Yazı-Yorum

Eduardo Galeano ve Kadınlar’a Dair Çözümlemeler | Aydın Meral
13 Nisan 2020

Eduardo Galeano ve Kadınlar’a Dair Çözümlemeler | Aydın Meral
(Yazarın çok boyutluluğunu karşılayacak bir başlık bulmakta zorlandım. Kurgunun kronik halidir bazen uygun başlık bulmak. Yazıyı okuduktan sonra hepinizin ayrı başlığı oluşacaktır zira Eduardo derindir. Ve yeterdir.)
Galeano’nun üslubuna aşina olan okuyucu, hemen hemen tüm metinlerinde damıtılmış bir anlam yumağının tanığıdır. Berrak ve sade anlatımın içindeki anlam katmanlılığı, düz yazıya çekirdek yoğunluğunda bir anlam katmıştır. Skalası geniş konular, derin okuyuşlar yapan bir zihin ve bunu vurucu etkiler bırakacak şekildeki yazınsal süreçler. Kültürel bağlamlardan siyasala kadar tüm düşünsellikleri kapsayan içerikleri, dilsel başarıyla birleştiğinde Galeano bir yazar olarak kült yapı haline yükselmektedir.
Resmi ideolojileri ve yerleşik tüm yapılarının çarpıklıklarını, örneklemlerle yoğuran ve bunları okuyucunun neden-sonuç ağını güçlendirecek şeklindeki sunan yazarın bu yetkinliği, Kadınlar kitabında da kendini görünür kılmış.
Şehrazat anlatısındaki “Ölüm korkusundan anlatı üstatlığı doğdu.” cümlesini Galeano’nun yaşamıyla da ilintilendirebiliriz. Latin Amerika’nın kanlı toprağı, altın kaçakçılığı, uyuşturucu mafyası ve siyasi infazların odağında büyüyen, bunları gören yazarın böyle bir cümle kurması belki de kendi alımlamasıdır. Yaşamdan alımlanıp yaşama sunulan bir görü. Ve kendine dair yol alışlarını da bize söz arasında söylerek Sei Shonagon’un üslubuna ilişkin açıklama getirir. Ve kendi üslubunun kaynağını da açık eder belki de. Tanrıların Kadınları metninde: “Evlilik saygınlık getiriyor ama özgürlük ve neşeyi yok ediyor.” düşüncesine katılıp katılmamak biz okuyucunun tercihi iken cümlenin vurgu yaptığı özgürlüğün yitimi tartışmaya açıktır.
Mevcutların kötücül durağanlığına atıfta bulunurken sıradanlığın içindeki kıvılcımları da metne katmaktan geri durmaz ve imparatorluk yıkımlarını önceden görünür kıldıran kadınlardan bahseder Gecenin Sesleri’nde.
Dünya Daralıyor metni sadece doksan sözcük ama metinden alıntılanan sadece şu bölüm bile anlamın tanrısallığını alt üst etmez mi: “Eski zamanlarda, Onas yerlileri birçok tanrıya tapıyorlardı. Baş tanrının adı Pemaulk’tu. Pemaulk sözcük anlamına geliyordu.” Sizce, kaç kitabın binlerce sayfasına denk gelir bu çıkarsama ve anlamı kutsama?
Galeano’da her şey birbiriyle ilintilidir. Mesafeler salt bir sesletimdir ve tüm düşünüş bir cenderedir. Bağı olan ve birbirini tetikleyen yaşayışlar. Ve bildik “kutsal değerler”i yerle bir eder içerikleriyle. Gerçekleşmeyen Âlem metninde dediği gibi: “Fahişeler. Saygıdeğer kadınlar.” Bunun neden dediğini bilmek zor mu? İpucu verelim: Emekçi köylüleri öldürenlere karşı durdukları için. Bedenleri ve duruşlarıyla… Ve sorgulatır kavramların yerleşkelerini.
Galeano, toplumun özeti olan mihenk taşlarını iyi seçmesi, doğrudan yaşamlara vurgu yapması, onun insan anlağında kalıcı yerler edinmesini sağlıyor. Bu sağlayış sürecinin sonunda yazara dair bir statü sağlıyor: Ozanlık. Tıpkı Hikaye Avcısı kitabındaki rindliği gibi.
