan izleyiciye bakıyor. İyem’in sevdalıları işlediği kimi resimlerinde kadını ön plana çıkardığını görürüz. Kimi zaman renk armonisindeki kırılma, kimi zaman aydınlık, kimi zaman izleyiciye olan fiziksel mesafe ile yapar bunu. Kadın onun resimlerinin en güçlü bileşenidir. Karı-koca isimli resimde desen çizgilerinin sert kullanılış biçimi ise erkek ve kadının sağlam vücut yapısını ifade etmede avantaj sağlamış. Bununla birlikte sert konturlar figürlerde ki heykelimsi ifadeyi pekiştiriyor. Ve Anadolu insanının dirayetini imleyerek adeta anıtlaştırıyor.
 


1975 yılında duralit üzerine yağlı boya kullanarak yaptığı Göç isimli resimde işlediği göç konusu ise onun toplumsal gerçekçi resimlerindeki konular içinde önemli yer tutar. Kimi zaman iç mekan kullanımı ile anlatılır Anadolu ailesinin göçü. Kimi zaman da peyzaj ve insan gibi unsurlar mutlak bir bütünlük içinde sunulur ve göç eden ailenin fotoğrafına çok uzaklardan bakarız.
Tarlada çalışanları işlediği resimleri ise çeşitli sebeplerle toprağını bırakmak zorunda kalanları işlediği göç temalı resimlerinin aksinetoprakla bütünleştirir Anadolu insanını. Bu resimlerde figürle mekan arasındaki ilişki kuvvetlidir. Bu kuvvet kimi zaman resimlerine hakim olan toprak rengi armoni ile perçinlenir. Toprak renkli figürler Anadolu insanının verimli toprağına olan bağlılığına bir atıftır adeta.
Figüratif resimlerinde belli başlı konuları işlediğini görürüz. Ancak bunun yanında bazı istisnalar da vardır. İyem istisnai konu seçimlerinde de son derece üstün nitelikli yapıtlar ortaya koymuştur. Örneğin anne sevgisini işlediği Ana ve Çocuk isimli resminde anne ve çocuğu mükemmel bir renk armonisiyle birleştirmiştir. Onların vücutlarını ayrılmaz bir bütün olarak göstermiştir ve anne sevgisini izleyiciye etkin bir biçimde hissettirir.



Resimlerde anlatılanlar çoğu zaman kelimelerin ötesine geçer. Hele de anlatılmaya çalışılan ressam Nuri İyem olduğunda kelimelerin aciz kaldığını vurgulamakta fayda var. İşte bu yüzdendir ki yazı dizimin başında belirttiğim vurguyu tekrar yapıp onun resimlerine bol bol bakmanızla ilgili önerimi tekrarlamama izin verin lütfen. Duvarlarında saat asılı olmayan sessiz bir odada…Teşekkürler.
 
 
Kaynaklar:
  1. Kıymet Giray, Nuri İyem, (İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1998)