Yazı-Yorum

Kadının Adı Yok | Gönül Malat
13 Şubat 2020

Kadının Adı Yok | Gönül Malat
Bilmiyorum ödüllere önem verir misiniz? Merak edip araştırdım. Aslında Nobel ödülleri verilirken kantarın topuzu birçok şeyde olduğu gibi erkekler tarafına mı kaçmış öğrenmek istedim. Gerçekten de topuzun bir hayli kaçtığını gördüm.
 
1866 yılında dinamiti bularak, patentinden edindiği paralarla beş dalda Nobel ödülü verilmesini vasiyet eden Alfred NOBEL, günümüzde bile vicdanlarda hala yargılanmaya devam etmektedir. Bu nedenle ödüller epey tartışmalıdır. Mesela “Çağının Vicdanı” olarak nitelenen Jean Paul SARTRE’ ye 1964 yılında, Zengin-yoksullarla gerçeği arayış yolunda özgürlük ruhu dolu geniş kapsamlı etki gösteren eserleri için Nobel edebiyat ödülü verilmiş, “Benim gibi yaşlı bir devrimciye böyle bir ödül vermek, kapitalizmin öç alma girişiminden başka bir şey değildir,” diyerek ödülü reddetmiştir.
 
Her şeye rağmen, özellikle edebiyat ödülleri yazarların uluslararası tanınırlığını artırdığı ve kitaplarının okuyucuya daha rahat ulaşmasını sağladığı için epey değerli kanıca. Yalnızca bu nedenle bile ödülün kıymetli olabileceğini düşünüyorum.
 
Nobel Edebiyat Ödülleri 1901 yılından itibaren verilmeye başlanmış, ikinci paylaşım savaşı sırasında 1940-1944 yılları arasında yalnızca dört yıl verilmemiş.
 
2019 yılı dahil toplam 114 defa ödül verilmiş. Bu ödüllerin ne yazık ki yalnızca onbeş tanesi kadın edebiyatçılara verilmiş. Anlayacağınız kantarın topuzu çok adaletsiz bir şekilde kaçmış, Kendine Ait Bir Oda feryatları hiç dikkate alınmamış.
 
Nobel ödülü alan bu 15 kadın yazara, tarihsel sıralamayla tek tek bakalım.
 
İlk ödül 1909 yılında Yüksek idealizm, canlı hayal gücü ve manevi algılama yeteneği ile karakterize yazıları için İsveç’ten Selma LAGERLÖF’e (1858-1940) verilmiş. Türkçe yayınlarında çeşitli çocuk öyküleri var “Kurtlar ve Uçan Kazlar,” en çok bilinenleri.
 
İkincisi 1926 yılında Derinlikle ve sempatiyle değindiği genel insani sorunları ve memleketindeki yaşamı tüm netliği ile ele alan idealist yazıları için İtalya’dan Grazia DELEDDA’ya (1871-1936) verilmiş. Türkçeye çevrilmiş en bilinen eseri “Sardinya Efsaneleri,” dir.
 
Üçüncüsü 1928 yılında Kuzey ülkelerindeki yaşamı güçlü şekilde tasvir eden yazıları için Norveç’ten Sigrid UNDSET’e (1882-1942) verilmiş. “Yarına Dönüş, Gelin Tacı,” ve yine en bilinen “Her Kadın Gibi,” kitapları Türkçeye çevrilmiş, yazdığı birbirine bağlı dört kitabı yani “The Axe , The Snake Pit, The Wilderness, The Son Avanger,” başlıklarını taşıyan “The Master Of Hestviken,” adlı dörtlemesiyle Nobel almıştır.
 
On yıl sonra 1938 yılında kadınlara verilen dördüncü Nobel gelmiş. Çin’deki köy yaşamını zengin ve gerçekçi anlatan biyografik şaheseri için ABD’den Pearl S. BUCK’a (1892-1973) verilmiştir. Türkçeye, yazarın birçok romanı çevrilmiş. Onlardan bazıları “Çin Sarayında Bir Bakire, Şark Rüzgarı Garp Rüzgarı, Orkide, Sürgün, Sarı Esirler,” dir.
 
1945 yılında Tüm Latin Amerika dünyasının idealist amaçları için adını bir sembol haline getirdiği güçlü duygulardan ilham alan lirik şiirleri için Şili’li şair Gabriella MISTRAL’a (1889-1957) verilmiş ödül. Türkçeye çevrilmiş eseri “ Gabriella Mistral şiirleri ve nesirlerinden,” şeklindedir.
 
1966 yılında İsrail’in kaderini kuvvetli bir etki bırakarak sunan, fevkalade dramatik – lirik yazıları için yine İsveç’li yazar Nelly SACHS’a (1891-1970) verilmiştir. Türkçeye çevrilmiş seçme şiirlerinden oluşan “Hala Gece Yarısı Bu Yıldızda,” adlı şiir kitabı vardır.
 