Kadınlar kitabı, baştan başa kadın devrimlerinin hikayeleri ile dolu. Ancak bu devrimler meydanlarda sıkılan yumrukların, feminist hareketlerin değil yaşamın tüm mekanlarında ve alanlarında yaşanmaktadır. Futbol sahasından tarlaya… Ve bu devrimler ideolojilerden arınıktır. Salt mevcut durumun yıkımıdır ve bu yıkımlar kadının bireyden kolektife uzanan yaşayışın özetidir. Ancak yine de Aleksandra metninde siyasal hakkın elde edilimine de vurgu yapar: Seçme seçilme, kürtaj ve evlilik dayatmasından kurtulma hakkı… Ve Kleopatra metninde kadının erkliliğine de selam eder: kadının gücüne… Çünkü tarih, Galeano için bir saha araştırmasıdır ve ona veri sağlamaktadır ancak bu veri işleme yazarın eleğinden geçip bize gelir. İşlenmiş ve işaretlenmiş olarak.
Beş Kadın’da: “Baş düşman hangisi? Askeri diktatörlük mü? Bolivya burjuvasi mi? Emperyalizm mi? Hayır, yoldaşlar. Sizi şunu söylemek istiyorum ki: Bizim baş düşmanımız korkudur. Onu içimizde taşıyoruz.” derken de insanın derin köklerine iner. Bilinçaltına. Hem kim demiş ki bilişin gizi sadece psikologların tekelinde diye?
Sukeyne’de peçe ve eşarpı tartışırken Hıristiyanlık ve İslam’dan değindiği anektotlar dinsel bilgi hakimiyetine de göz kırpar ve tabi burada da baş karakter kadındır: Sukeyne! İslam Peygamber’inin boyun eğmeyen kızı.
“Suç herkesin olduğu zaman, aslında herkesin.” derken Concepcion metninde sosyolojiye de kılıç biler Eduardo. Psikoloji de olduğu kadar burada da yetkindir zira.
Ve ben bu yazının yazarı olarak şunu derim ki İlk Kadın Amiral anlatısını okuyun ve neden “Erkekler kadınlara, kadınlar da erkeklere dönüştüler.” demiştiri ilk elden anlayın! Burada toplumsal cinsiyet kuramlarının sığlığına bir gedik açmıştır yazar. Derin ve galip bir gedik.
Anne Sütü Günü metninde başkasının çocuklarını emzirerek para kazanan ve kazandıkları bu para ile çocuklarını süt tozu ile büyütüp bunları kendi çocuklarına iyi bir eğitim sağlamak için söyleyen kadınları yazdığında insan derin çarpıklığını yüze vurur. Tabi burada okuyucu olayı devletin sömürüsüne de bağlayabilir. Sonuçta okuyucu özgürdür anlamak istediği şeyde. Ancak okuyucu özgür düşünebilme yetisine sahip midir sorusunun yanıtını kim verecek? Okuyucu mu? O özgür mü?
Şeytan Kadındır metninde kadının yaşadığı korkunçları işlerken Yahudi’nin dudağından dökülen: “Beni kadın olarak yaratmadığın için şükürler olsun, Tanrım.” sözü metnin içeriğine dair ürperticiliğe dikkat çekmez mi?
Eduardo çoktur. Her şeydir. Emma Goldman’ı da işleyendir. Kilisedeki rahibeyi de. Ama özü aynıdır: Kadın üretendir ve salt erkeklerin tanımlarından ibaret değildir.
Manapi, Ekvator’daki yerel dillerden biri ve Manuela Leon kurşuna dizilirken son isteğin var mı diye sorulduğunda “Hiçbir şey.” der. Hiçbir şey, manapi demektir. Oysa Leon sisteme karşı her şeyi yaptığı için kurşuna dizilir. Bu sade anlatım Galeano’nun sözün özü’lerinden biridir yine.
Yazar’ın odağında salt kadınlar yoktur tabi. Çocuklar da en keskin zeka vuruculuklarıyla annelerinin yanındadır tutukluluk günlerinde. Bu anlarda içinde bulunduğumuz karantina günlerini düşündüğümüzde aklımıza eskiler de gelsin aslında. Bastırılan, yakılan, yok edilen fikirler ve fikirlerin bedenleri. Yaşam zordur ve Eduardo bunlara tanıktır. Eduardo kurgu değildir ama gerçeği kurgudan daha iyi yazmıştır ve belki de bu yüzdendir keskinliği ve genel geçerliği!
Eduardo derindir. Bizdendir. Herkestendir. Haktan yanadır ve diktatörlüğü deviren Beş Kadın’ın şahididir.
Ve Eduardo derin hisleri de yazar:
“Söyle Juan’a
beni unutmasın.”
diyerek Kadınlar’ı bitirir. Ve bizi yaralı iyileşik olarak bırakır.