Yazı-Yorum

Acıyla Beslenen Bir Yazar: Virginia Woolf | Nur Yüksel Öztürk
13 Mart 2019

Acıyla Beslenen Bir Yazar: Virginia Woolf | Nur Yüksel Öztürk
 '' Para kazanın, kendinize ait bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın! ''
                                                                                                                                                         Virginia Woolf

25 Ocak 1882'de İngiltere'de dünyaya gelen, gerçek adı  "Adeline Virginia Stephen"  olan Woolf, 20. yüzyılın en önemli yazarlarından biridir. Hem feminist hem de modernist bir yazardır. Babası Sir Leslie Stephen, Victoria döneminin en tanınmış yazarlarındandı. Annesinin ve babasının ikinci evliliğiydi. O dönem kadınların geri planda kalması nedeniyle okula gidememiş, evde eğitim almak zorunda kalmıştı. Bunun boşluğunu her zaman içinde hissetmiştir. Ama babasının görkemli kütüphanesi sayesinde kendi kendini yetiştirme fırsatı bulmuştu. 
Henüz dokuz yaşındayken ağabeyi Thoby ile ''Hyde Park Gate News'' adı altında haftalık dergi çıkarmaya başladı. Küçük yaşına rağmen yazdığı hikayeler herkes tarafından okunmaya başlanmıştı. Yeteneğinin herkes farkındaydı.
Annesinin 1895’te ani ölümü sırasında Virginia 13 yaşındaydı. Bu ölüm onu derinden etkiledi. Sinir krizleri yaşamaya başlamıştı. Bu durumu ''Olabilecek en büyük felaket'' sözleriyle açıklamıştır. Yaşadığı travma  zaman zaman kendini gösteren halüsinasyonlar tüm bunlar hayatının tamamına yayılmıştı.
1904’te babasının kaybından sonra yeni bir krizin eşiğine gelen Woolf’un gerçek yaşama dönmesi uzun zaman aldı. Hep yazdı, hissettiklerini kimi zaman unutmak kimi zaman ise hatırlamak için yazdı.  
Babasının ölümünden sonra kardeşleriyle Bloomsbury'ye taşınması hayatında birçok değişikliğe neden oldu. Burada bir grupla tanıştı. Bloomsbury grubu içinde birçok ünlü edebiyatçıyı barındıran ve cinsel konulardaki özgürlükçü tavırlarıyla tanınan bir gruptu.
1912 yılında Leonard Woolf ile evlenen Woolf eşi sayesinde yazdığı kitapları yayınlatma fırsatı bulmuştu. Eşi onun için bir basımevi kurdu.
Virginia oldukça geleneksel bir yapıya sahip olan ilk romanı Dışa Yolculuk’u yazmaya 1908’de başlamıştı. Kadın-erkek eşitsizliği, kadının toplumdaki kısıtlı hali daha bu ilk kitapta açıkça vurgulanır.
1925'te yayınlanan Mrs Dalloway ise en dikkat çekici romanlarından biridir. Zaman kavramı ön plandadır. Woolf'un intiharı incelediği, toplumsal düzeni yoğun biçimiyle eleştirdiği tek bir gün içerisinde geçen kısa bir romandır. Bu kitabın ardından kadınların edebiyat dünyasındaki mücadelelerini işleyen kitabı Kendine Ait Bir Oda geldi. Woolf bu eseriyle kadın yazarların edebiyat dünyasında bir ses getirmek istiyordu.  Bugün bile feminist manifestonun en önemli yazarları arasında sayılmaktadır.
Ne kadar güçlü bir duruşu olsa da hassas kişiliği onun sonunu hazırladı. 2. Dünya Savaşı ile oluşan buhran haline artık tahammül edemeyen Virginia, 28 Mart 1941’de ceplerine doldurduğu taşlarla, kendini Ouse Nehri’nin sularına bırakarak dünyaya veda etti.
Mezar taşında Dalgalar adlı kitabında geçen “Kendimi sana doğru savuracağım, yenilmeksizin ve boyun eğmeden, ey ölüm!”  cümleleri yazmaktadır.
Eşi Leonard Woolf’a bıraktığı yüreğimizi burkan, içimize hüzün bırakan intihar mektubu şöyledir;
“En sevdiğim;
Yine çıldırmak üzere olduğumu hissediyorum. O korkunç zamanların bir diğerini artık atlatamayacağız. Ve ben bu sefer iyileşemeyeceğim. Sesler duymaya başladım ve odaklanamıyorum. Bu yüzden bana göre yapılması gereken en iyi şeyi yapıyorum. Bana verilebilecek en büyük mutluluğu verdin. Her şeyim oldun, bir insanın ne kadar yanında olunabilirse o kadar yanımdaydın. Bu iğrenç hastalık gün yüzüne çıkmadan önce birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemezdim. Daha fazla savaşmaya gücüm kalmadı. Hayatını mahvettiğimin farkındayım ve ben olmazsam rahatça çalışabileceğini biliyorum. Bunu sen de göreceksin. Bak, doğru düzgün yazamıyorum bile. Söylemek istediğim şu ki, hayatımdaki bütün mutluluğumu sana borçluyum. En başından beri sabırlı ve inanılmaz iyi oldun bana. Söylemek istediğim, bunu herkes biliyor, beni kurtarabilecek biri olsaydı o sen olurdun. Bana karşı mutlak iyiliğin dışında her şeyi kaybettim. Artık hayatını mahvetmeye devam edemem. Başka iki insan, seninle ben kadar mutlu olamazdı.''