25 yıl sonra 1991 yılında İnsanlığa büyük yarar sağlayan görkemli epik yazıları için Güney Afrika’dan Nadine GORDIMER’e (1923-2014) verilmiş Nobel edebiyat ödülü. Türkçeye çevrilmiş “Oğlumun Öyküsü, Yaşamaya Bak, July’nin İnsanları, Yanımda Kimse Yok, Başka Dünyalar, Kimi Güzelliklere Doğar, Dile Kolay,” gibi kitapları vardır.
 
1993’ te Afrika kökenli Amerikalı (ABD) geçen yıl kaybettiğimiz yazar Toni MORRISSON’a (1931-2019) Amerikan gerçeğinin önemli bir yönüne hayat veren şiirsel ifadeler ve hayal gücü ile karakterize romanları için ödül verilmiş. Dilimizde “Merhamet, Sevgili, Katran Bebek, Cennet, Tanrı Çocuğu Korusun, Sevilen, Öteki” gibi romanları bulunmaktadır.
 
1996 yılında ödül Tarihi ve biyolojik bağlamda insan gerçeğinin tüm kısımlarına ışık tutan ironik bir hassasiyete sahip şiirleri için Polonya’dan Wislawa SZYMBORSKA’ya (1923-2012) verilmiş. Türkçeye kazandırılmış kitabını/larını ne yazık ki bulamadım. “Poems new and collection” ve “Map” en bilinen eserleridir.
 
Sekiz yıl sonra 2004 yılında Avusturya’lı yazar Elfriede JELINEK’e (1946)  Romanlarındaki seslerin müzikal ahengi ve oyunlarındaki sıra dışı dilsel coşkunlukla toplumun klişelerinin saçmalığını gözler önüne sermesindeki ustalığı için verilmiştir. Türkçeye çevrilen “Piyanist, Dışarıda Kalanlar, Hırs, Sevda Kadınları,” gibi kitapları vardır. Çoğumuzun bildiği üzere Piyanist’in filmi çekilmiş ve epey ses getirmiştir.
 
Hemen üç yıl sonra 2007’ de Birleşik Krallık’tan Parçalanmış bir uygarlığı şüphecilik tutku ve hayal gücüyle ele alan kadın hareketini destansı bir dille anlattığı için Doris LESSING’e (1919-2013) verilmiş ödül. Türkçeye kazandırılmış “Anılar, İyi Terörist, Hayatta Kalma Güncesi, Türkü Söylüyor Otlar, Şiddetin Çocukları, Son Aydınlık Yaz, Gene Aşk, Sirius Deneyleri, Altın Defter,” gibi romanları vardır. Özellikle “Altın Defter” ödülü kazandıran romanıdır. Yazarın kendi çocukluğuna gönderme yaptığı “Mutsuz çocukluklar romancılar yaratır” sözü epey ünlüdür. Nobel Edebiyat Ödülü’nü 88 yaşındayken alan Lessing, ödülü alan en yaşlı yazar olmuştur aynı zamanda.
 
Ve 2009’ da Almanya’dan Herta MULLER (1953) Şiirin yoğunluğu ve nesirin samimiyeti ile yoksulların dünyasını tasviri için ödüle layık görülmüştür. Çavuşesku’nun Romanya’sını anlattığı “ Tilki Daha O Zaman Avcıydı” ile “ Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım, Tek Bacaklı Yolcu, Yürekteki Hayvan, Nefes Salınımı,” gibi kitapları Türkçeye çevrilmiştir.
 
2013 yılında çoğunuzun bildiği gibi Kanada’dan Alice MUNRO’ya (1931) Çağdaş kısa öykü ustası (sihirbazı) olduğu için ödül verilmiştir. Dilimizde “Bazı Kadınlar, Firar, Çocuklar Kalıyor, Castle Rock Manzarası, Gençlik Arkadaşım, Kaçak,” gibi öykü kitapları vardır.
 
2015 yılında Belarus’dan Svetlana ALEKSIYEVIC  (1948) ödüle layık görülür. “Nazi İşgalinde Sovyet Kadınları, Çernobil’ den sesler – Bir Nükleer Felaketin Sözlü Tarihi, Çinko Çocuklar,” isimli belgesel tadında kitapları Türkçeye çevrilmiştir.
 
Son olarak 2018 Nobel Edebiyat ödülüne layık görülen Olga TOKARCZUK geçen yıl İngiltere'de verilen prestijli bir diğer uluslararası edebiyat ödülü olan Man Booker'ı da kazanmıştı. Dilimize çevrilmiş “Koşucular, Aç Gözünü Artık Yaşamıyorsun, Gündüzün Evi Gecenin Evi,” gibi kitapları vardır.
 
 “Romanlarındaki seslerin müzikal ahengi ve oyunlarındaki sıra dışı dilsel coşkunluk” nedeniyle Avusturya’lı yazar E. JELINEK’e ödül verilmesi, kanımca edebiyat açısından en iyi ödül hak edişlerinden biridir.
 
Bizden yazarlara “seslerin müzikal ahengi” noktasında bakarsak iki güçlü isim geliyor akla,   Latife TEKİN ve Aslı ERDOĞAN.  Siz ne dersiniz?