Yazı-Yorum

Ayfer Tunç / Cinnet Bahçesi | Osman Tünç
18 Haziran 2020

Ayfer Tunç / Cinnet Bahçesi | Osman Tünç
Türk hikayeciliği dendiğinde ismi anılmadan geçilmeyen yazarlardandır Ayfer Tunç. Sait Faik’le hemşeridir ve onun ölümünden on sene sonra gelmiştir dünyaya. Kendine has tarzıyla da Sait Faik’e layık bir hemşeri olmayı başarmıştır.

1964 yılında Adapazarı’nda dünyaya gelen Ayfer Tunç’un ilk eseri 1989 yılında Can Yayınları’ndan çıkan Saklı isimli öykü kitabıdır. Onu Kapak Kızı isimli romanı, Oya Ayman’la birlikte yazdığı araştırma kitabı İkiyüzlü Cinsellik takip eder ve sonrasında bu yazının konusunun geçtiği kitap olan Mağara Arkadaşları isimli öykü kitabı gelir.  1996 yılında yayımlanan kitap sekiz öyküden oluşmaktadır. Bunlar: Kitaba da ismini veren Mağara Arkadaşları, Ses Tutsağı, Cinnet Bahçesi, Gençlik Sabah Çiyidir, Küçük Kuyu, Siz ve Şakalarınız, Alafranga İhtiyar, Ara Renkler Grubu isimli öykülerdir. Ben bu yazıda Cinnet Bahçesi adlı öyküyü inceleyeceğim.
Cinnet Bahçesi bir cinayet öyküsü fakat katili bulmaya çalışan türden bir hikâye değil. Katil kaçmamış olduğundan kim olduğunu daha ilk bölümde öğreniyoruz. Katil, maktulün eşi Müeyyet Eren.

Evlere temizliğe giderek geçimini sağlayan Gülayşe Çalışkan 19 Eylül Pazartesi günü Ferahevler Sitesi, 16 numaralı apartmanın, 4 numaralı dairesinin kapısını açıp da burnuna gelen kokuyu takip ettiğinde ev sahibesi Suna Eren’in cesediyle karşılaşır. Olay yerine gelen polisler kendi odasında gayet sakin bir vaziyette müzik dinleyen ve cinayeti işlediğini itiraf eden Müeyyet Ereni gözaltına alır. Hikâyenin bu ilk bölümü gazete haberi tadındadır. Öyle ki bir öykünün giriş kısmını mı okuyoruz yoksa bir üçüncü sayfa haberi mi pek belli değildir. Gerçek ölü ve katilin olduğu bu bölümün hemen ardından yaşayan fakat bir ölüden farkı olmayanlara gelir sıra. Katil ve maktulün tanıdıkları. Onların ifadelerini okurken katil ve maktulü daha yakından tanımanın yanında onların da hikayelerine tanık oluruz.

Yirmi iki yıldır aynı mesleği yaptığından artık ölü insanlara karşı duyarsızlaşmış biri duygusal manada bir ölü değil midir? Kocası tarafından sevilmeyen hatta aldatılan, bugüne kadar ne bir gün yüzü görmüş ne de güzel bir söz duymuş ama başkalarıyla kıyaslayıp kendi haline yine de şükreden bir kadının bir ölüden ne farkı vardır. Ya da mizacı yüzünden varlığı yokluğu bir olan, bir hayalete dönüşmüş bir insan ne kadar yaşıyordur? İşte bütün bunlar her gün yolda yürürken rastladığımız fakat hikayelerini bilmediğimiz için yaşıyor sandığımız insanlar. Yazar adeta, “Bakın, etrafımızda yaşıyor zannettiklerimiz belki de çoktan ölmüşlerdir.” demek istiyor.
Ayfer Tunç’un bir roman yoğunluğu taşıyan hikayelerinin dünyasına girmek isteyen okuyucularıma bir tavsiyeyle bitirmek istiyorum yazımı. Aziz Bey Hadisesi ilk basamağınız olsun ve hemen Ardından Mağara Arkadaşları gelsin. Sağlıcakla.